|
Güneydoğu’daki inanışa göre, iki kardeş, o gün mutluluktan beyazlar giyerler, sevinç içinde karşılaşma anını beklerlermiş. Adlarının birleşiminden oluşan Hıdırellez günü, kavuşan kardeşler hasret giderir, zamanı gelince de ağlaşarak ayrılırlarmış.
Hızır’ın kardeşiyle buluşmaya giderken elini nereye sürerse bereket dağıttığına inanıldığı için o gece bütün yiyecek küplerinin ağzı Hızır’ın elinin değmesi için açık tutulur. Ayrıca, dileği olanlar, yine Hızır’ın elinin değmesi için bir gece önceden bahçeye çamurdan evler, dükkânlar, arabalar, salıncaklar yapar. Sedef çiçeği veya gül dibine para konur, evlenmek isteyenler bir ağacın veya çiçeğin dalına yüzük takarlar. Elbise isteyen elbiselerini bahçeye çıkarır, ibadet isteyen seccade, tesbih koyar. Bir gün önceden yüzükler toplanır, çömleğe konulur, gülün dibinde bekletilir. Ertesi gün maniler okunarak çıkarılan yüzüğe göre yorum yapılır. Akşamlara kadar yenilir, içilir, eğlenilir.
Nevruz biraz soğuklara gelse de Hıdırellez daha sıcak havalara rastlar ve Anadolu’nun hemen hemen bütün şehirlerinde kutlanır. Hıdırellez için kır yiyecekleri hazırlanır. Börekler, çörekler, top yumurtalar, kurabiyeler, köfteler, ayran, şerbet ve şurupla (günümüzde meşrubat) yenilir, içilir. Çimene basılması, taze yeşil yiyecekler yenilmesi, çoğu yerde o gün sağılan taze süt içilmesi gibi gelenekler yaygındır. Ayrıca Nevruz’da da uygulanan beyaz giyilmesi ve beyaz renkli yiyecekler yenilmesi âdeti Hıdırellez’den kaynaklanmaktadır. Bunun nedeni Hızır ile İlyas’ın beyaz giymesi olarak açıklanmaktadır.
Anadolu’da, Hıdırellez zamanı görülen en enteresan uygulama Mardin’de bir hafta süren “Tembeller Haftası”dır. Bu haftaya “Hasit-Merani” de denilir. Hasit-Merani “Uyanış-Doğuş” demektir, tabiatın canlanmasını ifade eder. Mardinli Eliza Donat’ın 1986’da anlattığına göre; “Hasit-Merani, Süryani âdetidir; Paskalya Bayramı’ndan önce yataklar dökülür, evler temizlenir. Paskalya’dan sonraki ilk pazar kızlar pazarıdır; evli kızlar baba evine davet edilirler. Yani hanımlar çok yorulur. Bu nedenle kızlar davetinden sonraki ilk cuma “Yorgunlar Haftası” ilan edilir. Rivayete göre, Kale ardında Marin adlı bir kadın varmış, bir gün ‘Marin doğum yaptı, ya da uyandı’ diye haber gelmiş; herkes Kale ardına koşmuş. Bu âdet böyle başlamış. Ondan sonra bütün Mardinliler ilk cuma günü Kale’ye, cumartesi günü Vali Konağı’na, pazar günü Kale ardına çıkarlar. Biz inanmayız ama Türk kardeşlerimiz, bu hafta dışarı çıkmayanların çeşitli felaketlere uğrayacağına inanırlar”. Bu inanışlar Behiye Gülseren’in anlatımıyla şunlardır:
Cuma: Kıra gitmeyeni yılan, akrep sokacağına inanılır. Korunmak için kıştan kalan et sucuğuyla bütün eve tütsü dolaştırlır.
Cumartesi: Kıra gitmeyenin bir yıl içinde koyununu kurt kapacağına inanılır.
Pazar: Tüm tabiatın ve canlıların uyanma günüdür. Bu nedenle eğlenmelidir.
Pazartesi: Azma günüdür, çok eğlenmelidir.
Salı: Kıra gitmeyenin tarlası, tapanı bir yıl afata (dolu, fırtına vb.) uğrar.
Çarşamba: Coşma günüdür, çok eğlenmelidir.
Perşembe: Kıra gitmeyenler, yıl içinde sel felaketine uğrarlar.
Cuma: Uslanma, tası tarağı devirip yıkanma günüdür. Bir hafta süren eğlencelerden sonra herkes yıkanır, hanım olur, evine girer, oturur.
Anadolu’nun kültürel zenginlikleri saymakla bitmez. Mardin’de olup da bir hafta tatil yapamayacağımıza göre, bu hafta, yine Nevruz’da olduğu gibi dertlerimizden bütün yıl soyulmamız dileğiyle, patatesleri soyarak köfte yapalım ve yıl boyunca mutluluğu yakalayalım
http://pazar.zaman.com.tr/?bl=10&hn=2186
|