<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Blogsel'de Son Yazılar]]></title>
		<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blog.php</link>
		<description>Bahçe, Peyzaj, Tarım, Orman, Çevre, forum sitesi, uzman, danışman</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 07 Sep 2008 13:27:05 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.bahcesel.com/forumsel/images/lustrous/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Blogsel'de Son Yazılar]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>magnolia grandiflora</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/migolass/148-magnolia-grandiflora.html</link>
			<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 13:52:40 GMT</pubDate>
			<description>orijini amerika olan bu muhtesem bitki hakkında merak ettiginiz ne varsa</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>orijini amerika olan bu muhtesem bitki hakkında merak ettiginiz ne varsa</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>migolass</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/migolass/148-magnolia-grandiflora.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bu günkü dersimiz ENTOMOLOJİK Gelişmeler</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/147-bu-gunku-dersimiz-entomolojik-gelismeler.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 17:40:24 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hepimizin bildiği gibi Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel müdürlüğü &#8220;Bitki  koruma ürünlerinin reçeteli satiş usul ve esaslari hakkinda yönetmelik&#8221;  taslağını görüşlere açtı. 15 eylül tarihine kadar bizlerden görüş bekliyorlar.  Bu güzel girişim için kurumu kutlamak istiyorum. Demekki gelecek tepkilere göre  düzenleme yapılmak istenmesi kurumun açık görüşlü olduğunun bir göstergesi&#8230;  

Ancak bu görüşler nasıl bildirilecek ve fikirlerimizi nasıl ileteceğiz?  Bu konuda meslektaşlarıma yol göstermek içinf ve tepkilerimizi iletmek için bu  yazıyı kaleme aldım ve sizinle görüşlerimi paylaşmak istiyorum. 
Amaç gayet  net ve güzel.. . Olay özetle şu: Bundan sonra her aklına esen bize satacağı ürün  üzerine istediği ilacı atamayacak. Yönetmelik te bunun için çıkıyor.  

Meslekten olmayanlar için bu güzel bir gelişme ve insan sağlığını ön plana  çıkaran bir uygulama&#8230; 
Yönetmelik Taslağına 
Bitki  Koruma Ürünlerinin Reçeteli Satış Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik  Taslağı (http://www.kkgm.gov.tr/taslak/BKU_Receteli_Satis.zip)
 http://www.kkgm.gov.tr/taslak/BKU_Receteli_Satis.zip  linklerinden ulaşabilirsiniz. Dosyayı bilgisayarınıza kaydedip zipli dosyayı  açtığınızda iki dosya göreceksiniz. 1. si taslak metni 2. si de yönetmeliğe  teklif veya itirazınız varsa teklif bildirme formu. Ilk olarak taslağı dikkatle  okuyunuz ve notlarınızı teklif dosyasına yazarak Ümit Uğur BAHÇE (umitb@kkgm.gov.tr) Bu mail adresi spam botlara  karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır linkinden yada umitb@kkgm.gov.tr Bu mail adresi spam  botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır e-posta  adresine kaydettiğiniz yeni teklif dosyasını gönderiniz. Hepsi bu&#8230; Kısaca benim  görüşlerimi de önemserler diye e-posta ile tekliflerimi gönderdim ve buradan  kısaca sizlere de duyurmak istedim. Umarım okuduğum taslak metnini yanlış  anlamışımdır. Ve umarım bu yazdıklarıma yorum olarak bir cevap gelir. Bende  yazımı ona göre tekrar düzenleyebilirim. Ve kafamızdaki bir çok soruya da cevap  buluruz. Çünkü bu taslak hiç hoşuma gitmedi&#8230; Öncelikle taslak metnini  okuduysanız yazdıklarımda neden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız. 

Madde 6  çok enteresan. Diyor ki *Reçete Düzenleme Yetkisine Sahip Kişi ve  Kuruluşlar* *Madde 6 &#8211; Bitki koruma ürünlerinde reçeteyi aşağıdaki  nitelikleri taşıyan kişiler yazabilir.* 
*Zirai Mücadele  Araştırma Enstitülerinde görevli ziraat mühendisleri,* 

*İl  Tarım Müdürlükleri Bitki Koruma Şube Müdürlüklerinde görevli ziraat  mühendisleri,* 
*İlçe Tarım Müdürlükleri Bitki Koruma  Hizmetlerinde görevli ziraat mühendisleri,* 
*Zirai Araştırma  Enstitülerinin Bitki koruma Bölümlerinde çalışan Ziraat Mühendisleri,*  

*Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümlerinde çalışan öğretim  üyeleri,* 
*Resmi ve özel kuruluşlar ile Zirai Mücadele  konularında danışmanlık hizmeti veren kuruluşlarda zirai mücadele konularında en  az 3 yıl çalışmış Bakanlık tarafından eğitim verilerek yeterli bulunmuş Ziraat  Mühendisleri, Ziraat Teknisyenleri ve Teknikerleri* 

*Bende  soruyorum:* Ülkemizdeki binlerce Zıraat mühendislerinin yüzde kaçı sayılan  kurumlarda çalışmaktadır? Tarım sadece onlardan mı ibaret? Acaba bu kurumda  çalışanlardan kaç tanesi örneğin palmiye kırmızı örümceğine etkili ilaç tavsiye  edebilirler? *

hepsi her konuya vakıf mı?* 
Taslağın Kurumlar olarak  sınırlandırılması serbest çalışan mühendisleri zora sürüklemekten başka bir şey  değil. Ayrıca yıllardır meyve ve sebze üretimi yapan bir Bahce bitkileri bölümü  mezunu bir zıraat mühendisi olarak ürünlerimde kullanacağım tarım ilaçları için  gidip bir başka mühendis arama fikrini kabul edemiyorum. Çünkü benim kullandığım  ilaçlar da teknik talimatlara uygun olduğundan bitki koruma mezunu bir  meslektaşım benim istediğim ilaçları da bana yazacaktır. Neden ben kendi  ilacımın reçetesini yazamıyorum. Neden bir sebzecilik profesörü ilaç reçetesi  yazamıyor? Zırai mücadele konularında 3 yıl çalışmış Bakanlığın eğitim vererek  yeterli bulduğu bir meslektaşımız sebzecilik hocasından daha mı iyi reçete yazar  sizce??? 657  devlet memurları kanununda 1 yıl çalışan aday memura asil memur ünvanı verilip  devletin her türlü riskli görevi verilebildiği halde tarım ilacı yazma yetkisi  verilmemesi ve en az 3 yıl çalışma şartı koyulması da gereksiz. 1 yıl bile  çalışsa neden yeterli olmuyor ki? Neden 3 yıl. Kendi kendimizin elini kolunu  bağlıyoruz&#8230; Peki Ziraai ilaç kullanmasını bilmeyen zıraat mühendislerine neden  diploma veriliyor? mühendisler gerçekten ilaç kullanmasını bilmiyorlar mı? O  zaman neden entomoloji, fitopatoloji gibi bir sürü dersler okutuluyor?  

*Hocalarımızın bizlere sahip çıkmalarını bekliyoruz ama bir tanesi çıkıp ta  konuşmuyor.* 

Teklifim şu ki; *Tüm mühendislerin reçete yazma yetkisi  olmalı&#8230;* Zaten risk ve sorumluluk reçeteyi yazanda olacağından konuya hakim  olmayanlar zaten reçete yazmayacaklardır. İş bulmakta zorlanan meslektaşlarınızı  böyle zorluklara sokarak önlerini tıkamayınız. Lütfen görüşlerinizi buradan ve  yukarıdaki vermiş olduğum mail adresinden iletiniz. Saygılarımla 

S.  Murat SARAÇ
Anasayfa*-*Bahçe Peyzaj Tarım Danışmanlığı (http://www.bahcedanismani.com/)
 __________________
Bahce Peyzaj Tarim Danismanligi Icin www.bahcedanismani.com   (http://www.bahcedanismani.com/)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hepimizin bildiği gibi Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel müdürlüğü &#8220;Bitki  koruma ürünlerinin reçeteli satiş usul ve esaslari hakkinda yönetmelik&#8221;  taslağını görüşlere açtı. 15 eylül tarihine kadar bizlerden görüş bekliyorlar.  Bu güzel girişim için kurumu kutlamak istiyorum. Demekki gelecek tepkilere göre  düzenleme yapılmak istenmesi kurumun açık görüşlü olduğunun bir göstergesi&#8230;  <br />
<br />
Ancak bu görüşler nasıl bildirilecek ve fikirlerimizi nasıl ileteceğiz?  Bu konuda meslektaşlarıma yol göstermek içinf ve tepkilerimizi iletmek için bu  yazıyı kaleme aldım ve sizinle görüşlerimi paylaşmak istiyorum. <br />
Amaç gayet  net ve güzel.. . Olay özetle şu: Bundan sonra her aklına esen bize satacağı ürün  üzerine istediği ilacı atamayacak. Yönetmelik te bunun için çıkıyor.  <br />
<br />
Meslekten olmayanlar için bu güzel bir gelişme ve insan sağlığını ön plana  çıkaran bir uygulama&#8230; <br />
Yönetmelik Taslağına <br />
<a href="http://www.kkgm.gov.tr/taslak/BKU_Receteli_Satis.zip" target="_blank">Bitki  Koruma Ürünlerinin Reçeteli Satış Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik  Taslağı</a><br />
 <a href="http://www.kkgm.gov.tr/taslak/BKU_Receteli_Satis.zip" target="_blank">http://www.kkgm.gov.tr/taslak/BKU_Receteli_Satis.zip</a>  linklerinden ulaşabilirsiniz. Dosyayı bilgisayarınıza kaydedip zipli dosyayı  açtığınızda iki dosya göreceksiniz. 1. si taslak metni 2. si de yönetmeliğe  teklif veya itirazınız varsa teklif bildirme formu. Ilk olarak taslağı dikkatle  okuyunuz ve notlarınızı teklif dosyasına yazarak <a href="mailto:umitb@kkgm.gov.tr">Ümit Uğur BAHÇE</a> Bu mail adresi spam botlara  karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır linkinden yada <a href="mailto:umitb@kkgm.gov.tr">umitb@kkgm.gov.tr</a> Bu mail adresi spam  botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır e-posta  adresine kaydettiğiniz yeni teklif dosyasını gönderiniz. Hepsi bu&#8230; Kısaca benim  görüşlerimi de önemserler diye e-posta ile tekliflerimi gönderdim ve buradan  kısaca sizlere de duyurmak istedim. Umarım okuduğum taslak metnini yanlış  anlamışımdır. Ve umarım bu yazdıklarıma yorum olarak bir cevap gelir. Bende  yazımı ona göre tekrar düzenleyebilirim. Ve kafamızdaki bir çok soruya da cevap  buluruz. Çünkü bu taslak hiç hoşuma gitmedi&#8230; Öncelikle taslak metnini  okuduysanız yazdıklarımda neden bahsettiğimi daha iyi anlayacaksınız. <br />
<br />
Madde 6  çok enteresan. Diyor ki <b><i>Reçete Düzenleme Yetkisine Sahip Kişi ve  Kuruluşlar</i></b> <b><i>Madde 6 &#8211; Bitki koruma ürünlerinde reçeteyi aşağıdaki  nitelikleri taşıyan kişiler yazabilir.</i></b> <br />
<b><i>Zirai Mücadele  Araştırma Enstitülerinde görevli ziraat mühendisleri,</i></b> <br />
<br />
<b><i>İl  Tarım Müdürlükleri Bitki Koruma Şube Müdürlüklerinde görevli ziraat  mühendisleri,</i></b> <br />
<b><i>İlçe Tarım Müdürlükleri Bitki Koruma  Hizmetlerinde görevli ziraat mühendisleri,</i></b> <br />
<b><i>Zirai Araştırma  Enstitülerinin Bitki koruma Bölümlerinde çalışan Ziraat Mühendisleri,</i></b>  <br />
<br />
<b><i>Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümlerinde çalışan öğretim  üyeleri,</i></b> <br />
<b><i>Resmi ve özel kuruluşlar ile Zirai Mücadele  konularında danışmanlık hizmeti veren kuruluşlarda zirai mücadele konularında en  az 3 yıl çalışmış Bakanlık tarafından eğitim verilerek yeterli bulunmuş Ziraat  Mühendisleri, Ziraat Teknisyenleri ve Teknikerleri</i></b> <br />
<br />
<b>Bende  soruyorum:</b> Ülkemizdeki binlerce Zıraat mühendislerinin yüzde kaçı sayılan  kurumlarda çalışmaktadır? Tarım sadece onlardan mı ibaret? Acaba bu kurumda  çalışanlardan kaç tanesi örneğin palmiye kırmızı örümceğine etkili ilaç tavsiye  edebilirler? <b><br />
<br />
hepsi her konuya vakıf mı?</b> <br />
Taslağın Kurumlar olarak  sınırlandırılması serbest çalışan mühendisleri zora sürüklemekten başka bir şey  değil. Ayrıca yıllardır meyve ve sebze üretimi yapan bir Bahce bitkileri bölümü  mezunu bir zıraat mühendisi olarak ürünlerimde kullanacağım tarım ilaçları için  gidip bir başka mühendis arama fikrini kabul edemiyorum. Çünkü benim kullandığım  ilaçlar da teknik talimatlara uygun olduğundan bitki koruma mezunu bir  meslektaşım benim istediğim ilaçları da bana yazacaktır. Neden ben kendi  ilacımın reçetesini yazamıyorum. Neden bir sebzecilik profesörü ilaç reçetesi  yazamıyor? Zırai mücadele konularında 3 yıl çalışmış Bakanlığın eğitim vererek  yeterli bulduğu bir meslektaşımız sebzecilik hocasından daha mı iyi reçete yazar  sizce??? 657  devlet memurları kanununda 1 yıl çalışan aday memura asil memur ünvanı verilip  devletin her türlü riskli görevi verilebildiği halde tarım ilacı yazma yetkisi  verilmemesi ve en az 3 yıl çalışma şartı koyulması da gereksiz. 1 yıl bile  çalışsa neden yeterli olmuyor ki? Neden 3 yıl. Kendi kendimizin elini kolunu  bağlıyoruz&#8230; Peki Ziraai ilaç kullanmasını bilmeyen zıraat mühendislerine neden  diploma veriliyor? mühendisler gerçekten ilaç kullanmasını bilmiyorlar mı? O  zaman neden entomoloji, fitopatoloji gibi bir sürü dersler okutuluyor?  <br />
<br />
<b>Hocalarımızın bizlere sahip çıkmalarını bekliyoruz ama bir tanesi çıkıp ta  konuşmuyor.</b> <br />
<br />
Teklifim şu ki; <b>Tüm mühendislerin reçete yazma yetkisi  olmalı&#8230;</b> Zaten risk ve sorumluluk reçeteyi yazanda olacağından konuya hakim  olmayanlar zaten reçete yazmayacaklardır. İş bulmakta zorlanan meslektaşlarınızı  böyle zorluklara sokarak önlerini tıkamayınız. Lütfen görüşlerinizi buradan ve  yukarıdaki vermiş olduğum mail adresinden iletiniz. Saygılarımla <br />
<br />
S.  Murat SARAÇ<br />
<a href="http://www.bahcedanismani.com/" target="_blank">Anasayfa*-*Bahçe Peyzaj Tarım Danışmanlığı</a><br />
 __________________<br />
Bahce Peyzaj Tarim Danismanligi Icin <a href="http://www.bahcedanismani.com/" target="_blank">www.bahcedanismani.com  </a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bahcedanismani.com</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/147-bu-gunku-dersimiz-entomolojik-gelismeler.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[90 çeşit madenin 77'si Türkiye'de]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/ubeyd/146-90-cesit-madenin-77si-turkiyede.html</link>
			<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 15:08:43 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde oturuyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28&#8217;inci, maden çeşitliliği itibariyle 10&#8217;uncu sırada yer alıyor. 

Türkiye&#8217;de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77&#8217;sinin varlığı Türkiye&#8217;de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor. Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4&#8217;ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5&#8217;i, kömür rezervlerinin yüzde 1&#8217;i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8&#8217;i Türkiye&#8217;de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72&#8217;ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTINDA DÜNYA İKİNCİSİYİZ

Türkiye&#8217;nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10&#8217;u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye&#8217;de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye&#8217;de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ

Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7&#8217;inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye&#8217;nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5&#8217;inci konumda.

KÖMÜR REZERVİ 2,3 MİLYAR TON ARTTI

Son 3 yılda yapılan kömür aramalarında özellikle derin sondajlar uygulandı. 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

DİĞER ÖNEMLİ REZERVLER

 Çinko-kurşun: Türkiye&#8217;nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.
 Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.
 Krom: Türkiye&#8217;nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.
 Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72&#8217;sini elinde bulunduruyor.
 Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.
 Bakır: Türkiye&#8217;de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.
 Trona: Türkiye&#8217;nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.
 Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye&#8217;nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.
 Mermer ve doğal taşlar: Türkiye&#8217;nin 80 bölgesinde 150&#8217;den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye&#8217;nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.
 Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye&#8217;de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.
 Çimento ve diğer yapı malzemeleri: İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.
 Bentonit: Türkiye&#8217;de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.
 Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR

Türkiye&#8217;nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.

Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.

Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenler ilk sırada yer alıyor. Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğu termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketiliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde oturuyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28&#8217;inci, maden çeşitliliği itibariyle 10&#8217;uncu sırada yer alıyor. <br />
<br />
Türkiye&#8217;de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77&#8217;sinin varlığı Türkiye&#8217;de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor. Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4&#8217;ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5&#8217;i, kömür rezervlerinin yüzde 1&#8217;i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8&#8217;i Türkiye&#8217;de bulunuyor.<br />
<br />
Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72&#8217;ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.<br />
<br />
ALTINDA DÜNYA İKİNCİSİYİZ<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10&#8217;u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.<br />
<br />
Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye&#8217;de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye&#8217;de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.<br />
<br />
JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ<br />
<br />
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7&#8217;inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye&#8217;nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5&#8217;inci konumda.<br />
<br />
KÖMÜR REZERVİ 2,3 MİLYAR TON ARTTI<br />
<br />
Son 3 yılda yapılan kömür aramalarında özellikle derin sondajlar uygulandı. 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.<br />
<br />
DİĞER ÖNEMLİ REZERVLER<br />
<br />
 Çinko-kurşun: Türkiye&#8217;nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.<br />
 Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.<br />
 Krom: Türkiye&#8217;nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.<br />
 Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72&#8217;sini elinde bulunduruyor.<br />
 Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.<br />
 Bakır: Türkiye&#8217;de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.<br />
 Trona: Türkiye&#8217;nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.<br />
 Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye&#8217;nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.<br />
 Mermer ve doğal taşlar: Türkiye&#8217;nin 80 bölgesinde 150&#8217;den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye&#8217;nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.<br />
 Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye&#8217;de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.<br />
 Çimento ve diğer yapı malzemeleri: İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.<br />
 Bentonit: Türkiye&#8217;de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.<br />
 Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.<br />
<br />
2010 MADEN İHRACAT HEDEFİ 10 MİLYAR DOLAR<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin 2004 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolar olan maden ürünleri ihracatı, 2005 yılında 1,5 milyar dolara çıktı. 2006 yılında yaklaşık 2 milyar dolara ulaşan maden ihracatı, geçen sene 2 milyar 715 milyon dolara yükseldi. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34 arttı.<br />
<br />
Maden ihracatında doğal taşlar 1 milyar 250 milyon dolar ile ilk sırada yer alıyor. Doğal taşlar ürün grubunu 544,3 milyon dolar ile metalik madenler, 491 milyon dolar ile endüstriyel ham maddeler takip ediyor.<br />
<br />
Maden ihracatında bor, krom, selestit, manyezit, barit, mermer, ponza, feldspat gibi madenler ilk sırada yer alıyor. Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 60 milyon ton kadar üretilen kömürün ise büyük çoğunluğu termik santrallerde olmak üzere yurt içinde tüketiliyor.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>ubeyd</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/ubeyd/146-90-cesit-madenin-77si-turkiyede.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Portakal suyu dolu kadeh</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/ubeyd/145-portakal-suyu-dolu-kadeh.html</link>
			<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 13:58:38 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ünlü bir köşe yazarımız bir sembole dokundu. Sayın Başbakan alkollü olmasa da kadeh kaldırmalıydı.



Ayrıca aynı kişi daha önce Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni Sayın Ekrem Dumanlı&#8217;nın makamında Atatürk&#8217;ün büyük resmini gördüğünü de hayretle yazılmıştı. 

Uzlaşma, semboller ve değişim olgusu derken öfke ve istihzalı tepkiler kafaları karıştırdı. 

Devlet içinde 28 Şubat operasyonu bazı semboller üzerinden yapılmıştı. İnsanlar kılık, kıyafet, evinde var olan tablolar, kaç tane Atatürk resmi olduğu, alaturka tuvalet kullanıp kullanmadığı, gümüş yüzük takıp takmadığı ve içki içip içmediğine göre fişlenmişti. 

Laiklikte sembollerle belirlenmişti.

Birinci sembol rakı, sarı leblebi ve kadeh kaldırmak&#8230;

İkinci sembol sakal, bıyık ve  kıyafet&#8230;

Üçüncü sembol 10. yıl marşı ve Batı müziği dinlemekti. Hatta iğrenerek hatırlıyorum; bir arkadaşım terfi edebilmek için toplum içinde göbeğinin bira göbeği olduğunu yüksek sesle söylüyordu. 

Bir gün Kurmay Albay bir arkadaşımın odasına gittiğimde odasında tam 17 adet Atatürk resmi saymıştım. Bu arkadaşım daha sonra terfi etti. 

Bu hatıra bana büyük Atatürk&#8217;ün Amasya valiliğinde uzun sakallı bir şeyhle muhaveresini hatırlatır. Amasya ziyaretinde Atatürk bu kişiye uzun sakalı nedeniyle; &#8220;İmanın kuvveti sakalın büyüklüğü ve uzunluğu ile orantılı bir şey değildir, diyor ve yeni modernleşmemize uygun davranır mısın?&#8221; ricasında bulunuyor. O kişi &#8220;Hay hay efendim emriniz olur&#8221; diyor. Aradan zaman geçiyor Atatürk sorduğunda ve o kişinin sakalını kesmediğini veya kısaltmadığını öğreniyor. Hemen bir mektup yazıyor. Bu mektup üzerine o kişi hemen sakalını kesiyor. Herkes şaşırıyor. Mektup o kişinin vali olarak atanacağı kıyafetinin bu göreve göre olmasını rica eden bir mektup imiş. Kişi sakalını kestikten sonra ikinci mektupla göreve atanmaktan vazgeçildiğini dünyevi bir şey için inançlarından vaz geçen bir kişinin iyi vali olamayacağı gerekçesi ile bu kararın alındığını belirtir. Bu bilginin kaynağını bimiyorum ama doğru olduğuna inanıyorum. 

Aynı şey günümüzdeki bazı semboller içinde geçerlidir. Büyük ve çok sayıda Atatürk resmi veya biçimsel bir modernizm ile yetinmek değişmeye direnmek, o insanın büyük Atatürkçü ve büyük laik olduğunu mu gösterir yoksa büyük bir riyakar olduğunumu gösterir? 

Nasıl o şeyh inandığı için değil dünyevi çıkarı için sakalını bırakıyorsa şimdi de biçimsel Atatürkçüler de inandıkları için değil çıkarları için büyük Atatürk resmi büyük Türk bayrağı kullanıyorlar dersek haksızlık mı etmiş oluruz? 

Peki uzlaşma nasıl olacak? 

Üstünlük duygusu olan kişiler uzlaşma kavramından karşı tarafın kendilerine benzemesini ve hep karşı tarafın adımlar atması şeklinde anlarlar ve bunu beklerler. Bu şekilde öncelik içgüdüsü olan kişi kendisi için iyi ve doğru olanın tek doğru olduğuna inanır. Yani totaliter düşünür. 

Özgüveni olmayan kişiler ise fedakarlık yapmam lazım diye rasyonalize ederler ve vericidirler, sürekli taviz verirler, kullanılan kişiler olurlar. 

Bir gün yaşlı sakallı bir hastamız vardı. Hastaneden taburcu olurken çok iyi durumdaydı. Doktor hanım kendisine bir isteğin varmı diye sorunca yaşlı hastamız &#8220;Var, başını örtmeni istiyorum&#8221; demişti. Bu yaklaşım iyi niyetli ama totaliter bir yaklaşımdı ve ortodoks müslümanlığının bir yöntemiydi. Karşı taraf üzerine psikolojik baskı oluşturuyordu, tebliğ yapıyorum derken karşı tarafta eksiklik duygusu uyandırıyordu ve içinde şefkat yoktu. Buyurgan bir tebliğ tarzı idi. Kendini üstün görme ön kabulu ile hareket ediliyordu, gizli bir kibir taşıdığı için zaten sonuç ta vermezdi. Yaşlı dini bütün kişinin bir şey söylemesi gerekmiyordu aslında iyi örnek olması yeterliydi. Karşı taraf belli kültür seviyesinde özgür iradesi ile hareket edebilecek bir insandı. Nasıl giyineceğine kendisi karar verebilirdi. Allah insanları yarattıktan sonra insanların özgür iradelerine saygı göterecek bir dünya düzeni var etmişti. 

Şimdi düşününüz bir köşe yazarı totaliter bir şekilde başbakanı kendisine benzetmeye çalışıyor. Onu olduğu gibi kabul etmiyor. Onun kimliğine saygı göstererek diyalog ve uzlaşma içine girmeye çalışmıyor. Yaşlı sakallı hastamızın anlayışı ile bu anlayış arasında büyük bir benzerlik var. 

İngilizcede &#8216;Columnist&#8217; kelimesinin bildiğim kadarı ile iki anlamı vardır. Biri köşe yazarı olmak, ikincisi köşeci olmak&#8230; O köşeyi kaybetmemek için kişilik değiştirmek. Anadolu&#8217;da esnaf arasında &#8216;Köşe satmaz köse satar&#8217; şeklinde bir söz vardır. Köşe yazarımızın kendisi ile yüzleşmesinde fayda var. 

Bırakalım insanlar kendileri olsunlar, yanlışları yaşayarak öğrensinler. Köşe yazarlarımızın insanları düşündürtmesi, farklı bakış açısı getirmesi, seçenekler sunması yeterlidir ve onlara duyulan saygıyı artırır. İyi niyetli olmak yetmez iyi yöntemler de kullanmak gerekir.  

Köşe yazarlığını toplum mühendisliği için insanlara ceza kesildiği, rövanş duygularının artırılarak özel yaşama müdahale edildiği yerler olmaması dileğiyle. 

NEVZAT TARHAN - HABER 7

ntarhan@gmail.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ünlü bir köşe yazarımız bir sembole dokundu. Sayın Başbakan alkollü olmasa da kadeh kaldırmalıydı.<br />
<br />
<br />
<br />
Ayrıca aynı kişi daha önce Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni Sayın Ekrem Dumanlı&#8217;nın makamında Atatürk&#8217;ün büyük resmini gördüğünü de hayretle yazılmıştı. <br />
<br />
Uzlaşma, semboller ve değişim olgusu derken öfke ve istihzalı tepkiler kafaları karıştırdı. <br />
<br />
Devlet içinde 28 Şubat operasyonu bazı semboller üzerinden yapılmıştı. İnsanlar kılık, kıyafet, evinde var olan tablolar, kaç tane Atatürk resmi olduğu, alaturka tuvalet kullanıp kullanmadığı, gümüş yüzük takıp takmadığı ve içki içip içmediğine göre fişlenmişti. <br />
<br />
Laiklikte sembollerle belirlenmişti.<br />
<br />
Birinci sembol rakı, sarı leblebi ve kadeh kaldırmak&#8230;<br />
<br />
İkinci sembol sakal, bıyık ve  kıyafet&#8230;<br />
<br />
Üçüncü sembol 10. yıl marşı ve Batı müziği dinlemekti. Hatta iğrenerek hatırlıyorum; bir arkadaşım terfi edebilmek için toplum içinde göbeğinin bira göbeği olduğunu yüksek sesle söylüyordu. <br />
<br />
Bir gün Kurmay Albay bir arkadaşımın odasına gittiğimde odasında tam 17 adet Atatürk resmi saymıştım. Bu arkadaşım daha sonra terfi etti. <br />
<br />
Bu hatıra bana büyük Atatürk&#8217;ün Amasya valiliğinde uzun sakallı bir şeyhle muhaveresini hatırlatır. Amasya ziyaretinde Atatürk bu kişiye uzun sakalı nedeniyle; &#8220;İmanın kuvveti sakalın büyüklüğü ve uzunluğu ile orantılı bir şey değildir, diyor ve yeni modernleşmemize uygun davranır mısın?&#8221; ricasında bulunuyor. O kişi &#8220;Hay hay efendim emriniz olur&#8221; diyor. Aradan zaman geçiyor Atatürk sorduğunda ve o kişinin sakalını kesmediğini veya kısaltmadığını öğreniyor. Hemen bir mektup yazıyor. Bu mektup üzerine o kişi hemen sakalını kesiyor. Herkes şaşırıyor. Mektup o kişinin vali olarak atanacağı kıyafetinin bu göreve göre olmasını rica eden bir mektup imiş. Kişi sakalını kestikten sonra ikinci mektupla göreve atanmaktan vazgeçildiğini dünyevi bir şey için inançlarından vaz geçen bir kişinin iyi vali olamayacağı gerekçesi ile bu kararın alındığını belirtir. Bu bilginin kaynağını bimiyorum ama doğru olduğuna inanıyorum. <br />
<br />
Aynı şey günümüzdeki bazı semboller içinde geçerlidir. Büyük ve çok sayıda Atatürk resmi veya biçimsel bir modernizm ile yetinmek değişmeye direnmek, o insanın büyük Atatürkçü ve büyük laik olduğunu mu gösterir yoksa büyük bir riyakar olduğunumu gösterir? <br />
<br />
Nasıl o şeyh inandığı için değil dünyevi çıkarı için sakalını bırakıyorsa şimdi de biçimsel Atatürkçüler de inandıkları için değil çıkarları için büyük Atatürk resmi büyük Türk bayrağı kullanıyorlar dersek haksızlık mı etmiş oluruz? <br />
<br />
Peki uzlaşma nasıl olacak? <br />
<br />
Üstünlük duygusu olan kişiler uzlaşma kavramından karşı tarafın kendilerine benzemesini ve hep karşı tarafın adımlar atması şeklinde anlarlar ve bunu beklerler. Bu şekilde öncelik içgüdüsü olan kişi kendisi için iyi ve doğru olanın tek doğru olduğuna inanır. Yani totaliter düşünür. <br />
<br />
Özgüveni olmayan kişiler ise fedakarlık yapmam lazım diye rasyonalize ederler ve vericidirler, sürekli taviz verirler, kullanılan kişiler olurlar. <br />
<br />
Bir gün yaşlı sakallı bir hastamız vardı. Hastaneden taburcu olurken çok iyi durumdaydı. Doktor hanım kendisine bir isteğin varmı diye sorunca yaşlı hastamız &#8220;Var, başını örtmeni istiyorum&#8221; demişti. Bu yaklaşım iyi niyetli ama totaliter bir yaklaşımdı ve ortodoks müslümanlığının bir yöntemiydi. Karşı taraf üzerine psikolojik baskı oluşturuyordu, tebliğ yapıyorum derken karşı tarafta eksiklik duygusu uyandırıyordu ve içinde şefkat yoktu. Buyurgan bir tebliğ tarzı idi. Kendini üstün görme ön kabulu ile hareket ediliyordu, gizli bir kibir taşıdığı için zaten sonuç ta vermezdi. Yaşlı dini bütün kişinin bir şey söylemesi gerekmiyordu aslında iyi örnek olması yeterliydi. Karşı taraf belli kültür seviyesinde özgür iradesi ile hareket edebilecek bir insandı. Nasıl giyineceğine kendisi karar verebilirdi. Allah insanları yarattıktan sonra insanların özgür iradelerine saygı göterecek bir dünya düzeni var etmişti. <br />
<br />
Şimdi düşününüz bir köşe yazarı totaliter bir şekilde başbakanı kendisine benzetmeye çalışıyor. Onu olduğu gibi kabul etmiyor. Onun kimliğine saygı göstererek diyalog ve uzlaşma içine girmeye çalışmıyor. Yaşlı sakallı hastamızın anlayışı ile bu anlayış arasında büyük bir benzerlik var. <br />
<br />
İngilizcede &#8216;Columnist&#8217; kelimesinin bildiğim kadarı ile iki anlamı vardır. Biri köşe yazarı olmak, ikincisi köşeci olmak&#8230; O köşeyi kaybetmemek için kişilik değiştirmek. Anadolu&#8217;da esnaf arasında &#8216;Köşe satmaz köse satar&#8217; şeklinde bir söz vardır. Köşe yazarımızın kendisi ile yüzleşmesinde fayda var. <br />
<br />
Bırakalım insanlar kendileri olsunlar, yanlışları yaşayarak öğrensinler. Köşe yazarlarımızın insanları düşündürtmesi, farklı bakış açısı getirmesi, seçenekler sunması yeterlidir ve onlara duyulan saygıyı artırır. İyi niyetli olmak yetmez iyi yöntemler de kullanmak gerekir.  <br />
<br />
Köşe yazarlığını toplum mühendisliği için insanlara ceza kesildiği, rövanş duygularının artırılarak özel yaşama müdahale edildiği yerler olmaması dileğiyle. <br />
<br />
NEVZAT TARHAN - HABER 7<br />
<br />
<a href="mailto:ntarhan@gmail.com">ntarhan@gmail.com</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>ubeyd</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/ubeyd/145-portakal-suyu-dolu-kadeh.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>%100 yerli hydroseeder makineleri 2 yıl garantili</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/turktorf/144-100-yerli-hydroseeder-makineleri-2-yil.html</link>
			<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 16:32:05 GMT</pubDate>
			<description>Adana da faliyet gösteren firmmız türkiyede yeni bir sistem olan hydroseeder çim ekme sistemlerini imal ve satışını yapmaktadır bilgi için lütfen bizi arayınız...

Hasel makine imalat
hasan selduz
0537 287 10 34
0322 311 44 35</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Adana da faliyet gösteren firmmız türkiyede yeni bir sistem olan hydroseeder çim ekme sistemlerini imal ve satışını yapmaktadır bilgi için lütfen bizi arayınız...<br />
<br />
Hasel makine imalat<br />
hasan selduz<br />
0537 287 10 34<br />
0322 311 44 35</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>türktorf</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/turktorf/144-100-yerli-hydroseeder-makineleri-2-yil.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tarımda reformu doğru tasarlamalı</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/143-tarimda-reformu-dogru-tasarlamali.html</link>
			<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 14:21:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Resim: http://yenisafak.com.tr/resim/site/meliksah_utku_b.jpg  
Melikşah UTKU'nun Köşe yazısı / yenişafak
 

Uzunca bir süredir ifade etmeye çalışıyoruz: Ekonomide istikrar, takdiri hak etmekle birlikte, ekonomi politikaları açısından tesis edilmesi en kolay şeydir. Eğer bir ekonomideki tüm kesimlerde etkin işleyen serbest piyasalar olsaydı, istikrarın sağlandığı bir ortamda geri kalanı piyasalar halledebilir, hükümetlere de bu anlamda çok fazla yük düşmeyebilirdi. Etkin işleyen piyasalar derken aynı bilgi seti ile donanmış binlerce küçük alıcı ve satıcıların fiyatı tek başlarına etkileyemedikleri piyasaları kast ediyoruz. 
Bununla birlikte bu tarz piyasalara maalesef dünyanın hiçbir yerinde rastlayamıyoruz. Tabiatıyla işin içine piyasalarda etkinliği ve iktisadi adaleti tesis edecek düzenleyici ve denetleyici yan kurumlar oluşturma zorunluluğu doğuyor. 
Türkiye ekonomisinin geçmişte yaşadığı inişli, çıkışlı ortam zaten etkin olmayan piyasaların yapısını bozmuştu. Tüm kesimler bu bozuk ortama uygun iş modelleri geliştirmişti. Ancak oluşan yeni şartlar artık farklı bir iş tutuş tarzını gerektiriyor. Bundan böyle verimlilik olgusu çok daha fazla ön planda olmak zorunda. Serbest piyasanın olmadığı yerde ise verimliliğin yolu ölçekten geçiyor. Türkiye ekonomisinin 21. yüzyılda sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme çizgisi temin edebilmesi için bu yönde bir yeniden yapılanmanın gerekli olduğu artık birçoklarınca kabul ediliyor. 
Ne yazık ki, bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay. Son zamanlarda devamlı bir şekilde altı çizilen &#8220;mikro reformların&#8221; neyi, nasıl ve ne kadarlık bir zaman diliminde yapacağı cevaplanması kolay olmayan sorular olarak karşımızda duruyor. 
Halihazırda en acil reform ihtiyacının tarım kesiminde olduğu herkes tarafından vurgulanıyor. Ancak Türkiye'nin gelişme yolunun ortasında oturan bu heyula meseleyi nereden tutmaya başlayacağımıza bile karar vermek zor gözüküyor. 
Ben tarım ekonomisi konusunda uzman değilim. Ancak sektörden yükselen feryatlara bakarak bu alanda meselenin birkaç noktada özellikle düğümlendiğini görüyoruz. 
Her şeyden önce tarımda kaliteli ve verimli üretim pek mümkün olmuyor. Zira ülkemizde tarımla uğraşanların önemli bir kısmı bu işi çok küçük ölçeklerde yapmak zorunda kalıyor. Bu durum tarım gibi ölçek büyüdükçe verimlilikte muazzam artışlar sergileyen bir sektörde maliyetleri ve eksik istihdamı artırıyor. Bugün Türkiye gibi tarım cenneti olan bir ülkede tarımsal ürünler uluslararası piyasa şartlarının üzerinde mal edilebiliyorsa ve bu yüzden tarımla uğraşan kesimin elinde bırakınız yenilenmek için yatırım yapmayı, geçinmek için dahi bir şey kalmıyorsa, bunun sorumlusu verimsiz üretim olsa gerekir. 
Tarımsal ürünlerin el değiştirdiği piyasalar da etkinlikten hayli uzak. Genellikle siyasi kaygılarla yapılanmış, zayıf birlik ve kooperatiflerin arkasında gibi duran binlerce küçük üretici karşısında az sayıda ve büyük tarım işleyici sanayici bulunuyor. Kimi zaman rekabeti yok edecek ölçüde birliktelik sergileyen sanayiciler karşısında küçük üreticinin kanı kuruyor. 
Bu çerçevede tarımda verimi arttırmak için son zamanlarda bizim de savunduğumuz ölçek ekonomilerine geçiş yaklaşımını hükümetin de benimsemiş olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, hükümetin bu konuya yaklaşımı tarımda büyük üretici çiftliklerinin tesis edilmesi üzerine kurulu. Ne yazık ki bu yaklaşım, ülke nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan küçük üreticileri ihya etmeyi öngörmüyor. Biz tarımda ölçeği savunurken, bir taraftan üretime büyük sermayenin girişinin olması gerektiğini ifade ediyor, ama aynı zamanda küçük üreticilerin sağlıklı birlik çatıları altında girdi alımı &#8211; finansman &#8211; üretim &#8211; pazarlama &#8211; satış zincirinin çeşitli aşamalarında ölçekleşmenin de gerçekleşmesi için altyapının hazırlanmasını öneriyorduk. 
Küçük üreticiyi dikkate almayan reform çabalarının ciddi ekonomik, demografik, toplumsal ve siyasi sonuçları olacaktır. 
Tarımda meseleler bunlardan ibaret değil. İşin içinde bir de hantal ve bozuk bir bürokratik yapı ve çeteleşmiş birlikler var. Bu konu biraz daha işlenmeyi hak ediyor doğrusu. http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=21.08.2008&y=MeliksahUtku]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/meliksah_utku_b.jpg" border="0" alt="" /> <br />
Melikşah UTKU'nun Köşe yazısı / yenişafak<br />
 <br />
<br />
Uzunca bir süredir ifade etmeye çalışıyoruz: Ekonomide istikrar, takdiri hak etmekle birlikte, ekonomi politikaları açısından tesis edilmesi en kolay şeydir. Eğer bir ekonomideki tüm kesimlerde etkin işleyen serbest piyasalar olsaydı, istikrarın sağlandığı bir ortamda geri kalanı piyasalar halledebilir, hükümetlere de bu anlamda çok fazla yük düşmeyebilirdi. Etkin işleyen piyasalar derken aynı bilgi seti ile donanmış binlerce küçük alıcı ve satıcıların fiyatı tek başlarına etkileyemedikleri piyasaları kast ediyoruz. <br />
Bununla birlikte bu tarz piyasalara maalesef dünyanın hiçbir yerinde rastlayamıyoruz. Tabiatıyla işin içine piyasalarda etkinliği ve iktisadi adaleti tesis edecek düzenleyici ve denetleyici yan kurumlar oluşturma zorunluluğu doğuyor. <br />
Türkiye ekonomisinin geçmişte yaşadığı inişli, çıkışlı ortam zaten etkin olmayan piyasaların yapısını bozmuştu. Tüm kesimler bu bozuk ortama uygun iş modelleri geliştirmişti. Ancak oluşan yeni şartlar artık farklı bir iş tutuş tarzını gerektiriyor. Bundan böyle verimlilik olgusu çok daha fazla ön planda olmak zorunda. Serbest piyasanın olmadığı yerde ise verimliliğin yolu ölçekten geçiyor. Türkiye ekonomisinin 21. yüzyılda sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme çizgisi temin edebilmesi için bu yönde bir yeniden yapılanmanın gerekli olduğu artık birçoklarınca kabul ediliyor. <br />
Ne yazık ki, bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay. Son zamanlarda devamlı bir şekilde altı çizilen &#8220;mikro reformların&#8221; neyi, nasıl ve ne kadarlık bir zaman diliminde yapacağı cevaplanması kolay olmayan sorular olarak karşımızda duruyor. <br />
Halihazırda en acil reform ihtiyacının tarım kesiminde olduğu herkes tarafından vurgulanıyor. Ancak Türkiye'nin gelişme yolunun ortasında oturan bu heyula meseleyi nereden tutmaya başlayacağımıza bile karar vermek zor gözüküyor. <br />
Ben tarım ekonomisi konusunda uzman değilim. Ancak sektörden yükselen feryatlara bakarak bu alanda meselenin birkaç noktada özellikle düğümlendiğini görüyoruz. <br />
Her şeyden önce tarımda kaliteli ve verimli üretim pek mümkün olmuyor. Zira ülkemizde tarımla uğraşanların önemli bir kısmı bu işi çok küçük ölçeklerde yapmak zorunda kalıyor. Bu durum tarım gibi ölçek büyüdükçe verimlilikte muazzam artışlar sergileyen bir sektörde maliyetleri ve eksik istihdamı artırıyor. Bugün Türkiye gibi tarım cenneti olan bir ülkede tarımsal ürünler uluslararası piyasa şartlarının üzerinde mal edilebiliyorsa ve bu yüzden tarımla uğraşan kesimin elinde bırakınız yenilenmek için yatırım yapmayı, geçinmek için dahi bir şey kalmıyorsa, bunun sorumlusu verimsiz üretim olsa gerekir. <br />
Tarımsal ürünlerin el değiştirdiği piyasalar da etkinlikten hayli uzak. Genellikle siyasi kaygılarla yapılanmış, zayıf birlik ve kooperatiflerin arkasında gibi duran binlerce küçük üretici karşısında az sayıda ve büyük tarım işleyici sanayici bulunuyor. Kimi zaman rekabeti yok edecek ölçüde birliktelik sergileyen sanayiciler karşısında küçük üreticinin kanı kuruyor. <br />
Bu çerçevede tarımda verimi arttırmak için son zamanlarda bizim de savunduğumuz ölçek ekonomilerine geçiş yaklaşımını hükümetin de benimsemiş olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte, hükümetin bu konuya yaklaşımı tarımda büyük üretici çiftliklerinin tesis edilmesi üzerine kurulu. Ne yazık ki bu yaklaşım, ülke nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan küçük üreticileri ihya etmeyi öngörmüyor. Biz tarımda ölçeği savunurken, bir taraftan üretime büyük sermayenin girişinin olması gerektiğini ifade ediyor, ama aynı zamanda küçük üreticilerin sağlıklı birlik çatıları altında girdi alımı &#8211; finansman &#8211; üretim &#8211; pazarlama &#8211; satış zincirinin çeşitli aşamalarında ölçekleşmenin de gerçekleşmesi için altyapının hazırlanmasını öneriyorduk. <br />
Küçük üreticiyi dikkate almayan reform çabalarının ciddi ekonomik, demografik, toplumsal ve siyasi sonuçları olacaktır. <br />
Tarımda meseleler bunlardan ibaret değil. İşin içinde bir de hantal ve bozuk bir bürokratik yapı ve çeteleşmiş birlikler var. Bu konu biraz daha işlenmeyi hak ediyor doğrusu. <a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=21.08.2008&amp;y=MeliksahUtku" target="_blank">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=...y=MeliksahUtku</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/143-tarimda-reformu-dogru-tasarlamali.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bu dünya bir misafirhanedir..</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/142-bu-dunya-bir-misafirhanedir.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 10:20:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[BU DÜNYA BİR MİSAFİRHANEDİR.. 
Risale-i Nur&#8217;dan Gençlik Rehberinin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kat&#8217;î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün sonunda kışın gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bir hapishane nasıl ki sürekli çıkanlar ve girenler için geçici bir misafirhanedir; öyle de, bu yeryüzü dahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir şehir halkını yüz defa mezarlara boşaltan ölümün, elbette hayattan başka bir istediği var. 
İşte bu dehşetli gerçeğin bilmecesini Risale-i Nur hall ve keşfetmiş. Bir kısacak özü şudur: 
*Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir  hapishanesinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin üstünde bir endişesi, bir meselesi bu çareyi aramak olmalıdır. *Evet, çaresi var ve Risale-i Nur Kur&#8217;ân&#8217;ın sırrıyla o çareyi, iki kere iki dört eder derecesinde kat&#8217;î ispat etmiş. Kısacık hülâsası şudur ki: 
Ölüm ya ebedî idamdır; hem o insanı, hem bütün sevdiklerini ve akrabalarını asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir sonsuz âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadetli bir saraya girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir çürüme yeri,dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu dünya zindanından  sonsuz, nuranî bir ziyafetyerine ve cennetlere açılan bir kapıdır. Bu hakikati Gençlik Rehberi bir temsil ile ispat etmiş. 
Meselâ, bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve  bütün dünyanın iştirak ettiği bir piyango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beş yüz kişi, herhalde, hiç istinası yok, kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar. Ya "Gel, idam ilânını al, darağacına çık" veya "Daimî hapis pusulasını tut, bu açık kapıya gir" veyahut "Sana müjde! Milyonlar altın kazandıran bilet sana çıkmış. Gel al" diye her tarafta ilânlar yapılıyor. 
Biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. Bir kısmın asıldıklarını müşahede ediyoruz. Bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duvarın arkasındaki piyango dairesine girdiklerini, orada büyük ve ciddî memurların kat&#8217;î haberleriyle görür gibi bildiğimiz bir sırada, bu hapishanemize iki heyet girdi.

Bir kafile ellerinde çalgılar, şaraplar, görünürde ellerinde gayet tatlı helvalar, baklavalar var. Bizlere yedirmeye çalıştılar. Fakat o tatlılar zehirlidir, insana benzer şeytanlar içine zehir atmışlar. 
İkinci cemaat ve heyet, ellerinde terbiyenameler ve helâl yemekler ve mübarek şerbetler var. Bize hediye veriyorlar ve ittifak ederek beraber, pek ciddî ve kat&#8217;î diyorlar ki: 
"Eğer o evvelki heyetin sizi tecrübe için verilen hediyelerini alsanız, yeseniz, bu gözümüz önündeki şu darağaçlarda başka gördükleriniz gibi asılacaksınız. Eğer bizim bu memleket hâkiminin fermanıyla getirdiğimiz hediyeleri evvelkinin yerine kabul edip ve terbiyenamelerdeki duaları ve zikirleri okusanız, o asılmaktan kurtulacaksınız. O piyango dairesinde şâhâne ihsanlar olarak herbirinizin milyon altın kazandıran bileti alacağınızı, görür gibi ve gündüz gibi inanınız. Eğer o haram ve şüpheli ve zehirli tatlıları yeseniz, asılmaya gittiğiniz zamana kadar dahi o zehirin sancısını çekeceğinizi, bu fermanlar ve bizler size kat&#8217;î haber veriyoruz" diyorlar. 
İşte bu temsil gibi, her vakit gördüğümüz ecel darağacının arkasında, insanlığın kader piyangosundan iman ve kulluk ehli için güzel bir başlangıç şartıyla ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını yüzde yüz ihtimalle haber veriyor; sefahet ,haram ,itikatsızlık ve isyanda devam edenlerin tevbe etmemek şartıyla (âhirete inanmayanlara)ya ebedî ölüm  veya (ruha inanan ancak günah yolunda gidenlere)daimî ve karanlıklı bir hapis  ile ebedi azap haberini alacaklarını yüzde doksan dokuz ihtimalle kat&#8217;î haber veren,diğer ellerinde onaylı işaretler olan hadsiz mucizeleri bulunan yüz yirmi dört bin peygamber ve onların verdikleri haberlerin izlerini,sinemada gibi gölgelerini, keşifle, manen görüp tasdik ederek imza basan yüz yirmi dört milyondan fazla evliyalar (kaddesallahü esrârehüm)  aklen kat&#8217;î delillerle ve kuvvetli hüccetlerle, fikren ittifak ederek kesin bir sûrette ispat ederek doğrulayıp imza basan milyarlarca gelen geçen hakikat insanı, müçtehidler ve sıddîkînler fikir birliği yapmışlar , insanlığın güneşleri, kamerleri, yıldızları hükmünde olan bu üç büyük cemaat bu üç hakikat ehli taife ve insanlığın kudsî kumandanları olan bu üç büyük ve yüksek heyetlerin fermanlarıyla verdikleri haberleri dinlemeyen, ve  istikamet yolunda gitmeyenler, yüzde doksan dokuz dehşetli tehlike ihtimalini dikkate almayan ,birtek habercinin bu yolda tehlike var demesiyle o yolu bırakan, başka uzun yolda hareket eden bir adam, elbette ve elbette vaziyeti şudur ki: 
İki yolun milyarlarca habercilerin kesin ihbarları ile en kısa ve kolayı ve yüzde yüz Cennet ve ebedi saadeti kazandıran yolunu bırakıp en dağdağalı ,uzun,sıkıntılı ve yüzde doksan dokuz Cehennem hapsini ve daimi azabı netice veren yolunu istediği halde, dünyada iki yolun, birtek habercinin yalan olabilir haberiyle yüzde bir tehlike ihtimali bulunan kısa yolu bırakıp, menfaatsiz ama zararsız olduğu için uzun yolu isteyen bahtsız insan, sarhoş ve deliler gibi, dehşetli ve uzakta görünen ve ona saldıracak ejderhalara ehemmiyet vermeyip, sineklerle uğraşıyor, yalnız onlara önem vererek aklını, kalbini, ruhunu, insaniyetini kaybetmiş oluyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>BU DÜNYA BİR MİSAFİRHANEDİR.. <br />
Risale-i Nur&#8217;dan Gençlik Rehberinin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kat&#8217;î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün sonunda kışın gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bir hapishane nasıl ki sürekli çıkanlar ve girenler için geçici bir misafirhanedir; öyle de, bu yeryüzü dahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir şehir halkını yüz defa mezarlara boşaltan ölümün, elbette hayattan başka bir istediği var. <br />
İşte bu dehşetli gerçeğin bilmecesini Risale-i Nur hall ve keşfetmiş. Bir kısacak özü şudur: <br />
<b>Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir  hapishanesinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin üstünde bir endişesi, bir meselesi bu çareyi aramak olmalıdır. </b>Evet, çaresi var ve Risale-i Nur Kur&#8217;ân&#8217;ın sırrıyla o çareyi, iki kere iki dört eder derecesinde kat&#8217;î ispat etmiş. Kısacık hülâsası şudur ki: <br />
Ölüm ya ebedî idamdır; hem o insanı, hem bütün sevdiklerini ve akrabalarını asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir sonsuz âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadetli bir saraya girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir çürüme yeri,dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu dünya zindanından  sonsuz, nuranî bir ziyafetyerine ve cennetlere açılan bir kapıdır. Bu hakikati Gençlik Rehberi bir temsil ile ispat etmiş. <br />
Meselâ, bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve  bütün dünyanın iştirak ettiği bir piyango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beş yüz kişi, herhalde, hiç istinası yok, kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar. Ya &quot;Gel, idam ilânını al, darağacına çık&quot; veya &quot;Daimî hapis pusulasını tut, bu açık kapıya gir&quot; veyahut &quot;Sana müjde! Milyonlar altın kazandıran bilet sana çıkmış. Gel al&quot; diye her tarafta ilânlar yapılıyor. <br />
Biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. Bir kısmın asıldıklarını müşahede ediyoruz. Bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duvarın arkasındaki piyango dairesine girdiklerini, orada büyük ve ciddî memurların kat&#8217;î haberleriyle görür gibi bildiğimiz bir sırada, bu hapishanemize iki heyet girdi.<br />
<br />
Bir kafile ellerinde çalgılar, şaraplar, görünürde ellerinde gayet tatlı helvalar, baklavalar var. Bizlere yedirmeye çalıştılar. Fakat o tatlılar zehirlidir, insana benzer şeytanlar içine zehir atmışlar. <br />
İkinci cemaat ve heyet, ellerinde terbiyenameler ve helâl yemekler ve mübarek şerbetler var. Bize hediye veriyorlar ve ittifak ederek beraber, pek ciddî ve kat&#8217;î diyorlar ki: <br />
&quot;Eğer o evvelki heyetin sizi tecrübe için verilen hediyelerini alsanız, yeseniz, bu gözümüz önündeki şu darağaçlarda başka gördükleriniz gibi asılacaksınız. Eğer bizim bu memleket hâkiminin fermanıyla getirdiğimiz hediyeleri evvelkinin yerine kabul edip ve terbiyenamelerdeki duaları ve zikirleri okusanız, o asılmaktan kurtulacaksınız. O piyango dairesinde şâhâne ihsanlar olarak herbirinizin milyon altın kazandıran bileti alacağınızı, görür gibi ve gündüz gibi inanınız. Eğer o haram ve şüpheli ve zehirli tatlıları yeseniz, asılmaya gittiğiniz zamana kadar dahi o zehirin sancısını çekeceğinizi, bu fermanlar ve bizler size kat&#8217;î haber veriyoruz&quot; diyorlar. <br />
İşte bu temsil gibi, her vakit gördüğümüz ecel darağacının arkasında, insanlığın kader piyangosundan iman ve kulluk ehli için güzel bir başlangıç şartıyla ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını yüzde yüz ihtimalle haber veriyor; sefahet ,haram ,itikatsızlık ve isyanda devam edenlerin tevbe etmemek şartıyla (âhirete inanmayanlara)ya ebedî ölüm  veya (ruha inanan ancak günah yolunda gidenlere)daimî ve karanlıklı bir hapis  ile ebedi azap haberini alacaklarını yüzde doksan dokuz ihtimalle kat&#8217;î haber veren,diğer ellerinde onaylı işaretler olan hadsiz mucizeleri bulunan yüz yirmi dört bin peygamber ve onların verdikleri haberlerin izlerini,sinemada gibi gölgelerini, keşifle, manen görüp tasdik ederek imza basan yüz yirmi dört milyondan fazla evliyalar (kaddesallahü esrârehüm)  aklen kat&#8217;î delillerle ve kuvvetli hüccetlerle, fikren ittifak ederek kesin bir sûrette ispat ederek doğrulayıp imza basan milyarlarca gelen geçen hakikat insanı, müçtehidler ve sıddîkînler fikir birliği yapmışlar , insanlığın güneşleri, kamerleri, yıldızları hükmünde olan bu üç büyük cemaat bu üç hakikat ehli taife ve insanlığın kudsî kumandanları olan bu üç büyük ve yüksek heyetlerin fermanlarıyla verdikleri haberleri dinlemeyen, ve  istikamet yolunda gitmeyenler, yüzde doksan dokuz dehşetli tehlike ihtimalini dikkate almayan ,birtek habercinin bu yolda tehlike var demesiyle o yolu bırakan, başka uzun yolda hareket eden bir adam, elbette ve elbette vaziyeti şudur ki: <br />
İki yolun milyarlarca habercilerin kesin ihbarları ile en kısa ve kolayı ve yüzde yüz Cennet ve ebedi saadeti kazandıran yolunu bırakıp en dağdağalı ,uzun,sıkıntılı ve yüzde doksan dokuz Cehennem hapsini ve daimi azabı netice veren yolunu istediği halde, dünyada iki yolun, birtek habercinin yalan olabilir haberiyle yüzde bir tehlike ihtimali bulunan kısa yolu bırakıp, menfaatsiz ama zararsız olduğu için uzun yolu isteyen bahtsız insan, sarhoş ve deliler gibi, dehşetli ve uzakta görünen ve ona saldıracak ejderhalara ehemmiyet vermeyip, sineklerle uğraşıyor, yalnız onlara önem vererek aklını, kalbini, ruhunu, insaniyetini kaybetmiş oluyor.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/142-bu-dunya-bir-misafirhanedir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>radyant ısı yalıtımı</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/teknobuz/141-radyant-isi-yalitimi.html</link>
			<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 06:59:34 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Radyant/Reflektif İzolasyon Nedir?
Resim: http://www.isiyalitim.org 
Radyant ısı, ısı tipleri arasında en güçlüsü olup IsıDuvarı reflektif izolasyon ürünleri tarafından % 97' si geri yansıtılır.

Radyant izolasyon Kışın İç Sıcaklığı korumak yada Yazın Dış sıcaklığı engelleyerek, soğukluğu korumak için kullanılır.

 IsıDuvarı  izolasyonu, radyant ısı transferini diğer alışılagelmiş tüm izolasyonlardan daha etkin şekilde engeller.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Radyant/Reflektif İzolasyon Nedir?<br />
<img src="http://www.isiyalitim.org" border="0" alt="" /><br />
Radyant ısı, ısı tipleri arasında en güçlüsü olup IsıDuvarı reflektif izolasyon ürünleri tarafından % 97' si geri yansıtılır.<br />
<br />
Radyant izolasyon Kışın İç Sıcaklığı korumak yada Yazın Dış sıcaklığı engelleyerek, soğukluğu korumak için kullanılır.<br />
<br />
 IsıDuvarı  izolasyonu, radyant ısı transferini diğer alışılagelmiş tüm izolasyonlardan daha etkin şekilde engeller.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>teknobuz</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/teknobuz/141-radyant-isi-yalitimi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ahde vefa göstermek</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/140-ahde-vefa-gostermek.html</link>
			<pubDate>Wed, 30 Jul 2008 09:11:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :

- Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.







Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :



- Söyledikleri doğru mu diye sorar. 



Suçlanan genç der ki :



- Evet doğru. 



Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:



- - Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş att ı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası 
öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi. Hz Ömer:



- Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:



- Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:



- Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der. 



Hz. Ömer der ki:



- Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?



Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:



- Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) arkadaşlarından, büyük bir harp dahisi ve siyasetçi olan Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:



- Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:



- Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir de r ki:



- Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:



- Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:



- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?



Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan):



- 'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:



- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:



- Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki: 



- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.



Bu sözün üzerine Hz Ömer:



- Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:



- MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESINIZ DİYE&#8230;


BENDE SİZLERLE BU GÜZEL İBRETLİ HADİSEYİ PAYLAŞIYORUM,
ÇÜNKÜ;
BU GÜZELLİKLERİ
PAYLAŞANLAR KALMADI 
DEMESİNLER DİYE.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :<br />
<br />
- Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :<br />
<br />
<br />
<br />
- Söyledikleri doğru mu diye sorar. <br />
<br />
<br />
<br />
Suçlanan genç der ki :<br />
<br />
<br />
<br />
- Evet doğru. <br />
<br />
<br />
<br />
Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Genç anlatmaya başlar:<br />
<br />
<br />
<br />
- - Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım. Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım. Arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş att ı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası <br />
öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi. Hz Ömer:<br />
<br />
<br />
<br />
- Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin, dedi. Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:<br />
<br />
<br />
<br />
- Efendim bir özrüm var, diyerek konuşmaya başladı:<br />
<br />
<br />
<br />
- Ben memleketinde zengin bir insanım, babam, rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum, der. <br />
<br />
<br />
<br />
Hz. Ömer der ki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?<br />
<br />
<br />
<br />
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Bu zat benim yerime kalır. O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) arkadaşlarından, büyük bir harp dahisi ve siyasetçi olan Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr'a dönerek:<br />
<br />
<br />
<br />
- Ey Amr, delikanlıyı duydun, der. O yüce sahabe:<br />
<br />
<br />
<br />
- Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir de r ki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim. Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Biz de sözümün arkasındayız. Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?<br />
<br />
<br />
<br />
Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan):<br />
<br />
<br />
<br />
- 'AHDE VEFASIZLIK ETTI' demeyesiniz diye geldim der. Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki:<br />
<br />
<br />
<br />
- Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu onun yerine kefil oldun?. Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir:<br />
<br />
<br />
<br />
- Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.'İNSANLIK ÖLDÜ 'dedirtmemek için kabul ettim, der. Sıra gençlere gelir, derler ki: <br />
<br />
<br />
<br />
- Biz bu davadan vazgeçiyoruz.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu sözün üzerine Hz Ömer:<br />
<br />
<br />
<br />
- Biraz evvel babamızın kani yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz, der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir:<br />
<br />
<br />
<br />
- MERHAMETLİ İNSAN KALMADI' DEMEYESINIZ DİYE&#8230;<br />
<br />
<br />
BENDE SİZLERLE BU GÜZEL İBRETLİ HADİSEYİ PAYLAŞIYORUM,<br />
ÇÜNKÜ;<br />
BU GÜZELLİKLERİ<br />
PAYLAŞANLAR KALMADI <br />
DEMESİNLER DİYE.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/140-ahde-vefa-gostermek.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Önüne gelen "Peyzajci Firması" kurmuş]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/139-onune-gelen-peyzajci-firmasi-kurmus.html</link>
			<pubDate>Sun, 27 Jul 2008 22:52:13 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ülkemizde Tarım uğraşı, bilhassa peyzaj sektörü o  kadar basite alındı ki;  örneğin her önüne gelen fidancılığa, her kafasına esen  hazır çim yetiştirmeye, tekstilden iflas eden de tekstilden kar eden de peyzaj  veya tarım sektörüne girmeye başladı.
Bir girişimci iyi kazanç getiriyor diye  az bir cesareti varsa hemen peyzaj sektöründe işe başlıyor. Bir tarla kiralıyor,  fidanlarını alıp dikiyor. Böylece anlamayan da işin içerisine giriveriyor. Sonra  hep beraber başlıyoruz eleştiri yapmaya. Örneğin sektörün durumunu anlatan  birkaç komik sözleri sıralayalım. 

-Kaportacıdan hazır çim üreticisi olur mu?
-Fidanları repikaj yapmasakta  oluyor, nasılsa alıcı buluyoruz.
-Amonyum nitratı atınca 2 günde toparlar,  sen iki gün sabret&#8230;
-Adamın ağacı da 2 m. benim ağacım da 2  metre&#8230;
-Zamanla toparlar, sen al bunu al&#8230;
-Abi, bu sefer böyle olsun,  birdahaki sefere telafi ederiz&#8230;
-Peyzaj mimarı bu bitkiyi acaba hiç görmüş  mü!!? 
 Bu tür sözler o kadar çok ki&#8230; Hatta bu sözleri  birçok meslektaşımız yorum olarak ekleyebilirler, yüzlerce örnek sıralanabilir.  Hepsi de sektörü baltalayan sözlerdir. Mesela 1 maddeye cevap verelim.  Kaportacıdan hazır çim üreticisi olur mu? Belki olur ama olup olmadığını  yetiştirdiği çim söyler&#8230;
Sektörün sıkıntılarına devam edelim. Örneğin, Bir  fidan türü çok popülerdir. Mesela Yalancı servi (Cupressoriparis leylandi). Bunu  duyan bir esnaf gider bir tarla kiralar yada alır, fidanları diker, binbir  güçlükle fidanları yetiştirir, sonra da yetiştirdiği fidanları satmaya çıktığı  zaman bakar ki fidanları piyasada &#8211; arzı çok olduğundan, yada üretim hatasından-  para etmiyor, harcı alem satmaya başlar. Hem kendisi zarar eder, hem ucuz  sattığı için piyasayı bozar, hakiki yetiştiricilerin pazarlık güçlerini düşürür.  Alıcıların kafasını karıştırır.
İşi bilen, kaliteli fidan yetiştiricisinin  elindeki 2 m. Boyundaki bir Leylandi ile bir başka üretici elindeki 2 m.  boyundaki bir başka Leylandi arasında muhakkak fark vardır. Repikajı zamanında  yapılmamıştır, gübrelemenin zamanında ve dengeli yapılmaması sebebiyle gövde  odunu sağlıklı değildir, budamalar bilinçli yapılmadığı için yeşil dokusu ve  dallanmalar iyi değildir. Tüm bu olumsuzlukların yanında kaliteli fidanın  yanında satışa sunulduğu için kaliteli Leylandi satıcısı da bu olaydan etkilenir  tabii.. Neticede piyasa bozulur, işin tadı kaçar. Kaybeden hem kendisi hem de  kaliteli fidan üreticisi olur, piyasa değeri düşer. Kaliteli fidan üretmenin  cazibesi kalmadığından ithal ürün getirmek zorunda kalınır. Döviz böylece dışarı  kaçar, kaybeden ülkemiz olur. Yalova&#8217;ya, Adapazarına&#8217;a, Kestel&#8217;e fidan bakmaya  giderseniz bu yazımı hatırlayın!..
Sektörümüzde bu tür sıkıntıların dile  getirilmesi gerekir. Peki neler yapılabilir? Bir kere Tarım Bakanlığının fidan  yetiştiricilerini, peyzaj firmalarını tarımcı olarak görmesi gerekir. Tarımın  birçok kolunda desteklemeler varken Peyzaj firmalarını ve fidan, çiçek, çim  üreticilerini tarımcı olarak görmeli ve denetime almalıdır. Gerçek üreticilere  destek olmalıdır. Ülkemizde yeni gelişen Peyzaj sektörüne de bakanlığın  yaklaşması ve sıkıntılarını dinlemesi gerekir. Damla sulama desteğini almak  isteyen fidancıya da yaban muamelesi yapılmaması için yeni düzenlemeler  yapılmalı, sulama kooperatiflerinin fidancıları bölgeden kovmak için yaptıkları  illegal yöntemleri de görmelidir. Girdi olarak kullanılan gübrenin de ilacın da  desteklenmesi gerekir. Peyzaj sektörünün bilhassa üretim kollarında,  zannedildiği gibi büyük karlar artık yok. Onlar da desteklenmelidir. Aile  işletmesi olmayan fidancılar işçiliği bedavaya getirdikleri için kar ettik  zannediyorlar&#8230;
Bir çok konu var ki buradan söylenmiyor, yazılmıyor. Peyzaj  sektörünün ciddi sorunları var ve bunların devlet eliyle değerlendirilmesi ve  düzenlenmesi, sorunların acilen çözülmesine ihtiyaç duyuluyor. Duyurulur.  
 Saygılarımla&#8230; 
 S. Murat SARAÇ
Zıraat Mühendisi
www.bahcedanismani.com (http://www.bahcedanismani.com/)  
 Not: Yazımın başlığında kullanmış olduğum  "Peyzajci Firması" bilinçli olarak konuyu daha iyi anlatabilmek için  yazılmıştır. Doğrusu "Peyzaj Firması" olacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ülkemizde Tarım uğraşı, bilhassa peyzaj sektörü o  kadar basite alındı ki;  örneğin her önüne gelen fidancılığa, her kafasına esen  hazır çim yetiştirmeye, tekstilden iflas eden de tekstilden kar eden de peyzaj  veya tarım sektörüne girmeye başladı.<br />
Bir girişimci iyi kazanç getiriyor diye  az bir cesareti varsa hemen peyzaj sektöründe işe başlıyor. Bir tarla kiralıyor,  fidanlarını alıp dikiyor. Böylece anlamayan da işin içerisine giriveriyor. Sonra  hep beraber başlıyoruz eleştiri yapmaya. Örneğin sektörün durumunu anlatan  birkaç komik sözleri sıralayalım. <br />
<br />
-Kaportacıdan hazır çim üreticisi olur mu?<br />
-Fidanları repikaj yapmasakta  oluyor, nasılsa alıcı buluyoruz.<br />
-Amonyum nitratı atınca 2 günde toparlar,  sen iki gün sabret&#8230;<br />
-Adamın ağacı da 2 m. benim ağacım da 2  metre&#8230;<br />
-Zamanla toparlar, sen al bunu al&#8230;<br />
-Abi, bu sefer böyle olsun,  birdahaki sefere telafi ederiz&#8230;<br />
-Peyzaj mimarı bu bitkiyi acaba hiç görmüş  mü!!? <br />
 Bu tür sözler o kadar çok ki&#8230; Hatta bu sözleri  birçok meslektaşımız yorum olarak ekleyebilirler, yüzlerce örnek sıralanabilir.  Hepsi de sektörü baltalayan sözlerdir. Mesela 1 maddeye cevap verelim.  Kaportacıdan hazır çim üreticisi olur mu? Belki olur ama olup olmadığını  yetiştirdiği çim söyler&#8230;<br />
Sektörün sıkıntılarına devam edelim. Örneğin, Bir  fidan türü çok popülerdir. Mesela Yalancı servi (Cupressoriparis leylandi). Bunu  duyan bir esnaf gider bir tarla kiralar yada alır, fidanları diker, binbir  güçlükle fidanları yetiştirir, sonra da yetiştirdiği fidanları satmaya çıktığı  zaman bakar ki fidanları piyasada &#8211; arzı çok olduğundan, yada üretim hatasından-  para etmiyor, harcı alem satmaya başlar. Hem kendisi zarar eder, hem ucuz  sattığı için piyasayı bozar, hakiki yetiştiricilerin pazarlık güçlerini düşürür.  Alıcıların kafasını karıştırır.<br />
İşi bilen, kaliteli fidan yetiştiricisinin  elindeki 2 m. Boyundaki bir Leylandi ile bir başka üretici elindeki 2 m.  boyundaki bir başka Leylandi arasında muhakkak fark vardır. Repikajı zamanında  yapılmamıştır, gübrelemenin zamanında ve dengeli yapılmaması sebebiyle gövde  odunu sağlıklı değildir, budamalar bilinçli yapılmadığı için yeşil dokusu ve  dallanmalar iyi değildir. Tüm bu olumsuzlukların yanında kaliteli fidanın  yanında satışa sunulduğu için kaliteli Leylandi satıcısı da bu olaydan etkilenir  tabii.. Neticede piyasa bozulur, işin tadı kaçar. Kaybeden hem kendisi hem de  kaliteli fidan üreticisi olur, piyasa değeri düşer. Kaliteli fidan üretmenin  cazibesi kalmadığından ithal ürün getirmek zorunda kalınır. Döviz böylece dışarı  kaçar, kaybeden ülkemiz olur. Yalova&#8217;ya, Adapazarına&#8217;a, Kestel&#8217;e fidan bakmaya  giderseniz bu yazımı hatırlayın!..<br />
Sektörümüzde bu tür sıkıntıların dile  getirilmesi gerekir. Peki neler yapılabilir? Bir kere Tarım Bakanlığının fidan  yetiştiricilerini, peyzaj firmalarını tarımcı olarak görmesi gerekir. Tarımın  birçok kolunda desteklemeler varken Peyzaj firmalarını ve fidan, çiçek, çim  üreticilerini tarımcı olarak görmeli ve denetime almalıdır. Gerçek üreticilere  destek olmalıdır. Ülkemizde yeni gelişen Peyzaj sektörüne de bakanlığın  yaklaşması ve sıkıntılarını dinlemesi gerekir. Damla sulama desteğini almak  isteyen fidancıya da yaban muamelesi yapılmaması için yeni düzenlemeler  yapılmalı, sulama kooperatiflerinin fidancıları bölgeden kovmak için yaptıkları  illegal yöntemleri de görmelidir. Girdi olarak kullanılan gübrenin de ilacın da  desteklenmesi gerekir. Peyzaj sektörünün bilhassa üretim kollarında,  zannedildiği gibi büyük karlar artık yok. Onlar da desteklenmelidir. Aile  işletmesi olmayan fidancılar işçiliği bedavaya getirdikleri için kar ettik  zannediyorlar&#8230;<br />
Bir çok konu var ki buradan söylenmiyor, yazılmıyor. Peyzaj  sektörünün ciddi sorunları var ve bunların devlet eliyle değerlendirilmesi ve  düzenlenmesi, sorunların acilen çözülmesine ihtiyaç duyuluyor. Duyurulur.  <br />
 Saygılarımla&#8230; <br />
 S. Murat SARAÇ<br />
Zıraat Mühendisi<br />
<a href="http://www.bahcedanismani.com/" target="_blank">www.bahcedanismani.com</a>  <br />
 Not: Yazımın başlığında kullanmış olduğum  &quot;Peyzajci Firması&quot; bilinçli olarak konuyu daha iyi anlatabilmek için  yazılmıştır. Doğrusu &quot;Peyzaj Firması&quot; olacaktır.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bahcedanismani.com</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/139-onune-gelen-peyzajci-firmasi-kurmus.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Y.Sultan Selim den İran Şahına</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tevazu/137-y-sultan-selim-den-iran-sahina.html</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 11:25:16 GMT</pubDate>
			<description>Ekteki dörtlüğü hem soldan sağa hemden yukarıdan aşağıya okuyun.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ekteki dörtlüğü hem soldan sağa hemden yukarıdan aşağıya okuyun.</div>


<!-- attachments -->
	<div style="margin-top:10px">

		
		
		
		
			<fieldset class="fieldset">
				<legend>Eklenmi&#351; Dosya</legend>
				<table cellpadding="0" cellspacing="1" border="0">
				<tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.bahcesel.com/forumsel/images/lustrous/attach/doc.gif" alt="Dosya tipi: doc" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tevazu/attachments/18d1214306680-y-sultan-selim-den-iran-sahina-sanma.doc">sanma.doc</a> (19,5 KB (Kilobyte), 34x kez indirilmi&#351;tir)</td>
</tr>
				</table>
			</fieldset>
		

	</div>
<!-- / attachments -->
]]></content:encoded>
			<dc:creator>tevazu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tevazu/137-y-sultan-selim-den-iran-sahina.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>kaz olmak</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/sahra/136-kaz-olmak.html</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 09:51:00 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Kaz, eti, yumurtası yenen güzel bir kuştur. Kaz tüyleri süs olarak kullanılır. Kaz kızartması, kaz ciğeri çok sevilir. Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Geri zekalı kişiler ya kaz çobanıdırlar ya da kaz kafalı! Beceriksizlere beş kaz verseniz, üçünü kaybederler. Kara kara düşünenlere &#8220;agobun kazı gibi ne düşünüyorsun?&#8221; diye sorarlar. Yanlış düşünenleri &#8220;kazın ayağı öyle değil&#8221; diye uyarırırz.

            Ustası çırağına kaz kızartması getirmesini söylemiş. Uşağın canı çekmiş, önce ayaklarını yemiş, yetmemiş, kanatlarını da mideye indirmiş. Dayanamayıp başını yiyip kazı ustasına öyle getirmiş. Usta şaşırmış. &#8220;Hani bunun ayağı?&#8221; diye sormuş. Çırak boynun bükmüş, &#8220;topal idi&#8221; demiş. &#8220;Kanadı niye yok?&#8221;, &#8220;Laz idi!&#8221; demiş bu sefer çırak. Usta öfkeyle, &#8220;Başı da yok diyemezsin değil mi?&#8221; diye bağırmış. Çırak bıyık altından gülerek, &#8220;Onda kafa olsaydı, yakalanıp fırına girer miydi?&#8221; deyivermiş. Bizde kazları, daha doğrusu kaza benzeyen vatandaşları böyle yiyip bitiriyorlar, onu ayaksız, başsız bırakıyorlar. O da doğanın yok edilmesine, kaz dağlarının talanına sesini çıkaramıyor, kendini kurtaramıyor...

            Bir türküde &#8220;Maya dağdan kalkan kazlar/ Ak topuklu beyaz kızlar&#8221; diye başlanılıyor söze. Seyrani de, &#8220;Mahkeme meclisi icat olduğun/ Rüşvet çeşmesinin akmaklığından/ Kaza bela ile alem dolduğun/ Kazların kadıya uçmaklığından&#8221; diyor. Kaygusuz Abdal kaz adlı şiirine, &#8220;Bir kaz aldım ben karıdan/ Boynu da uzun borudan/ Kırk derviş kanın kurutan/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz/ Sekizimiz odun çeker/ Dokuzumuz ateş yakar/ Kaz kaldırmış başın bakar/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz&#8221; diye yazıyor. Şiir uzun olduğu için hepsini buraya alamadım. Kaygusuz Abdal kazı kaynatamamış ama Amerika bu konuda çok usta!

            Padişahın biri veziriyle birlikte geziye çıkmış. Bir köyün yanından geçerken küçük bir evin önünde oturup örgü ören bir köylü kızıyla karşılaşmış. &#8220;Baban evde mi?&#8221; diye sormuş. Kız zeki bir tavırla, &#8220;Babam evde değil, azı çok etmeye gitti&#8221; demiş. &#8220;Annen evde mi?&#8221;, &#8220;O da biri iki etmeye gitti.&#8221; Bu sözler padişahın ilgisini çekmiş, &#8220;Eviniz çok güzel ama bacası eğri&#8221; demiş. Kız hemen cevabı yapıştırmış, &#8220;Bacası eğri ama dumanı doğru çıkar&#8221;. Padişah kızın başını sıvazlamış, &#8220;Sana bir kaz yollasam yolar mısın?&#8221; diye sormuş. Kız gülerek başını sallamış, &#8220;Hem de en ince tüylerine kadar yolarım&#8221; demiş.

            Kıza veda edip saraya döndüklerinde vezir kızın sözlerinden bir şey anlayamadığını söylemiş. Padişah da gidip kızdan öğrenmesini istemiş. Vezir kızın yanına gelip ne demek istediğini sormuş. Kız, &#8220;Söylerim ama her biri için on altın isterim&#8221; demiş. Vezir çaresiz kabul etmiş. Kız başlamış anlatmaya: &#8220;Babamın azı çok etmesi şu: Çiftçi olduğu için tarlaya tohum ekecek, azı çok etmek bu. Annem ebe olduğu için çocuk doğurtacak, kadın bir iken iki olacak. Bacanın eğriliği gözlerimin şaşı olmasıdır. Dumanının doğru çıkması ise gözlerimin iyi görmesidir. Yolunacak kaz da sizsiniz. Kaz olmasaydınız ayağıma kadar gelip ettiğim birkaç söz için bana bu kadar altın verir miydiniz?&#8221;

            Oynanan oyunların farkında olmadığımız için kaz gibi yolunuyoruz, doğamızı talan etmelerine ses çıkarmıyoruz, başımıza gelecek felaketin farkına varamıyoruz...

            Kazları yerin dibine batırdık biraz. Aslında kaz kadar olamıyoruz. Niye mi? İşte:

            Kazlar V şeklinde uçarlar. Böylece her kuş kanat çırptığında arkasındaki kuşa onu kaldıran bir hava akımı yaratır. Tek başına gidebilecekleri en uzun yolu grup halinde neredeyse ikiye katlarlar. Oysa bizler birbirimizin ayağından çeker dururuz...

            Grubun başında giden kaz hiçbir hava akımından yararlanamadığı için diğerlerine göre daha çabuk yorulur ve hemen arkaya geçer, arkasındaki kaz lider olur. Bu değişim sürekli yapılır. Oysa bizim liderlerimiz hiç yorulmaz, makamını başkasına bırakmaz, üstelik arkasından gelenlerin, sivrilenlerin hızlarını kesmek için çalışır...

            Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar daha hızlı gidilmesi için öndekilere bağırır, onları uyarırlar. Bizde uyarıda bulunanlar erken öten horoz sayılır, haklarında gereken işlem yapılır. Ağır ol, molla desinler politikası uygulanır!

            Kazların bize ders olabilecek bir başka özellikleri de birlikte uçtukları bir kuşun hastalanıp ya da yavrulamasıyla uçamayacak duruma gelmesi halinde iki kuşun onu korumak, ona yardım etmek için yanına gelmesi, ölünceye dek yanından ayrılmamasıdır. Oysa biz ölen ölür, kalan sağlar bizimdir, kral öldü, yaşasın kral deriz, kötü duruma düşenleri yalnız bırakırız. Ne zaman ölecek diye yüzlerine bakarız, yerlerine geçmeye can atarız.

            Adamın bir ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Sorgu meleği ona sağlığında toplum için ne yaptığını, sanatla uğraşıp uğraşmadığını, kitap okuyup okumadığını sormuş. Adam, &#8220;Ben kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadım. Gemisini kurtaran kaptan olmak için çalıştım ve başardım. Sanatla, kitap okumak gibi para etmeyen şeylerle ilgilenmedim&#8221; demiş.

            Onu dinleyen baş melek yardımcılarına, &#8220;Çabuk bir kanat getirin&#8221; diye bağırmış.

            Adam sevinçle, &#8220;Melek mi oluyorum?&#8221; diye sormuş.

            &#8220;Hayır, demiş baş melek. Kaz oluyorsun kaz!&#8221;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kaz, eti, yumurtası yenen güzel bir kuştur. Kaz tüyleri süs olarak kullanılır. Kaz kızartması, kaz ciğeri çok sevilir. Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Geri zekalı kişiler ya kaz çobanıdırlar ya da kaz kafalı! Beceriksizlere beş kaz verseniz, üçünü kaybederler. Kara kara düşünenlere &#8220;agobun kazı gibi ne düşünüyorsun?&#8221; diye sorarlar. Yanlış düşünenleri &#8220;kazın ayağı öyle değil&#8221; diye uyarırırz.<br />
<br />
            Ustası çırağına kaz kızartması getirmesini söylemiş. Uşağın canı çekmiş, önce ayaklarını yemiş, yetmemiş, kanatlarını da mideye indirmiş. Dayanamayıp başını yiyip kazı ustasına öyle getirmiş. Usta şaşırmış. &#8220;Hani bunun ayağı?&#8221; diye sormuş. Çırak boynun bükmüş, &#8220;topal idi&#8221; demiş. &#8220;Kanadı niye yok?&#8221;, &#8220;Laz idi!&#8221; demiş bu sefer çırak. Usta öfkeyle, &#8220;Başı da yok diyemezsin değil mi?&#8221; diye bağırmış. Çırak bıyık altından gülerek, &#8220;Onda kafa olsaydı, yakalanıp fırına girer miydi?&#8221; deyivermiş. Bizde kazları, daha doğrusu kaza benzeyen vatandaşları böyle yiyip bitiriyorlar, onu ayaksız, başsız bırakıyorlar. O da doğanın yok edilmesine, kaz dağlarının talanına sesini çıkaramıyor, kendini kurtaramıyor...<br />
<br />
            Bir türküde &#8220;Maya dağdan kalkan kazlar/ Ak topuklu beyaz kızlar&#8221; diye başlanılıyor söze. Seyrani de, &#8220;Mahkeme meclisi icat olduğun/ Rüşvet çeşmesinin akmaklığından/ Kaza bela ile alem dolduğun/ Kazların kadıya uçmaklığından&#8221; diyor. Kaygusuz Abdal kaz adlı şiirine, &#8220;Bir kaz aldım ben karıdan/ Boynu da uzun borudan/ Kırk derviş kanın kurutan/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz/ Sekizimiz odun çeker/ Dokuzumuz ateş yakar/ Kaz kaldırmış başın bakar/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz&#8221; diye yazıyor. Şiir uzun olduğu için hepsini buraya alamadım. Kaygusuz Abdal kazı kaynatamamış ama Amerika bu konuda çok usta!<br />
<br />
            Padişahın biri veziriyle birlikte geziye çıkmış. Bir köyün yanından geçerken küçük bir evin önünde oturup örgü ören bir köylü kızıyla karşılaşmış. &#8220;Baban evde mi?&#8221; diye sormuş. Kız zeki bir tavırla, &#8220;Babam evde değil, azı çok etmeye gitti&#8221; demiş. &#8220;Annen evde mi?&#8221;, &#8220;O da biri iki etmeye gitti.&#8221; Bu sözler padişahın ilgisini çekmiş, &#8220;Eviniz çok güzel ama bacası eğri&#8221; demiş. Kız hemen cevabı yapıştırmış, &#8220;Bacası eğri ama dumanı doğru çıkar&#8221;. Padişah kızın başını sıvazlamış, &#8220;Sana bir kaz yollasam yolar mısın?&#8221; diye sormuş. Kız gülerek başını sallamış, &#8220;Hem de en ince tüylerine kadar yolarım&#8221; demiş.<br />
<br />
            Kıza veda edip saraya döndüklerinde vezir kızın sözlerinden bir şey anlayamadığını söylemiş. Padişah da gidip kızdan öğrenmesini istemiş. Vezir kızın yanına gelip ne demek istediğini sormuş. Kız, &#8220;Söylerim ama her biri için on altın isterim&#8221; demiş. Vezir çaresiz kabul etmiş. Kız başlamış anlatmaya: &#8220;Babamın azı çok etmesi şu: Çiftçi olduğu için tarlaya tohum ekecek, azı çok etmek bu. Annem ebe olduğu için çocuk doğurtacak, kadın bir iken iki olacak. Bacanın eğriliği gözlerimin şaşı olmasıdır. Dumanının doğru çıkması ise gözlerimin iyi görmesidir. Yolunacak kaz da sizsiniz. Kaz olmasaydınız ayağıma kadar gelip ettiğim birkaç söz için bana bu kadar altın verir miydiniz?&#8221;<br />
<br />
            Oynanan oyunların farkında olmadığımız için kaz gibi yolunuyoruz, doğamızı talan etmelerine ses çıkarmıyoruz, başımıza gelecek felaketin farkına varamıyoruz...<br />
<br />
            Kazları yerin dibine batırdık biraz. Aslında kaz kadar olamıyoruz. Niye mi? İşte:<br />
<br />
            Kazlar V şeklinde uçarlar. Böylece her kuş kanat çırptığında arkasındaki kuşa onu kaldıran bir hava akımı yaratır. Tek başına gidebilecekleri en uzun yolu grup halinde neredeyse ikiye katlarlar. Oysa bizler birbirimizin ayağından çeker dururuz...<br />
<br />
            Grubun başında giden kaz hiçbir hava akımından yararlanamadığı için diğerlerine göre daha çabuk yorulur ve hemen arkaya geçer, arkasındaki kaz lider olur. Bu değişim sürekli yapılır. Oysa bizim liderlerimiz hiç yorulmaz, makamını başkasına bırakmaz, üstelik arkasından gelenlerin, sivrilenlerin hızlarını kesmek için çalışır...<br />
<br />
            Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar daha hızlı gidilmesi için öndekilere bağırır, onları uyarırlar. Bizde uyarıda bulunanlar erken öten horoz sayılır, haklarında gereken işlem yapılır. Ağır ol, molla desinler politikası uygulanır!<br />
<br />
            Kazların bize ders olabilecek bir başka özellikleri de birlikte uçtukları bir kuşun hastalanıp ya da yavrulamasıyla uçamayacak duruma gelmesi halinde iki kuşun onu korumak, ona yardım etmek için yanına gelmesi, ölünceye dek yanından ayrılmamasıdır. Oysa biz ölen ölür, kalan sağlar bizimdir, kral öldü, yaşasın kral deriz, kötü duruma düşenleri yalnız bırakırız. Ne zaman ölecek diye yüzlerine bakarız, yerlerine geçmeye can atarız.<br />
<br />
            Adamın bir ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Sorgu meleği ona sağlığında toplum için ne yaptığını, sanatla uğraşıp uğraşmadığını, kitap okuyup okumadığını sormuş. Adam, &#8220;Ben kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadım. Gemisini kurtaran kaptan olmak için çalıştım ve başardım. Sanatla, kitap okumak gibi para etmeyen şeylerle ilgilenmedim&#8221; demiş.<br />
<br />
            Onu dinleyen baş melek yardımcılarına, &#8220;Çabuk bir kanat getirin&#8221; diye bağırmış.<br />
<br />
            Adam sevinçle, &#8220;Melek mi oluyorum?&#8221; diye sormuş.<br />
<br />
            &#8220;Hayır, demiş baş melek. Kaz oluyorsun kaz!&#8221;</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>sahra</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/sahra/136-kaz-olmak.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kim Kızıl</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/135-kim-kizil.html</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jun 2008 07:29:19 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sultan Abdülhamit Hana kızıl Sultan yakıştırmasını yapanları düşünüyorum. Bu alemde gerçek kızıllar  
kızıllıklarını ört-bas edebilmek için böylesi büyük değerlere sataşıp çamur atıp çirkin iftiralarda bulunabiliyorlar. Ve sonrası için de kendilerine güçlü yandaşlar bulabiliyorlar. Dünyada başka örneği varmıdır merak ediyorum; İlkokuldan itibaran varını yok'unu ortaya koyarak ceddine küfreden bir "aydın"!! kitlesi. O ecdat ki adaleti ile ilmi ile feraseti ile tüm dünyaya nam salmış. Öyle ki insanlar kendi yönetimlerinin adaletsizliğini bu makamlara şikayet etmişler. Hiç sömürmemişler. Hiç zulmetmemişler. Sinirlenip kendi nefislerinin emrine girmemişler. Bulundukları ortama en uygun  davranışı sergileyip cevaplar vermişler.Bir örnek Şahsiyet  http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/59-kizil-kafalar.html
Yavuz Sultan Selim ile şah ismail arasındaki diyaloğu herkes bilir. Ekli dosyadaki mükemmel feraseti görün.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sultan Abdülhamit Hana kızıl Sultan yakıştırmasını yapanları düşünüyorum. Bu alemde gerçek kızıllar  <br />
kızıllıklarını ört-bas edebilmek için böylesi büyük değerlere sataşıp çamur atıp çirkin iftiralarda bulunabiliyorlar. Ve sonrası için de kendilerine güçlü yandaşlar bulabiliyorlar. Dünyada başka örneği varmıdır merak ediyorum; İlkokuldan itibaran varını yok'unu ortaya koyarak ceddine küfreden bir "aydın"!! kitlesi. O ecdat ki adaleti ile ilmi ile feraseti ile tüm dünyaya nam salmış. Öyle ki insanlar kendi yönetimlerinin adaletsizliğini bu makamlara şikayet etmişler. Hiç sömürmemişler. Hiç zulmetmemişler. Sinirlenip kendi nefislerinin emrine girmemişler. Bulundukları ortama en uygun  davranışı sergileyip cevaplar vermişler.Bir örnek Şahsiyet  <a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/59-kizil-kafalar.html" target="_blank">http://www.bahcesel.com/forumsel/blo...l-kafalar.html</a><br />
Yavuz Sultan Selim ile şah ismail arasındaki diyaloğu herkes bilir. Ekli dosyadaki mükemmel feraseti görün.</div>


<!-- attachments -->
	<div style="margin-top:10px">

		
		
		
		
			<fieldset class="fieldset">
				<legend>Eklenmi&#351; Dosya</legend>
				<table cellpadding="0" cellspacing="1" border="0">
				<tr>
	<td><img class="inlineimg" src="http://www.bahcesel.com/forumsel/images/lustrous/attach/zip.gif" alt="Dosya tipi: zip" width="16" height="16" border="0" style="vertical-align:baseline" /></td>
	<td><a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/attachments/17d1214207236-kim-kizil-042-yavuzun-zerafeti.zip">042- Yavuz'un Zerafeti.zip</a> (463,7 KB (Kilobyte), 15x kez indirilmi&#351;tir)</td>
</tr>
				</table>
			</fieldset>
		

	</div>
<!-- / attachments -->
]]></content:encoded>
			<dc:creator>kenan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/135-kim-kizil.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşayan Makine</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/sahra/134-yasayan-makine.html</link>
			<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 09:48:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yaşayan makineler, doğal su arıtma sistemi. Doğaya baktığımızda, bizim sorun olarak gördüğümüz her şeyin doğanın kendi içinde bir çözümünün olduğunu görüyoruz. Doğa kendi kendine kirli sularını arıtıyor. Yaşayan makineler de doğanın içindeki bu sistemin insan eliyle kuruluşu. 
       Yaşayan makineler nasıl çalışıyor diye bir soru sorulabilir. Sistem doğal döngüleri kullanıyor. Enerji kullanımı dogal akışkanlıktan kaynaklanan basınçtır diyebiliriz. Bildiğimiz yöntemde kullanılan elektrik vb enerji kullanımı olmamaktadır. Bu nedenle ekolojik ve ekonomik değer arz eden bir sitemdir. Kirli olan su belli bir yerden taşların çakılların arasından gönderildiğinde, bu alana dikilen bitkiler tarafından arındırılarak sistem çalışmaktadır. Buraya dikilen bitkiler aynı zamanda bir tasarım etkisi oluşturmaktadır. Bitkilerin kökleri aracılığıyla üreyen bakteriler; suyu arıtıyor. Geniş bir havuz düşünün bu havuzun bir tarafından kirli suyun gönderildiğini havuz boyunca aktığını ve diğer taraftan arındırılmış su olarak çıktığını düşünün. Dünyanın gündemini belirleyen küresel iklim değişikliği bu sistemin nedenli sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam kriterlerinin önünde artıları olan farklı bir faydadır. Bununla birlikte  Atık su arıtma tesisleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir fark ortaya çıktığını anlamak mümkün. Aradaki fark doğal döngüleri kullanıyor olması, bir enerji kullanmıyor olması, diğer sistemlerde kimyasal arıtma, biyolojik arıtma yaparsınız. Bu sistemin en büyük özelliği doğal döngüleri kullanıyor olması, yani bitkiler aracılığıyla yapılıyor olması. Bir diğer özelliği de lokal uygulamalara uygun. Diğer sistemlerde bir minimum kapasite vardır, onun çok altına düşemezsiniz. Bir beş bin kişilik, on kişilik sistemler kurarsınız. Burada ise on kişi için, yirmi kişi için sistemi kurmak mümkün. Açık sistemlerdir, koku yapmaz, kendi içinde bir ekosistemi barındırır. Görünüşü güzeldir ve doğa dostudur.
Bu sistemlerin uygulanabilirliği ısıyla ve iklimle alakalı. Çünkü bakteriler ısıyı seviyor ve daha hızlı arıtıyorlar. O yüzden güney illeriyle kuzey illeri arasında fark oluyor. Ama yıllık sıcaklık ortalaması 20 derece olan şehirlerde, bölgelerde, yaklaşık 2-3 metrekare bile yeterli olabiliyor. 
      Burada yöresel bitkiler kullanmak önemli. Bitki ithal etmiyoruz. Çünkü biz doğal döngüleri kullanıyoruz, yöresel bitkiler de oranın iklimine, toprağına, suyuna uygun olan bitkiler, zaten büyük bir ihtimalle o civarda bir göl varsa, akarsu varsa, bu bitkiler de vardır. Orada doğal arıtmayı zaten yapıyorlardır. Bunları alıp, kendi oluşturduğumuz yaşayan makinemize dikiyoruz.
Hangi ülkeler yaşayan makineleri kullanıyor diye soru gelebilir.Busistemden kimler yaralanıyor dediğimizde  başta  Avrupa&#8217;da Danimarka bu konuda öncü. Çünkü devlet desteği var. 90&#8217;lı yıllarda uygulamaya başlamışlar ve 140 tane uygulaması var. Almanya ve Çek Cumhuriyeti ve İtalya&#8217;da uygulamalar var. Ayrıca Amerika ve Meksika&#8217;da var. Meksika&#8217;daki sistemde 10 bin kişilik bir bölgenin atık su arıtması yapılıyor. Bu sistemler kapalı ve açık olarak da farklılık gösteriyor. Çok kalabalık şehirlerin sularını arıtmak için civarda varolan sulakalanlar kullanılıyor. Mesela bu Meksika örneğinde varolan bir sulakalanı kullanmışlar ve bu şekilde 10 bin kişilik bir alanın arıtma sistemini kurabilmişler. Bizde ise sulakalanlar sivrisinek yuvası olarak görülüyor ve kurutuluyor. Aslında onlar kendi içlerinde doğanın bir parçası. Su içinde bizim kirli olarak kabul ettiğimiz şeyleri çürütüyorlar, yararsız olan şeyleri yararlı hale dönüştürüyorlar.Son zamanlarda çin bu sisteme inanmış bu sistemi başta FUZHO(120 bin kişilik merkezin dere ve göl havzalarını arıtılmasında kulalanıyor) olmak üzere bazı belli başlı merkezlerde kulanmak üzere harekete geçmiş .
      Sistemi neden ülkemizde kullanmıyoruz diye düşündüğümüzde öncü olmak yerine birilerinden görmek sonra uygulamaya geçeriz diye bir kimlik yapımız olduğundan diye düşünüyorum.Bununla birlikte 
Bu sistem bir ekip çalışması ürünüdür.Birçok meslek grubunun ortak olarak ortaya koyması gereken komple bir teknik çalışma eseridir.Başarısızlık diğer meslek grubundaki bilgi yetersizliği olumsuz sonuç doğurur.

Kaynak :Ayşen Eren
         End. Müh
  
    Çağlar AYDIN
   Ziraat Mühendisi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yaşayan makineler, doğal su arıtma sistemi. Doğaya baktığımızda, bizim sorun olarak gördüğümüz her şeyin doğanın kendi içinde bir çözümünün olduğunu görüyoruz. Doğa kendi kendine kirli sularını arıtıyor. Yaşayan makineler de doğanın içindeki bu sistemin insan eliyle kuruluşu. <br />
       Yaşayan makineler nasıl çalışıyor diye bir soru sorulabilir. Sistem doğal döngüleri kullanıyor. Enerji kullanımı dogal akışkanlıktan kaynaklanan basınçtır diyebiliriz. Bildiğimiz yöntemde kullanılan elektrik vb enerji kullanımı olmamaktadır. Bu nedenle ekolojik ve ekonomik değer arz eden bir sitemdir. Kirli olan su belli bir yerden taşların çakılların arasından gönderildiğinde, bu alana dikilen bitkiler tarafından arındırılarak sistem çalışmaktadır. Buraya dikilen bitkiler aynı zamanda bir tasarım etkisi oluşturmaktadır. Bitkilerin kökleri aracılığıyla üreyen bakteriler; suyu arıtıyor. Geniş bir havuz düşünün bu havuzun bir tarafından kirli suyun gönderildiğini havuz boyunca aktığını ve diğer taraftan arındırılmış su olarak çıktığını düşünün. Dünyanın gündemini belirleyen küresel iklim değişikliği bu sistemin nedenli sağlıklı ve sürdürülebilir yaşam kriterlerinin önünde artıları olan farklı bir faydadır. Bununla birlikte  Atık su arıtma tesisleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir fark ortaya çıktığını anlamak mümkün. Aradaki fark doğal döngüleri kullanıyor olması, bir enerji kullanmıyor olması, diğer sistemlerde kimyasal arıtma, biyolojik arıtma yaparsınız. Bu sistemin en büyük özelliği doğal döngüleri kullanıyor olması, yani bitkiler aracılığıyla yapılıyor olması. Bir diğer özelliği de lokal uygulamalara uygun. Diğer sistemlerde bir minimum kapasite vardır, onun çok altına düşemezsiniz. Bir beş bin kişilik, on kişilik sistemler kurarsınız. Burada ise on kişi için, yirmi kişi için sistemi kurmak mümkün. Açık sistemlerdir, koku yapmaz, kendi içinde bir ekosistemi barındırır. Görünüşü güzeldir ve doğa dostudur.<br />
Bu sistemlerin uygulanabilirliği ısıyla ve iklimle alakalı. Çünkü bakteriler ısıyı seviyor ve daha hızlı arıtıyorlar. O yüzden güney illeriyle kuzey illeri arasında fark oluyor. Ama yıllık sıcaklık ortalaması 20 derece olan şehirlerde, bölgelerde, yaklaşık 2-3 metrekare bile yeterli olabiliyor. <br />
      Burada yöresel bitkiler kullanmak önemli. Bitki ithal etmiyoruz. Çünkü biz doğal döngüleri kullanıyoruz, yöresel bitkiler de oranın iklimine, toprağına, suyuna uygun olan bitkiler, zaten büyük bir ihtimalle o civarda bir göl varsa, akarsu varsa, bu bitkiler de vardır. Orada doğal arıtmayı zaten yapıyorlardır. Bunları alıp, kendi oluşturduğumuz yaşayan makinemize dikiyoruz.<br />
Hangi ülkeler yaşayan makineleri kullanıyor diye soru gelebilir.Busistemden kimler yaralanıyor dediğimizde  başta  Avrupa&#8217;da Danimarka bu konuda öncü. Çünkü devlet desteği var. 90&#8217;lı yıllarda uygulamaya başlamışlar ve 140 tane uygulaması var. Almanya ve Çek Cumhuriyeti ve İtalya&#8217;da uygulamalar var. Ayrıca Amerika ve Meksika&#8217;da var. Meksika&#8217;daki sistemde 10 bin kişilik bir bölgenin atık su arıtması yapılıyor. Bu sistemler kapalı ve açık olarak da farklılık gösteriyor. Çok kalabalık şehirlerin sularını arıtmak için civarda varolan sulakalanlar kullanılıyor. Mesela bu Meksika örneğinde varolan bir sulakalanı kullanmışlar ve bu şekilde 10 bin kişilik bir alanın arıtma sistemini kurabilmişler. Bizde ise sulakalanlar sivrisinek yuvası olarak görülüyor ve kurutuluyor. Aslında onlar kendi içlerinde doğanın bir parçası. Su içinde bizim kirli olarak kabul ettiğimiz şeyleri çürütüyorlar, yararsız olan şeyleri yararlı hale dönüştürüyorlar.Son zamanlarda çin bu sisteme inanmış bu sistemi başta FUZHO(120 bin kişilik merkezin dere ve göl havzalarını arıtılmasında kulalanıyor) olmak üzere bazı belli başlı merkezlerde kulanmak üzere harekete geçmiş .<br />
      Sistemi neden ülkemizde kullanmıyoruz diye düşündüğümüzde öncü olmak yerine birilerinden görmek sonra uygulamaya geçeriz diye bir kimlik yapımız olduğundan diye düşünüyorum.Bununla birlikte <br />
Bu sistem bir ekip çalışması ürünüdür.Birçok meslek grubunun ortak olarak ortaya koyması gereken komple bir teknik çalışma eseridir.Başarısızlık diğer meslek grubundaki bilgi yetersizliği olumsuz sonuç doğurur.<br />
<br />
Kaynak :Ayşen Eren<br />
         End. Müh<br />
  <br />
    Çağlar AYDIN<br />
   Ziraat Mühendisi</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>sahra</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/sahra/134-yasayan-makine.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>www.bahcedanismani.com</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/132-www-bahcedanismani-com.html</link>
			<pubDate>Sun, 01 Jun 2008 14:21:25 GMT</pubDate>
			<description>Bahcedanismani.com olarak Faaliyetlerimiz özetle İstanbul merkezli olarak, Bahçe, Peyzaj ve Tarım danışmanlığıdır. 

Daima çalışmalarımızda müşterilerimizin yanındayız.

Çalışma konularımızda, müşterilerimizden kazanç elde etmek değil, kaynakların en ekonomik şekilde kullanılması ve işlerinin planlanarak, doğru yönlendirilerek, İhtiyaçların her safhasında yer alıp, harcamaların en ekonomik kalemlerle yapılmasının temini için destek olunmasını kapsar.

Dilerseniz Projelerinizin de anahtar teslim tüm işlerini (Projelendirme, Yapım ve Bakım) Bahcedanismani.com uzman kadrosuna teslim edebilirsiniz.
Bahçe Tarım Danışmanlığı
Geniş Bilgi için:
http:/www.bahcedanismani.com</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Bahcedanismani.com olarak Faaliyetlerimiz özetle İstanbul merkezli olarak, Bahçe, Peyzaj ve Tarım danışmanlığıdır. <br />
<br />
Daima çalışmalarımızda müşterilerimizin yanındayız.<br />
<br />
Çalışma konularımızda, müşterilerimizden kazanç elde etmek değil, kaynakların en ekonomik şekilde kullanılması ve işlerinin planlanarak, doğru yönlendirilerek, İhtiyaçların her safhasında yer alıp, harcamaların en ekonomik kalemlerle yapılmasının temini için destek olunmasını kapsar.<br />
<br />
Dilerseniz Projelerinizin de anahtar teslim tüm işlerini (Projelendirme, Yapım ve Bakım) Bahcedanismani.com uzman kadrosuna teslim edebilirsiniz.<br />
Bahçe Tarım Danışmanlığı<br />
Geniş Bilgi için:<br />
http:/www.bahcedanismani.com</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bahcedanismani.com</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bahcedanismani-com/132-www-bahcedanismani-com.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
