Skip to content

Üye: 11705 Editör: 30, Uzmansel Danışmanı: 36
Makale ve Haber: 8165
3 misafir ve 56 üye bağlı
Sayfa:ANA SAYFA arrow Haberler arrow Bahcesel Özel Haber 
Advertisement
BİLGİ HAZİNESİ Haberler Bahcesel Özel Haber

BASIN AÇIKLAMASI: ÇİFTÇİNİN SIRTINDAN KURAKLIK EKONOMİSİ OLMAZ
Perşembe, 23 Ağustos 2007

Bilindiği gibi yerküremiz, karşılaştırabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal bir değişimin yanı sıra doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklim değişikliği ile karşı karşıyadır. Doğal bir Afet olan "Kuraklık" sonucu ortaya çıkan verim ve kalite  azalmasının sadece çiftçilerin sırtına yüklenmesi doğru değildir. Bu sorun hepimizin ve hepimiz çiftçilerimizle dayanışmalı, paylaşmalı, bu topraklara sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum.

Prof.Dr.Kamil Okyay SINDIR, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi basın açıklaması, yazının devamındadır.

 

ÇİFTÇİNİN SIRTINDAN KURAKLIK EKONOMİSİ OLMAZ

Bilindiği gibi yerküremiz, karşılaştırabilir zaman dilimlerinde gözlenen
doğal bir değişimin yanı sıra doğrudan veya dolaylı olarak küresel
atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklim değişikliği
ile karşı karşıyadır.

İnsanoğlu bir yandan ısınma, ulaşım, aydınlanma ve sanayi üretiminin enerji
gereksinimlerinin karşılanabilmesi amacıyla milyarlarca yılda yer altında
hapsedilmiş katı, sıvı veya gaz formundaki fosil yakıt kaynaklarını
kullanarak diğer yandan da doğal kaynaklarımız üzerinden rant elde etme
arzusuyla çevrenin tahribatı ve ormansızlaştırma sonucu söz konusu iklim
değişikliğinde önemli bir etkendir. Artan dünya nüfusunun beslenme, giyinme,
barınma ve sosyal gereksinimlerinin karşılanabilmesi için orman alanları yok
edilerek tarıma açılmakta, kimi zaman da ulaşım, sanayi ve kentsel yerleşim
amaçlı olmak üzere bu alanların doğal dokusu tamamen yok edilebilmektedir.
Bütün bunların bir sonucu olarak atmosferimizin, okyanuslarımızın ve kara
kütlelerimizin yüzeyindeki sıcaklıklar da yükselmektedir. Sonuç olarak,
küresel kuraklık, çölleşme, kitlesel göçler, canlı türlerin önemli bir
kısmının yok olması, dünyanın yiyecek stoklarının erimesi ve benzeri daha
bir çok afet ile karşılaşılması kaçınılmazdır.

Bilindiği gibi, ülkemiz (bu yıl itibariyle) 1650 m3 kişi başına yıllık su
potansiyeli ile su fakiri olma yolunda bir ülkedir ve var olan su
kaynaklarımız da her geçen gün daha da kirletilerek potansiyel kullanım
dışına çıkarılmaktadır. Diğer yandan da "yağışların kaydedilen normal
seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu arazi ve su kaynaklarının
olumsuz etkilenmesi ve hidrolojik dengede bozulmalara sebep olan doğal olay"
olarak tanımlanan "kuraklığın" ülkemizde son 20 yıl içinde artan sıklıkta
görüldüğü bilinmektedir.

Kuraklık bir doğal afettir. Kuraklığın başlangıç ve bitişinin belirsiz
oluşu, kümülatif olarak artması, aynı anda birden fazla kaynağa etkisi ve
ekonomik boyutunun yüksek olması onu diğer doğal afetlerden ayıran en önemli
özellikleridir. Meteorolojik karakterli doğal afetler içinde de tahmini en
zor olandır. Kuraklık, bir yandan insan ve faaliyetlerinin su kaynaklarına
olan bağımlılığı nedeniyle toplum üzerinde önemli etkiler göstermekte, diğer
yandan da ciddi çevresel, ekonomik ve sosyal sorunlara da neden olmaktadır.

Toprakta bitkinin ihtiyacını karşılayacak miktarda su bulunmaması olarak
tanımlanan tarımsal kuraklık ise nem kaybı ve su kaynaklarında kıtlık
oluştuğu zaman meydana gelir ve ürün miktarında önemli ölçüde azalmalara,
bitki gelişimlerinde değişime ve hayvanlar için ölümlere varabilen
tehlikelere neden olur. Kuraklık, her ne kadar ekonominin birçok sektörünü
etkilese de tarım sektörü bu doğal afetten en çok etkilenen sektör
konumundadır. Kuraklığın en belirgin etkileri arasında; tarımsal üretimde
verimliliğin ve çeşitliliğin azalması, zararlı ve hastalıkların yaygın
etkilerinin görülmesi, ürün kalitesinde düşüklük, otlakların verimliliğinin
azalması, balık üretiminde kayıplar, ulusal büyümede ve ekonomik gelişmede
gecikme, yiyecek üretiminde düşüş, yiyecek stoklarında azalma, suyun
taşınmasında pahalılık, çiftçi gelirlerinde kayıplar, tarıma dayalı sanayi
sektöründe kayıplar, toprak, su ve rüzgar erozyonunda artış, suyun
kalitesine olumsuz etkiler, bitki ve hayvanların doğal yaşam alanlarına
olumsuz etkiler, yiyecek kıtlığı, derinleşen yoksulluk, göçler, sosyal
huzursuzluklar, kırsalda yaşam seviyesinde düşüşler ve diğerleri
belirtilebilir.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİGM)'nün Türkiye geneli için
2007 Kuraklık Değerlendirme raporuna göre; ülkemiz bulunduğu coğrafi konum
itibariyle yarı-kurak bir iklim kuşağında bulunduğundan ve topografyası
gereği düzensiz yağış rejimine sahip olması nedeniyle sürekli kuraklık riski
altında yaşayan bir ülkedir. İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde yağışlarda
normale göre Ege Bölgesi'nde %43, Marmara Bölgesi'nde %34, İç Anadolu
Bölgesi'nde %22 ve Akdeniz Bölgesi'nde %13 azalma olmuş ve Ağustos ayında da
sıcak ve kurak dönem etkisini sürdürecektir. İzmir, Akhisar, Manisa, Muğla,
Aydın, Kütahya ve Ege Bölgesi'nde yer alan daha bir çok yöremiz bu yıl
itibariyle kuraklık sınıflandırmasında en şiddetlisi olan "Çok Şiddetli
Kurak" sınıfına girmişlerdir.

Yaşamakta olduğumuz böylesi şiddetli bir "doğal afet" koşulunda,
üreticilerimiz ülkemizin bir çok bölgesinde bir çok tür ve çeşitteki
bitkilerin en çok gereksinim duydukları dönemlerde (örneğin buğdayda;
çimlenme, kardeşlenme, sapa kalkma, başaklanma, olgunlaşma) yeter miktarda
suyu bulamadıkları için verim kaybı ve kalite düşüklüğü sorunları ile karşı
karşıya kalmışlardır. Diğer yandan çok yüksek değerlerde seyreden "sıcaklık"
sonucu özellikle meyve ve sebzelerde solunum ve fotosentez dengeleri
bozulmuş, meyve dökülmeleri, meyve yanıkları ile karşılaşılmış, bitki
büyümeleri yavaşlamış ve solmalar görülmüştür.

Tüm bunların sonucunda zaten yüksek girdi maliyetleri ve düşük ürün
fiyatları karşısında zor durumda olan çiftçimizin zararı katlanmış
bulunmaktadır. Buğday, ayçiçeği, baklagiller, fındık, incir, mısır, pamuk,
sebze ve meyveler, zeytin ve daha birçok üründe %50'lere varan oranlarda
verim ve kalite düşüşüne bağlı değer kayıpları bildirilmektedir. Bölgemizde
(Kuzey ve Güney Ege) ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde zeytin üretiminde
kuraklığa bağlı %50'lere varan kayıpların olduğu sulama olanağı bulunamayan
genç ağaçların kurudukları görülmektedir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin
yapmış olduğu gözlem sonuçlarına göre de ülkemiz genelinde 5 milyar YTL
tarımsal üretim kaybının olduğu bildirilmiştir.

Unutulmamalıdır ki "Kuraklık" çiftçinin önleyemeyeceği bir doğal afettir ve
sonuçları ve maliyeti tek başına çiftçinin sırtına yüklenmemelidir.
Ülkemizin başına gelen böylesi bir afetin zararlarını karşılamak devletin en
temel görevlerinden birisi olmalıdır. Oysa ki, Kuraklık Tarım Sigortaları
Kanunu kapsamının dışında tutulmaktadır. Diğer yandan hükümetimiz,
2007/12339 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile bu yılki Kuraklık nedeni ile
zarar gören çiftçilere hibe olarak vermeyi taahhüt ettiği destekleme
kapsamında;

*       Sadece 40 ili kapsam içerisine almış,
*       Zarar % 25'i aşarsa destek vermeyi öngörmüş ve bunun altındaki
zararlar ile ilgilenmemiş,
*       Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı olma koşulu getirerek kayıtlı
olmayanları yok saymış,
*       sadece buğday (15 YTL/da), arpa ve korunga (12 YTL/da) ve fiğ (20
YTL/da) ürünlerini kapsam içerisine almış,
*       söz konusu hibenin "sertifikalı tohumluk ihtiyacının karşılanması
amacıyla" verileceğini bildirerek çiftçiden çok tohumculuk sektörünün
zararlarına karşı duyarlılık göstermiş,
*       desteğin çiftçilerin "kaybettikleri ürün miktarına karşılık gelen
alan" üzerinden verilmesini vurgulayarak esasen zararın sadece (yaklaşık) %
7 .% 18'lik bir kısmını karşılayacağını karara almış bulunmaktadır. (bu konu
üzerinde iki ekstrem örnek aşağıda verilmektedir;

o    500 kg/da ortalama buğday verimi alan 100 dekar alan sahibi bir üretici
%25 kayba uğrar ise sahibinin alacağı toplam destek miktarı : 100 dekar *
%25 kayıp * 15 YTL/da = 375 YTL
oysa ki bu çiftçinin toplam zararı: 500 kg/da * % 25 kayıp * 100 dekar * 40
YKr/kg = 5000 YTL
Desteğin toplam zararı karşılama oranı : 375 / 5000 = %7.5

o    200 kg/da ortalama buğday verimi alan 100 dekar alan sahibi bir üretici
%25 kayba uğrar ise sahibinin alacağı toplam destek miktarı : 100 dekar *
%25 kayıp * 15 YTL/da = 375 YTL
oysa ki bu çiftçinin toplam zararı: 200 kg/da * % 25 kayıp * 100 dekar * 40
YKr/kg = 2000 YTL
Desteğin toplam zararı karşılama oranı : 375 / 5000 = %18.75

*       ayrıca, kuraklıktan zarar gören üreticilerin kredi borçlarının 1 yıl
süre ile ertelenmesi uygulamasında faiz tahakkuk ettirilmesi bir destek
değil sadece zararın geciktirilmesidir.
*       Kuraklık Desteklemesinin iyi duyurulamamış olması sonucunda da zarar
gören üreticilerimizin de önemli bir kısmının bundan yararlanamadığı
bilinmektedir.

Bu bağlamda, öncelikle ve ivedi olarak;

*       Kuraklık ve Don afetleri Tarım Sigortaları kapsamına alınmalıdır,
*       Kuraklık desteği sadece buğday, arpa, fiğ ve korunga için değil, bu
afetten etkilenen istisnasız tüm ürünleri kapsamalıdır,
*       Kuraklık afetinin zararları, küresel ısınmaya sadece %5'lik etkisi
olan tarım sektörü ve  çiftçilerimiz değil tüm yurttaşlarımız tarafından
üstlenilmelidir,
*       Kuraklık bahane ederek tüketici fiyatlarında spekülatif artışlara
neden olan aracıların önüne derhal geçilmelidir,
*       Kuraklık desteği olarak verilen yardımlar, göstermelik ve bir lütuf
olarak değil fakat üreticinin zararını karşılamaya yönelik olmalıdır.

KURAKLIK DOĞAL AFETTİR VE MALİYETİ ÇİFTÇİNİN SIRTINA YÜKLENMEMELİDİR.

Prof.Dr.Kamil Okyay SINDIR

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi

Yönetim Kurulu Başkanı


YORUMUNU FORUMSEL'E YAZ (0)
Hit: 614
Trackback(0)
Yorum (0)add
Yorum yazabilmeniz iin kaytl罽 olmalsn�z. Henz bahcesel yesi de켰ilseniz ltfen ncelikle kay춽t olunuz.

busy
Son Güncelleme ( Perşembe, 23 Ağustos 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
Zamanınız bizim için değerlidir!
Aldesem.com. Tarımda e-ticaret merkezi
BLACK SEA AGROWEEK08 Karadeniz Tarım ve Gıda Fuarı
RSS Bahcesel
Elektriğe Yönünü Biz gösteriyoruz