<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Blogsel'de Son Yazılar]]></title>
		<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogsel.htm</link>
		<description>Bahçe, peyzaj, tarım, orman, çevre, forum, sitesi, tarım forumu, peyzaj forumu, forumsel uzmansel blogsel uzman danışman, b5a</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 21:01:04 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.bahcesel.com/forumsel/images/lustrous/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Blogsel'de Son Yazılar]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogsel.htm</link>
		</image>
		<item>
			<title>Toprak amelesinin gunlugu.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/toprak-amelesinin-gunlugu-327/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 17:13:46 GMT</pubDate>
			<description>Toprak bir yasam biçimidir ve ne verirsen sana onu verir.Toprakta çalismak hem guç anlaminda zorlu hemde zaman anlaminda kisitlidir.Toprakta çalismak...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Toprak bir yasam biçimidir ve ne verirsen sana onu verir.Toprakta çalismak hem guç anlaminda zorlu hemde zaman anlaminda kisitlidir.Toprakta çalismak sevmeyi gerektiren bir meslek turudur ve bunu zamanla anliyacaksiniz.Ne zaman oldugunu yazi surekliligini devam ettirdigi surece.Umarim gunluk çalismalarim insanlara yarar saglayabilir.<br />
 <br />
                  Gunluk çalismalarim.<br />
19/02/2010 saat 9 ve çalisma baslamistir.Bahçedeki karlarin erimesinden istifade topragin bellenerek çevirilmesi ve topragin havalandirilmasi gerekmektedir.Bu arazi yada alan kesinlikle sebze turu olan bitkilerin ekim alani olacaktir.Istek yaptigim BEYGIR gubrelerinin geldigi bana bildirilmisti.Gubreleri gordugumde açikcasi sok oldum.BEYGIRlerin gubreleri ne yakilmis nede compost konumuna getirilmisti.Samanlarin yogunlukta oldugu ve neredeyse BEYGIR gubrelerinin  gorulmedigi durumda inanin uzuldum.Malesef satin alinmasinda kaynaklida yapilacak bir durum mevcut degildi.Ancak bir çare olmaliydi ve sonuçta musteri o alanin ilkbahar ilen birlikte yine ekmek istiyordu(oradan bende nasipleniyorum salata domates gibi):) Iste burada alternatif olarak derhal compost aklima geldi veiki senedir topladigim yapraklar ve biçtigim çimler isimi gorebilirdi.Derhal kompostun içine atladim ve içine gomuldum (siz atlamayin)Ilk basta çikan YABANI otlarin temizlenmesini gerçeklestirdim KOKTEN almak gerekli bu YABANI otlari .Ve arazinin boyutu ve tirmigimin yetise bilecegi alani goz karari ile BELLEDIM .Pesinden kompostan yeterli olan gubreleri el arabasina atarak Bellenen alana yaydim ve tirmigin batabilecegi ala kadar ILERI VE GERI olmak uzere yaydim.Gubrerinin fazla derine inmesinin engellemesini bu sekilde gerçeklestirmek bana akillica gelmektedir.Arazinin tamamini bu sekilde BELLEDIM.Peki BEYGIR gubresi ne olacak? Iste onuda kullanacagimiz alanlar mevcuttur.Musterim bana sormadan bir alandaki sira çilekleri sokmus ve yeni çilek fidanlari ekicegini soyledi.Bakicaz gari çilekleri gubreleme sekline ve ozellikle bu arazide KIMYASAL maddeler kullanilmamaktadir.Devami yarin eger yagmur yagmaz ise.Yagmur ayagar ise ne etcen iste internette sohbete devam.:)</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/toprak-amelesinin-gunlugu-327/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>TURKIYE</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/turkiye-325/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 06:30:41 GMT</pubDate>
			<description>*Marmara Bölgesinin Özellikleri *1-Marmara denizinin etrafında yer almakta olan ve denizin etkisinin ulaştığı yörelerin benzer özellikler göstermesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Marmara Bölgesinin Özellikleri </b>1-Marmara denizinin etrafında yer almakta olan ve denizin etkisinin ulaştığı yörelerin benzer özellikler göstermesi 2- Yükselikli az olan ova ve yaylaların geniş bir yer kaplaması <br />
3- Karadeniz ve akdeniz iklimi arasında geçiş özelliği olması <br />
4- Ülkenin en gelişmiş sanayi kuruluşlarının bu bölgede olması <br />
5- Bölgede sanayinin, ticaretin ve ulaşımın gelişmiş olması <br />
6-Diğer özelliği ise çok fazla göl bulunması <br />
<br />
<b>Ege Bölgesinin Özellikleri </b><br />
1- Dağların kıyıya dik uzanması <br />
2-Dağların arasında çöküntü ovaların yer alması <br />
3- Ilıman olan akdeniz ikliminin iç bölgeleri doğru gitmesi <br />
4- Kıyılarının çok girintili çıkıntılı olması <br />
5- Önemli ihracat limanın olması <br />
6- Nüfusun özellikle kıyı bölgelere doğru yoğunlasması <br />
<br />
<b>Akdeniz Bölgesinin Özellikleri </b><br />
Batı ve Orta Toros Dağları&#8217;nın kıyıya paralel uzanması ve bir set gibi kıyının hemen ardında yükselmesi; <br />
Dağların hemen yükselmesi nedeniyle kıyı ovalarının genellikle dar olması (Çukurova hariç); <br />
Bütün bölgede tipik Akdeniz ikliminin görülmesi; <br />
Bütün bölgede tipik Akdeniz bitki örtüsünün görülmesi; <br />
Kıyıların çok girintili çıkıntılı olmaması; <br />
Türkiye&#8217;nin en büyük ovası olan Çukurova&#8217;nın bu bölgede bulunması; <br />
Nüfusun kıyı kesiminde ve tarım-sanayinin geliştiği kent merkezlerinde yoğunlaşması...<br />
<br />
<b>İç Anadolu Bölgesinin Özellikleri </b><br />
1- Bu bölgenin hemen hemen tamanının ova ve yayla üzerine kurulması <br />
2- Bu ovalar ve yaylarlar dağla çevrilidir. <br />
3- Bütün bölgede tahıl üretimi olması <br />
4- Tipik kara iklimi görülmesi <br />
5- Türkiye'nin başkenti Ankaranın bu bölgede olması <br />
6- Bölgede fazla göl bulunmaması <br />
<br />
<b>Karadeniz Bölgesinin Özellikleri </b><br />
1- Kuzey anadolu dağlarının kıyıya paralel uzanıyor olması <br />
2- Kıyının hemen ardından yükselen dağlar nedeniyle geniş ova ve yaylaların bulunmaması; <br />
Karadeniz kıyılarının girintili çıkıntılı olmaması; <br />
Bütün bölgede yağışlı Karadeniz ikliminin görülmesi; <br />
Bütün bölgede gür ormanların bulunması; <br />
Bölgede çay ve fındık gibi yalnızca bu yöreye özgü bitkilerin yetişebilmesi; <br />
Nüfusun kıyıyı takip eden otoyol boyunca yoğunlaşması; <br />
Bölgede balıkçılığın yaygın olarak yapılması...<br />
<br />
<b>Doğu Anadolu Bölgesinin Özellikleri </b><br />
1- Doğu anadolu bölgesinin ortalama yükseliği fazladır. <br />
2- Bölge deniz etkisinden uzaktır. <br />
3- Doğu anadolu bölgesi çok dağlıktır. Türkiye'deki en çok volkanik dağ ve en yüksek dağlar bu bölgededir. <br />
4- Bölgedeki dağlar arasında ova ve yaylalar yer almaktadır. <br />
5- Bütün bölgede karasal iklim hakimdir <br />
6- Bölgede nüfus azdır ve yerleşim seyrektir. <br />
7- Bölgede en önemli ekonomik faaliyetin hayvancılık olması; sanayi ve turizmin gelişmemiş olması; 8- Bölgede bulunan çok sayıda baraj sayesinde enerji üretiminin yoğun olması <br />
<br />
<b>Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Özellikleri </b><br />
1- Buharlaşmanın çok olması nedeniyle, bölgenin çok sıcak ve kurak olması; <br />
Güneydoğu Toroslar&#8217;ın güneyinde ova ve yaylaların geniş bir alan kaplaması; <br />
Bölgenin orta kesiminde, sönmüş bir volkan olan Karacadağ&#8217;ın; doğu kesiminde ise Mardin Dağları&#8217;nın yer alması. <br />
Batı kesiminde Akdeniz ikliminin görülmesi; <br />
Bölgenin hakim bitki örtüsünün bozkır olması; <br />
Bölgede nüfusun az ve yerleşmenin seyrek olması; <br />
Bölgede en önemli ekonomik faaliyetin hayvancılık ile sınırlı olması</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/turkiye-325/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Apiaceae</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/apiaceae-324/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 17:08:19 GMT</pubDate>
			<description>* * Daucus carota (http://www.bahcesel.com/wiki/Daucus_carota), 
  * Pastinaca sativa (http://www.bahcesel.com/wiki/Pastinaca_sativa), 
  * Apium...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><ul><li><ul><li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Daucus_carota" target="_blank"><font color="#002bb8">Daucus carota</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Pastinaca_sativa" target="_blank"><font color="#002bb8">Pastinaca sativa</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Apium_graveolens" target="_blank"><font color="#002bb8">Apium graveolens</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Foeniculum_vulgare" target="_blank"><font color="#002bb8">Foeniculum vulgare</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Aegopodium_podagraria" target="_blank"><font color="#002bb8">Aegopodium podagraria</font></a></i>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/%C3%89gopode_podagraire" target="_blank"><font color="#002bb8"> podagraire</font></a><SUP id=cite_ref-0 class=reference><a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/feed/#cite_note-0" target="_blank"><font color="#002bb8">[1]</font></a></SUP>,</li>
</ul></li>
</ul><ul><li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Anthriscus_cerefolium" target="_blank"><font color="#002bb8">Anthriscus cerefolium</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Petroselinum_crispum" target="_blank"><font color="#002bb8">Petroselinum crispum</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Cuminum_cyminum" target="_blank"><font color="#002bb8">Cuminum cyminum</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Coriandrum_sativum" target="_blank"><font color="#002bb8">Coriandrum sativum</font></a></i>,</li>
<li><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Ang%C3%A9lique" target="_blank"><font color="#002bb8">angélique</font></a>,</li>
</ul><ul><li><ul><li><i>Foeniculum vulgare</i>, le fenouil</li>
<li><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Aneth" target="_blank"><font color="#002bb8">aneth</font></a></li>
<li><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Ang%C3%A9lique" target="_blank"><font color="#002bb8">angélique</font></a></li>
</ul></li>
</ul>

<ul><li><ul><li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Conium_maculatum" target="_blank"><font color="#002bb8">Conium maculatum</font></a></i>,</li>
<li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Aethusa_cynapium" target="_blank"><font color="#002bb8">Aethusa cynapium</font></a></i>,</li>
</ul></li>
</ul><ul><li><i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Angelica_heterocarpa" target="_blank"><font color="#002bb8">Angelica heterocarpa</font></a></i>, l'<a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Ang%C3%A9lique_des_estuaires" target="_blank"><font color="#002bb8">angélique des estuaires</font></a></li>
</ul></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/apiaceae-324/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Les Amaryllidaceae</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/les-amaryllidaceae-323/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 16:18:50 GMT</pubDate>
			<description>Acis (http://www.bahcesel.com/wiki/Acis_(genre)), Amaryllis (http://www.bahcesel.com/wiki/Amaryllis), Ammocharis...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Acis_(genre)" target="_blank"><i><font color="#002bb8">Acis</font></i></a>, <i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Amaryllis" target="_blank"><font color="#002bb8">Amaryllis</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ammocharis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Ammocharis</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Apodolirion&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Apodolirion</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Bokkeveldia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Bokkeveldia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Boophone" target="_blank"><font color="#002bb8">Boophone</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Bravoa&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Bravoa</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Brunsvigia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Brunsvigia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Caliphruria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Caliphruria</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Calostemma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Calostemma</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Carpolyza&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Carpolyza</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chlidanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Chlidanthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Choananthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Choananthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Clivia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Clivia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Cooperia" target="_blank"><font color="#002bb8">Cooperia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Crinum" target="_blank"><font color="#002bb8">Crinum</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cryptostephanus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Cryptostephanus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cybistetes&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Cybistetes</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cyrtanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Cyrtanthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eucharis_(genre_v%C3%A9g%C3%A9tal)&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Eucharis</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eucrosia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Eucrosia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eustephia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Eustephia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Galanthus" target="_blank"><font color="#002bb8">Galanthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gemmaria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Gemmaria</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gethyllis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Gethyllis</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Griffinia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Griffinia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Habranthus" target="_blank"><font color="#002bb8">Habranthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Haemanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Haemanthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hannonia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Hannonia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hessea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Hessea</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hieronymiella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Hieronymiella</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Hippeastrum" target="_blank"><font color="#002bb8">Hippeastrum</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Hymenocallis" target="_blank"><font color="#002bb8">Hymenocallis</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Ismene" target="_blank"><font color="#002bb8">Ismene</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lapiedra&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Lapiedra</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Leptochiton&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Leptochiton</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Leucojum" target="_blank"><font color="#002bb8">Leucojum</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lycoris_(genre)&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Lycoris</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Namaquanula&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Namaquanula</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Narcissus" target="_blank"><font color="#002bb8">Narcissus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Nerine&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Nerine</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pamianthe&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Pamianthe</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Pancratium" target="_blank"><font color="#002bb8">Pancratium</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Paramongaia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Paramongaia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phaedranassa&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Phaedranassa</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phycella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Phycella</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Placea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Placea</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Proiphys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Proiphys</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pucara&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Pucara</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pyrolirion&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Pyrolirion</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rauhia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Rauhia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rhodophiala&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Rhodophiala</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Scadoxus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Scadoxus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Sprekelia" target="_blank"><font color="#002bb8">Sprekelia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Stenomesson&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Stenomesson</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Sternbergia" target="_blank"><font color="#002bb8">Sternbergia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Strumaria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Strumaria</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tapeinanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Tapeinanthus</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tedingea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Tedingea</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Traubia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Traubia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ungernia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Ungernia</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Urceolina&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Urceolina</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Vagaria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Vagaria</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Vallota&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000">Vallota</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Worsleya" target="_blank"><font color="#002bb8">Worsleya</font></a>, <a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Zephyranthes" target="_blank"><font color="#002bb8">Zephyranthes</font></a></i></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/les-amaryllidaceae-323/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Alstroemeriaceae</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/alstroemeriaceae-322/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 16:15:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Alstroemeria achirae (http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria achirae&sref=442294) 
Alstroemeria andina...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria achirae&amp;sref=442294" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria achirae</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria andina&amp;sref=502078" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria andina</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria angustifolia&amp;sref=27467" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria angustifolia</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria apertiflora&amp;sref=502079" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria apertiflora</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea&amp;sref=28743" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea brown&amp;sref=408814" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea brown</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea hybrids mixed&amp;sref=445092" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea hybrids mixed</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea Lutea&amp;sref=408001" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea Lutea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea Orange King&amp;sref=32431" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea Orange King</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea Scottish Yellow&amp;sref=437802" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea Scottish Yellow</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria aurea yellow&amp;sref=83769" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria aurea yellow</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria bakeri&amp;sref=502080" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria bakeri</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria brasiliensis&amp;sref=502081" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria brasiliensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria braziliensis&amp;sref=401697" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria braziliensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria caryophyllaea&amp;sref=63038" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria caryophyllaea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria chapadensis&amp;sref=502082" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria chapadensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria chilensis&amp;sref=502083" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria chilensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria chillanensis&amp;sref=502084" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria chillanensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria chorillensis&amp;sref=502085" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria chorillensis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria crispata&amp;sref=436761" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria crispata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria cristata&amp;sref=442295" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria cristata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria crocea&amp;sref=83770" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria crocea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria cuiabana&amp;sref=502086" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria cuiabana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria Dandy Candy hybrid&amp;sref=443688" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria Dandy Candy hybrid</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria diluta - crysantha&amp;sref=436762" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria diluta - crysantha</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria diluta - diluta&amp;sref=68372" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria diluta - diluta</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria diluta Sone&amp;sref=83777" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria diluta Sone</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria edwardsii&amp;sref=436763" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria edwardsii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria exerens&amp;sref=68373" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria exerens</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria garaventae&amp;sref=68374" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria garaventae</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria gayana&amp;sref=403213" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria gayana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria graminea&amp;sref=408815" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria graminea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria haemantha&amp;sref=83771" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria haemantha</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria hookeri&amp;sref=401115" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria hookeri</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria hookeri ssp cummingiana&amp;sref=433872" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria hookeri ssp cummingiana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria hookeri v maculata&amp;sref=433873" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria hookeri v maculata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria huemulina&amp;sref=75804" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria huemulina</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria hybrids mix&amp;sref=445863" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria hybrids mix</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria isabellana&amp;sref=502087" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria isabellana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria kingii&amp;sref=403214" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria kingii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria leporina&amp;sref=85327" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria leporina</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu pink hyb&amp;sref=31571" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu pink hyb</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu ssp flabens&amp;sref=83772" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu ssp flabens</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu ssp incarnata&amp;sref=68377" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu ssp incarnata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu ssp ligtu&amp;sref=83773" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu ssp ligtu</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu ssp simsii&amp;sref=68378" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu ssp simsii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu x Dr Salters hybrids&amp;sref=27328" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu x Dr Salters hybrids</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ligtu x New Hybrids&amp;sref=408554" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ligtu x New Hybrids</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria magenta&amp;sref=68379" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria magenta</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria magnifica&amp;sref=401120" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria magnifica</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria magnifica magenta form&amp;sref=450641" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria magnifica magenta form</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria magnifica ssp maxima&amp;sref=401121" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria magnifica ssp maxima</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria modesta&amp;sref=436764" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria modesta</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria nervosa&amp;sref=502088" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria nervosa</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria nivalis&amp;sref=502089" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria nivalis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria oreas&amp;sref=502090" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria oreas</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria ovata&amp;sref=502091" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria ovata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pallida&amp;sref=433874" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pallida</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria patagonica&amp;sref=445864" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria patagonica</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria paupercula&amp;sref=407156" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria paupercula</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pelegrina&amp;sref=83774" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pelegrina</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pelegrina ssp humilis&amp;sref=457799" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pelegrina ssp humilis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria philippii&amp;sref=407157" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria philippii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria philippii v albicans&amp;sref=447207" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria philippii v albicans</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria polyphylla&amp;sref=401126" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria polyphylla</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria presliana&amp;sref=85328" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria presliana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria presliana ssp australis&amp;sref=83775" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria presliana ssp australis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pseudospathulata&amp;sref=69623" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pseudospathulata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria psittacina&amp;sref=12336" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria psittacina</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria psittacina Variegata&amp;sref=79277" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria psittacina Variegata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pulchella&amp;sref=402944" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pulchella</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pulchella Mona Lisa&amp;sref=69381" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pulchella Mona Lisa</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pulchra&amp;sref=68391" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pulchra</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pulchra Maxima&amp;sref=450642" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pulchra Maxima</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pulchra ssp lavandulacea&amp;sref=83776" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pulchra ssp lavandulacea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria pygmaea&amp;sref=502092" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria pygmaea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria recumbens&amp;sref=432358" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria recumbens</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria revoluta&amp;sref=68392" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria revoluta</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria rosea&amp;sref=502093" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria rosea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria sarco&amp;sref=442296" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria sarco</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria schizanthoides&amp;sref=68393" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria schizanthoides</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria schizanthoides v albiflora&amp;sref=447208" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria schizanthoides v albiflora</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria sierrae&amp;sref=502094" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria sierrae</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria spathulata&amp;sref=83778" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria spathulata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria spectabilis&amp;sref=407158" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria spectabilis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria spp 26 in formulated mixture&amp;sref=450119" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria spp 26 in formulated mixture</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria spp dwarf mix&amp;sref=439970" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria spp dwarf mix</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria spp mix&amp;sref=68398" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria spp mix</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria timida&amp;sref=432359" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria timida</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria umbellata&amp;sref=68394" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria umbellata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria venustula&amp;sref=502095" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria venustula</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria versicolor&amp;sref=68395" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria versicolor</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria vilcheana&amp;sref=432360" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria vilcheana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria werdermannii&amp;sref=83779" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria werdermannii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria werdermannii v flavicans&amp;sref=447209" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria werdermannii v flavicans</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Alstroemeria zoellneri&amp;sref=83780" target="_blank"><font color="#00008b">Alstroemeria zoellneri</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea acutifolia&amp;sref=450126" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea acutifolia</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea caldasii&amp;sref=34295" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea caldasii</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea carderi&amp;sref=508080" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea carderi</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea distichophylla&amp;sref=508081" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea distichophylla</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea edulis&amp;sref=78247" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea edulis</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea hirtella&amp;sref=86747" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea hirtella</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea lobbiana&amp;sref=34296" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea lobbiana</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea multiflora&amp;sref=435190" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea multiflora</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea nematocaulon&amp;sref=508082" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea nematocaulon</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea oligantha&amp;sref=508083" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea oligantha</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea ovata&amp;sref=508084" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea ovata</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea rosea&amp;sref=508085" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea rosea</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea salsilla&amp;sref=73173" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea salsilla</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Bomarea Senorita&amp;sref=32373" target="_blank"><font color="#00008b">Bomarea Senorita</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Leontochir ovalei&amp;sref=404623" target="_blank"><font color="#00008b">Leontochir ovalei</font></a><br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/carth.asp?species=Sphaerine distichophylla&amp;sref=542922" target="_blank"><font color="#00008b">Sphaerine distichophylla</font></a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/alstroemeriaceae-322/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Acanthaceae</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/acanthaceae-321/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 16:12:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Acanthopale (http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Acanthopale&action=edit&redlink=1), Acanthopsis...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Acanthopale&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Acanthopale</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Acanthopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Acanthopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Acanthostelma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Acanthostelma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Acanthura&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Acanthura</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Acanthus" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Acanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Achyrocalyx&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Achyrocalyx</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Adhatoda" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Adhatoda</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Afrofittonia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Afrofittonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ambongia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ambongia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ancistranthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ancistranthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ancistrostylis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ancistrostylis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Andrographis" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Andrographis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Angkalanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Angkalanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Anisacanthus" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Anisacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Anisosepalum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Anisosepalum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Anisostachya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Anisostachya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Anisotes&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Anisotes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Apassalus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Apassalus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Aphanosperma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Aphanosperma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Aphelandra" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Aphelandra</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Aphelandrella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Aphelandrella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ascotheca&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ascotheca</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Asystasia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Asystasia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Asystasiella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Asystasiella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ballochia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ballochia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Barleria" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Barleria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Barleriola" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Barleriola</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Beloperone" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Beloperone</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Benoicanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Benoicanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Blechum" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Blechum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Blepharis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Blepharis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Borneacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Borneacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Boutonia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Boutonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Brachystephanus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Brachystephanus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Bravaisia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Bravaisia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Brillantaisia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Brillantaisia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Buceragenia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Buceragenia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Calacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Calacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Calophanoides&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Calophanoides</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Calycacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Calycacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Camarotea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Camarotea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Carlowrightia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Carlowrightia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Celerina" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Celerina</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cephalacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Cephalacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chaetacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chaetacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chalarothyrsus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chalarothyrsus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chameranthemum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chameranthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Championella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Championella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chileranthemum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chileranthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chlamydocardia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chlamydocardia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chlamydostachya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chlamydostachya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Chroesthes&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Chroesthes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Clinacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Clinacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Clistax&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Clistax</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Codonacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Codonacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Conocalyx&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Conocalyx</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Corymbostachys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Corymbostachys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cosmianthemum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Cosmianthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Crabbea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Crabbea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Crossandra" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Crossandra</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Crossandrella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Crossandrella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cyclacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Cyclacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cylindrosolenium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Cylindrosolenium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Cyphacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Cyphacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dactylostegium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dactylostegium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Danguya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Danguya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dasytropis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dasytropis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dichazothece&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dichazothece</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dicladanthera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dicladanthera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Dicliptera" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Dicliptera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Didyplosandra&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Didyplosandra</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dipteracanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dipteracanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dischistocalyx&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dischistocalyx</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dolichostachys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dolichostachys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Drejera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Drejera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Drejerella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Drejerella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Duosperma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Duosperma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Dyschoriste&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Dyschoriste</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ecbolium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ecbolium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Echinacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Echinacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Encephalosphaera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Encephalosphaera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Epiclastopelma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Epiclastopelma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eranthemum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Eranthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eremomastax&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Eremomastax</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Eusiphon&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Eusiphon</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Filetia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Filetia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Fittonia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Fittonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Forcipella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Forcipella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Forsythiopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Forsythiopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gastranthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Gastranthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Geissomeria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Geissomeria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Glossocheilus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Glossocheilus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Golaea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Golaea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Graphandra&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Graphandra</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Graptophyllum" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Graptophyllum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gymnophragma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Gymnophragma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Gymnostachyum" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Gymnostachyum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gynocraterium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Gynocraterium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Gypsacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Gypsacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Habracanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Habracanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hansteinia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Hansteinia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Haplanthodes&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Haplanthodes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Harpochilus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Harpochilus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Hemigraphis" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Hemigraphis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Henrya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Henrya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Herpetacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Herpetacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Heteradelphia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Heteradelphia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Holographis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Holographis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hoverdenia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Hoverdenia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Hulemacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Hulemacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Hygrophila" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Hygrophila</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Hypoestes" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Hypoestes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ichthyostoma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ichthyostoma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Indoneesiella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Indoneesiella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ionacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ionacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Isoglossa&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Isoglossa</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Isotheca&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Isotheca</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Jadunia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Jadunia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Juruasia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Juruasia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Justicia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Justicia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Kalbreyeracanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Kalbreyeracanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Kalbreyeriella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Kalbreyeriella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Kosmosiphon&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Kosmosiphon</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Kudoacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Kudoacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lankesteria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lankesteria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lasiocladus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lasiocladus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Leandriella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Leandriella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lepidagathis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lepidagathis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Leptostachya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Leptostachya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Liberatia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Liberatia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Linariantha&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Linariantha</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lindauea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lindauea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lophostachys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lophostachys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Louteridium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Louteridium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Lychniothyrsus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Lychniothyrsus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Mackaya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Mackaya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Marcania&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Marcania</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Megalochlamys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Megalochlamys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Megalostoma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Megalostoma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Megaskepasma" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Megaskepasma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Melittacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Melittacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Mellera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Mellera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Metarungia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Metarungia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Mexacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Mexacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Mimulopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Mimulopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Mirandea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Mirandea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Monothecium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Monothecium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Morsacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Morsacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Neohallia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Neohallia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Neriacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Neriacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Neuracanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Neuracanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Odontonema" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Odontonema</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Odontonemella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Odontonemella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ophiorrhiziphyllon&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ophiorrhiziphyllon</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Oplonia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Oplonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Oreacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Oreacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Orophochilus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Orophochilus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Pachystachys" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Pachystachys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pelecostemon&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pelecostemon</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pentstemonacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pentstemonacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Perenideboles&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Perenideboles</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pericalypta&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pericalypta</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Periestes&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Periestes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Peristrophe" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Peristrophe</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Petalidium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Petalidium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phaulopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Phaulopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phialacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Phialacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phidiasia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Phidiasia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Phlogacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Phlogacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Physacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Physacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Podorungia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Podorungia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Poikilacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Poikilacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Polylychnis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Polylychnis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pranceacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pranceacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Pseuderanthemum" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Pseuderanthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pseudodicliptera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pseudodicliptera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pseudoruellia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pseudoruellia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Psilanthele&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Psilanthele</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ptyssiglottis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ptyssiglottis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pulchranthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pulchranthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Pupilla&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Pupilla</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Razisea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Razisea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rhaphidospora&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Rhaphidospora</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rhinacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Rhinacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rhombochlamys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Rhombochlamys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ritonia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ritonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rostellularia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Rostellularia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Ruellia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Ruellia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ruelliopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ruelliopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Rungia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Rungia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ruspolia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ruspolia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ruttya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ruttya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Salpinctium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Salpinctium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Salpixantha&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Salpixantha</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Samuelssonia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Samuelssonia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Sanchezia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Sanchezia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Santapaua&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Santapaua</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sapphoa&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sapphoa</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Satanocrater&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Satanocrater</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sautiera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sautiera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Schaueria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Schaueria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Schwabea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Schwabea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sciaphyllum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sciaphyllum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sclerochiton&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sclerochiton</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sebastiano-schaueria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sebastiano-schaueria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Siphonoglossa&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Siphonoglossa</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Spathacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Spathacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sphacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sphacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Sphinctacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Sphinctacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Spirostigma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Spirostigma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Standleyacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Standleyacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Steirosanchezia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Steirosanchezia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Stenandriopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Stenandriopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Stenandrium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Stenandrium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Stenostephanus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Stenostephanus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Streblacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Streblacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Streptosiphon&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Streptosiphon</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Strobilanthes" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Strobilanthes</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Strobilanthopsis&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Strobilanthopsis</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Styasasia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Styasasia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Suessenguthia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Suessenguthia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Synchoriste&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Synchoriste</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Taeniandra&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Taeniandra</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tarphochlamys&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Tarphochlamys</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Teliostachya&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Teliostachya</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tessmanniacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Tessmanniacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tetramerium&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Tetramerium</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Theileamea&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Theileamea</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Thomandersia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Thomandersia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Thunbergia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Thunbergia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Thyanostigma&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Thyanostigma</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Tremacanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Tremacanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Triaenanthus&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Triaenanthus</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Trichanthera&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Trichanthera</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Trichocalyx&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Trichocalyx</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Ulleria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Ulleria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Vavara&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Vavara</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Vindasia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Vindasia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Warpuria&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Warpuria</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/wiki/Whitfieldia" target="_blank"><font color="#002bb8"><i>Whitfieldia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Xantheranthemum&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Xantheranthemum</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Xerothamnella&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Xerothamnella</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Yeatesia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><font color="#ba0000"><i>Yeatesia</i></font></a><i>, </i><a href="http://www.bahcesel.com/w/index.php?title=Zygoruellia&amp;action=edit&amp;redlink=1" target="_blank"><i><font color="#ba0000">Zygoruellia</font></i></a>.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/acanthaceae-321/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>GEZGİNCİ ARICILIK</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/gezginci-aricilik-320/</link>
			<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 14:38:10 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ülkemiz bitki flokserası bakımından Dünya'nın en zengin ülkelerinden birisi olmakla birlikte,bundan faydalanılamamaktadır.Kovan sayısı olarak ilk 6...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ülkemiz bitki flokserası bakımından Dünya'nın en zengin ülkelerinden birisi olmakla birlikte,bundan faydalanılamamaktadır.Kovan sayısı olarak ilk 6 ülke arasına girmekte ancak;bal verimi olarak ortalama 15 kg geçilmemekte.Oysaki;gelişmiş ülkelerde bu oran 80 kg ile 130 kg arasında tesbit edilmektedir.O halde;elimizi başımıza koyup,nerde hata yaptığımızı,neler yapmamız gerektiğini bulmamız gerekmektedir.Gerçi son yıllarda kayda değer olumlu gelişmeler görünmekle birlikte,buda bazı bilinçli üreticiler ve kuruluşlar sayesinde olmaktadır.Özellikle Muğla ve Ordu ilmizde gezginci arıcılık oldukça yaygındır.Muğla ilindeki arıcı kardeşlerimiz;arılı kovanlarını Mayıs ayı başlarından,başlayarak ülkemizin İç bölgelerinin yüksek yaylalarına götürmekteler.Ordu ilindeki arıcı kardeşlerimiz kovanlarını;Gümüşhane,Bayburt,Erzurum gibi illerdeki yüksek yaylalara götürmektedirler.Malesef ki terör  belası diğer sektörlere vurduğu gibi;Arıcılığımızada darbe vurmuştur.Gezginci arıcılarımız güvenlik nedeniyle,buralara gitmemektedir.Öte yandan bölgede var olan arıcılıkta bu yüzden yok olmuştur.Öte yandan arıcılarımızı tehdit eden diğer bir tehlike yaban ayılarıdır.Aç ayılar kovanlara saldırmakta ve pek çok kovanları parçalamakta,Kolonilere çok ağır zarar vermektedir.Öte yandan bu ayılar koruma altına alındığından,arıcılarımız bu hayvanları vurduğunda suçlu duruma düşmektedir.Gezginci arıcılarımızın dikkat edeceği en büyük husus;güvenlikli taşıma işidir.Burada adeta kangren olan ve arıcılarımızı mağdur eden yönetmenliği hiç mi hiiçç tasvip etmiyorum!!!.Medyada kaza sonucu devrilen arılı kovanları görmeyen yok gibidir.Her şeyden önce bunlar milli servetimizdir.Bu nedenle nakliye yapılıcak araçların randımanlı olması,sürücünün dinlenik ve taşıdığı yükün önemini bilerek bu yönde hareket etmesi,arıcılarımızında sürücüye yardımcı olması önerilir.Öte yandan arılı kovanlar genellikle gece nakledilirler ve uzun mesage katedilir.bu nedenle;Arıların boğulmaması için gerekli tedbirlerin alınması hem canlı sağlığı,hemde arıcı vede ülkemiz açısından önemlidir.Kovanların ha valandırma tertibatlarının düzgün olması,çok uzun mesafelerde,belli yerlerde mola verilerek arıların indirilmesi,indirilen arılı kovanların sulak yerlere ve temiz su yerlerine yakın olunması vede yerleşim yerlerine enaz 2klm uzak olması tav siye edilir.Şayet konaklanan yerde piknik yapanlar,yada o bölgede geçici olarak bulunanlar varsa uyarılmalıdır.Arı yüklemelerinde,azami olarak titiz davranılmalıdır.Arıların konulacak yeri en az bir hafta önceden tesbit edilmeli,kişi,kurum ve kuruluşlardan izin ve yardım mutlaka alınmaldır.Arıların konaklıyacağı alan araç trafiğinden uzak;Besicilik yapılan yerler ile yerleşim yerlerine en az 3klm mesafede olmalıdır k, Buda kovan sayısıyla doğru orantılıdır.Bölgenin çiçek durumu takip edilerek fazla sayıda göçer arı konulmamalıdır.Burada dikkat edilcek husus:50 lik guruplara ayrılan aırlar arasında en az 500 mt olmalıdır.Guruplar birbirine ne kadar yakınsa verim azalır.Kovanlar çiçeğe ne kadar yakınsa,verim o kadar yükselir.Arıların bölgeyi tanıması açısından,nektar akımından bir hafta önceden,kovanların o bölgeye getirilmesi önerilir.Diğer yandan arıcılarımız kendi ihtiyaçlarınıda düşünmek içinde;konaklama yerinin avantajını düşünmek zorundadır.Arıcılarımızın zor durumda kalmamaları için yeterli sayıda;çıta,temel petek,kovan ve ballık gibi malzemeleride bulundurması gereklidir.kendi hityaçlarını temin için yanlarında araç bulundurulmasıda önerilir.Gerçi son yıllarda arıcılarımız bu konuda epeyce mesafe kat edilmektedir.kazasız,belasız ve bereketli yıllar dileğimle.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/gezginci-aricilik-320/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazi istenmeyen bocekler.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/bazi-istenmeyen-bocekler-319/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 07:29:33 GMT</pubDate>
			<description>Panonychus ulmi 
  
Trialeurode vaporariorum 
  
Coroebus florentinus, 
  
Pseudococcus 
  
Crioceris lilii</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Panonychus ulmi<br />
 <br />
Trialeurode <i>vaporariorum</i><br />
 <br />
Coroebus florentinus,<br />
 <br />
Pseudococcus<br />
 <br />
Crioceris lilii<br />
 <br />
Dryocosmus kuriphylus<br />
 <br />
Le doryphore<br />
 <br />
Rhagoletis cerasi<br />
 <br />
Aphis pomi<br />
 <br />
Arge rosae<!-- #EndEditable --><!-- #EndEditable --><!-- #EndEditable --></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/bazi-istenmeyen-bocekler-319/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazi hastaliklar.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/bazi-hastaliklar-318/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 14:39:04 GMT</pubDate>
			<description>Marsonia 
  
Cogunlukla gullerde gorulen bir cesit siyah lekeciklerdir.Lekelerin yapraklarda gorunme anindan itibaren yapraklarda sararmalar gorulur...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Marsonia<br />
 <br />
Cogunlukla gullerde gorulen bir cesit siyah lekeciklerdir.Lekelerin yapraklarda gorunme anindan itibaren yapraklarda sararmalar gorulur ve sonucta yaprak olur ve duser.Yapilmasi gerekilen dokulen yapraklarin ve ya hastalik bulasmis dallarin derhal kesilere hastaligin ilerlemesinin onu kesilmeli ve toprakla karismamasi gerekmektedir.<br />
<!-- #EndEditable --><br />
 <br />
                          Mildiou <br />
Ozellikle domateslere gorulen bir çesit mantardir.Gorulme alanlari çok fazladir .Var olduklari alanlarda karakter yapilarini degistirselerde sonucta hep ayni aileen olan mantar sekli çikar.Bakterinin çok buyuk ozelliginden bir taneside toprak alti ve ustu yasayabilmesidir.Toprak altinda yogunlukla gozlemlendigi alan patateslerdir ve tioprak ustu domateslerdir.<br />
 <br />
                   Monilia<br />
Bir çesit mantardir ve genelde agaçlarin meyvelerine dadanmaktadir.Sonuç itibari ile meyve tamamen çurumeye maruz kalir .Genelde saldiriya ugrayan meyveler baslica elma,armut,seftali,kiraz gibi meyvelerdir.<br />
 <br />
                Sphaerotheca <i>pannosa</i><br />
Bir çesit mantardir ve bahçelerde siklikla rastlanmaktadir.bitkilerin yaprak çiçek ve meyvelerini beyaza çalan rekler vermesi ve ticari alana zarar verdirmesi ile bilinir.Ozellikle saldiri bitkileri ortanca,elma,gul,japon ayvasi gibi bitkilerdir.<br />
 <br />
           Puccinia recondita, <br />
Bir çesit mantardir ve her alanda karsimiza cikailmektedir.Sonuc itibari ile en son bitkinin olumu ile sonuclanan bir saldiri durumundadir.Eger gerekli onlemler alinmaz ise bitkilerin kaybedilmemesi için hiç bir neden mevcut degildir.<br />
 <br />
                 Venturia inaequalis<br />
Bir çesit mantardir ve ozellikle elma ureticilerinin bas belasidir.Elmalara duzenek olarak zarar vermesinden kaynakli uretici kesimlere maddi zararlar saglamaktadir.Aslen tuketimde insanlara zarari olmadigi halde dahi goruntu bakiminda hos gorunmeyen zararlar vermesinden kaynakli meyveler satilamaz duruma gelebilir.<br />
 <br />
<!-- #EndEditable --><!-- #EndEditable --><!-- #EndEditable --></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/bazi-hastaliklar-318/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Subat ayi.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/subat-ayi-317/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 19:14:49 GMT</pubDate>
			<description>Subat ayi bahçelerdeki ekim alanlarinin ozellikle beslenme donemidir.Ozellikle subat ayi içerisinde gelecek olan mart ve nisan ayinin onlemleri ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Subat ayi bahçelerdeki ekim alanlarinin ozellikle beslenme donemidir.Ozellikle subat ayi içerisinde gelecek olan mart ve nisan ayinin onlemleri ve ilk baharin getirecek oldugu yagmurlarin topraga eklenecek olan compost durumundaki ve tam kompost olmamis olan turlerin çurume islemini hizlandiracak ve yapilacak dikimlerde tum yaz boyunca besleyici elementleri topraga verecek malzemelerdir.Ozellikle organik bahçecilikte surece uygun ve devamlayaci bahce duzeneklerinin olusturulmasi sarttir.Unutulmamasi gereken kesinlikle yapilacak her islem gelecek gunlere hizmet vermektedir.Ornek vermek gerekirse ilaclama,gubreleme,belleme,vbs her turlu islem bir yada bir çok aylik donemin besleyici ve koruyucu islemleridir.Ilaçlama konusuna gelindiginde mutlaka ve mutlaka organik tarimda uygun ilaçlama sarttir.Ozellikle siz organik olarak yapmak istemiyorsaniz dahi komsunuzun ne uzeri yaptiginida mutlaka sormali ve o kisiyi de rahatsiz etmemeniz gerekmektedir.Baçe çitlerinin budama donemide bu donemdir yani subat ayi.Ozellikle ilkbahar ilen olusabilecek istenmeyen boceklerin çitlerinize zarar vermesini engellemek için budamadan bir hafta sonra ilaclama gerekmektedir.Subat ayi içerisinde sera içerisinde yada iç mekanda tohum ekileride gerceklestirebilinir.Subat ayinda eger arazi karli degil ise ve yagmur yok ise çim aralarindaki yosunlarin temizlenmesi dogru bir karar olacaktir.Mart ayinda gubreleme ve nisanda yabani otlarin temizlenmesi takiben çimlerin serpilerek çim tamiratini gerceklestirebilirsiniz.ncak unutmayinizki subat ayinin isini subatta yapiniz.Subat ayinda meyve turu fidanlarin dikimi içinde uygundur ancak don olayina dikkat.Ozellikle don varsa dikimi yapmayiniz.Yada eger toprak hazir ise en az kok kismini açarak yarim saat askari hava satlarinda birakiniz.Peki neden? Alinan bitki tasima yolu ile isinmaktadir yani topraktaki isi orani eger eksi bes ise arabadaki yolculuk yapan bitkinin koku kapali olmasinda kaynakli 0 derce olabilir.Sonucta eksi besin içerisine koyarsaniz 0 derceyi ,sifir derce olanda çatlama olacaktir ve fidaninizi kaybedebilrsiniz.Iste burada isi dercesini askari yakinlastirmakta yarar mevcuttur.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>delimisin ne isin var</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/delimisin-ne-isin-var/subat-ayi-317/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRK MİLLETİ'NİN ŞEREFLİ TARİHİ]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/turk-milletinin-serefli-tarihi-314/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 19:19:26 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[TÜRK MİLLETİ'NİN ŞEREFLİ TARİHİ 
 
"Tarih Türkler'den çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler var ki, medeniyet için birer süs teşkil...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Palatino Linotype">TÜRK MİLLETİ'NİN ŞEREFLİ TARİHİ<br />
<br />
&quot;Tarih Türkler'den çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler var ki, medeniyet için birer süs teşkil etmektedir...&quot;48<br />
<br />
Avusturyalı tarihçi Hammer<br />
<br />
Önceki bölümde evrim teorisinin kurucusu olan Charles Darwin'in Türk Milleti hakkındaki hezeyanını inceledik. Darwin'in milletimizi kendince &quot;yakında yeryüzünden silinecek, geri, barbar, aşağı bir ırk&quot; olarak tanımladığını gördük. Elbette bu gibi sözlü saldırı ve hakaretlere cevap vermek ve bu cevabı verecek bilgiye sahip olmak, her Türk'ün milli görevidir. Bu nedenle bu bölümde, Türk Milleti'nin tarihini ve bu tarih içinde şekillenmiş olan karakterini inceleyeceğiz.<br />
<br />
Darwin'in sözlerine cevaben ilk söylenmesi gereken, ırk ayrımının bilim, akıl ve ahlak dışı bir safsata olduğudur. İnsanlar birbirlerine ırk özelliklerine göre üstünlük sağlamazlar. Tüm insanlar aynı atadan; ilk insan olan Hz. Adem'den gelmektedirler ve hepsi de Allah'ın kullarıdırlar. Hiçbir ırk bir diğerinden üstün ya da aşağı değildir. Nitekim 20. yüzyıldaki biyolojik ve antropolojik çalışmalar, 19. yüzyılda ortaya atılmış olan ırkçı teorilerin hepsinin temelden geçersiz olduğunu ve ırkların arasında zeka, yetenek gibi ayrımlar yapılamayacağını ispatlamış durumdadır.<br />
<br />
Dolayısıyla hiçbir insan ya da toplum, bir diğerinden biyolojik olarak üstün sayılamaz. İnsanlar arasında bir ırk ayrımı yapılamaz.<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim<br />
<br />
Milletleri şerefli kılan etken ise, onların tarihleridir. Tarih içinde gösterdikleri ahlak özellikleridir. Bu nedenle Darwin'in Türk Milleti için telaffuz ettiği sözlere, Türk tarihini ortaya koyarak cevap vermek gerekir. Türk tarihine baktığımızda ise, bu milletin, gerçekte dünya tarihine yön vermiş, siyasi, askeri, kültürel ve ahlaki yönden damgasını bırakmış şerefli bir millet olduğunu görürüz.<br />
<br />
Türkler 2000 yıldan bu yana tarih sahnesinde yer almış, 16 büyük devlet kurmuş, pek çok büyük hakan ve hükümdar çıkarmış, çağlara damgasını vurmuş köklü bir millettir. Dünya tarihi boyunca kurulan sekiz dünya devletinden üçü Türklere aittir. Tarihimizden Mete, Alpertunga, Alparslan, Kılıçarslan, Timur, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim gibi dünyanın takdirini kazanmış sayısız önemli lider gelip geçmiştir. İslam'dan önce Türkistan, İslam devrinde de Yakın Doğu ve Türkiye merkez olmak üzere Çin, Hindistan, Afganistan, Horasan, Orta ve Doğu Avrupa, Balkanlar, İran, Azerbaycan, Kafkasya, Anadolu, Rumeli, Irak, Suriye, Mısır ve Kuzey Afrika Türk Milleti'nin başlıca hakimiyet sahaları olmuştur. Türkler bu ülkelerde hem son derece güçlü devletler kurmuşlar, hem de üstün bir kültür mirası bırakmışlardır. İslamiyet'i kabullerinden önce Hun ve Göktürk Kağanlıkları, İslam çağında Selçuklu ve Osmanlı Sultanlıkları, Türk Milleti'nin &quot;dünya gücü&quot; olduğu dönemleri temsil eder.<br />
<br />
İSLAMİYET'TEN ÖNCE TÜRKLERİN ETKİSİ<br />
<br />
Osmanlı Ordusu, döneminin en güçlü ve en iyi organize edilmiş askeri gücüydü.<br />
<br />
Kendi milli adımızla kurulan ilk devlet olan Göktürkler'den önce ve sonra da çeşitli adlar altında sayısız Türk devleti varlık göstermiştir. Türkler, İslamiyet'i kabul etmeden önce Uzak Doğu'dan Balkanlar'a ve Orta Avrupa'ya kadar yayılmışlar, Çin, Hindistan, İran, Roma ve Bizans ülkelerinin sınırlarını aşmışlar, zaferler kazanmış ve bu uzak ülkelerde birtakım siyasi oluşumlar meydana getirmişlerdir. Bu çağlarda yapılan göçler, kazanılan zaferler ve kurulan devletler dünya tarihinde önemli bir rol oynamıştır.<br />
<br />
Nitekim günümüzde, Uzak Doğu'dan Orta Avrupa'ya kadar geniş bir bölgede eski Türkler'in etkisini görmek mümkündür. Özellikle de bahsedilen bölgede yer alan birçok ülke, deniz, nehir ve kavimlerin adları bu devirlere ait izler taşır. Örneğin Uygur Türkleri tarım, sanat ve ticarette gösterdikleri başarıların dışında, memleketleri olan bugünkü Çin Türkeli'ni bayındır bir hale getirmişler, kanallar açarak, sulama işlerini düzenleyerek tarımı ilerletmişler ve bu arada birçok güzel binalar ve yollar da yapmışlardır. Eski Uygur şehir harabelerinde, Doğu Türkelinde ve özellikle Karahoça, Turfan ve Karaşar'da İngiliz, Alman, Fransız ve Rus araştırmacılar tarafından yapılan kazılar, bu bölgede çok eski ve ileri bir Türk uygarlığının yaşamış olduğunu göstermiştir. Bu kazılarda elde edilen birçok kıymetli sanat eserleri; heykeller, minyatürler, çiniler, kumaş parçaları ve duvar resimleri bugün Berlin, Moskova ve Kalküta müzelerini süslemektedir. Bu kazılardan birini yöneten Alman bilginlerinden Fon Lö Kok, Uygurlar hakkında şunları söylemiştir:<br />
<br />
Bu yağmursuz ve kurak kıtada yüzyıllarca örtülü kalmış olan büyük binalar, heykeller, freskler, canfes (üzerinde desen bulunmayan, ince dokunmuş ipekli kumaş) ve kağıt üzerine çizilmiş resimler, kitaplar, zengin edebiyat kalıntıları, burada çok yüksek bir uygarlığın varlığına şahittirler. Gerçekten Karahoça şehrinde büyük ve hayret verici bir uygarlık vardır. İngiltere, Fransa ve Almanya'da böyle şeyler yokken, güzel ve büyük bir uygarlığa sahip olan Türkler hakkıyla övünebilirler.49<br />
<br />
Eski Türkler sanat alanında da ileri gitmişlerdi. 18. yüzyıldan itibaren açılmaya başlanan eski Türk mezarları içinde, altın ve gümüşten yapılmış kupalar, taşlar, vazolar, bilezik, küpe, yüzük ve maden aynalar gibi birçok süs eşyaları da vardır. Orta Asya'da bulunan madenleri işleterek birçok tarım araçları, silahlar ve süs eşyaları, kap kacak yapmışlardır. Gerçekten de tarih içinde yapılan bir yolculukta hemen her dönemde Türklerin varlığına rastlamadan ilerlemek neredeyse imkansızdır.<br />
<br />
448-449 yıllarında Atilla'nın sarayında elçilik yapmış olan Priskos'un anlattıklarına göre, &quot;Hunların kralı surlar ve kalelerle çevrili ahşap bir kentte oturuyordu. Sarayında yün halılar ve ahşap süsler vardı. Giysileri işlemelerle süslenmişti. Sofra takımları altın ve gümüştendi ve değerli taşlarla süslenmişti.&quot; Daha o dönemde Türklerin sahip olduğu zenginlik ve ihtişamı ifade etmesi bakımından bu anlatılanlar önemlidir. Aynı kaynaktan, hükümdarın yalnız büyük bir strateji uzmanı değil, aynı zamanda kurnaz bir diplomat olduğunu da öğreniyoruz. Priskos, &quot;Atilla başkalarıyla ilişki kurmanın yararına inandığı için çevresinde hep çevirmen yardımcılar bulundururdu&quot;50 diyor. Yaşanılan dönem göz önüne alındığında, bunların ileri bir kültür ve medeniyetin ifadesi olduğu daha iyi anlaşılır.<br />
<br />
Türkler her dönemde kültür ve uygarlığın öncüsü oldular.<br />
<br />
Büyük tarihçilerimizden Prof. Yılmaz Öztuna'nın belirttiğine göre; &quot;Türkler çok erken zamanlarda, bilhassa askeri zaruretlerle maden işleyip, silah yapmayı, atı ve koyunu ehlileştirmeyi öğrenmişlerdir; aynı zamanda dünyanın üstün deri işçileri, süvarileri ve at donatıcısıdırlar. Gömlek, pantalon, ceket giyerler. Bunları önce Çinliler'e, Miladi 5. asırdan başlayarak da Romalılar'a öğretmişler ve Avrupa giyim kuşamının bugünkü şeklinin kurucusu olmuşlardır&quot;.51<br />
<br />
Türklerin belki madencilik, hayvancılık ve silah yapımı gibi özellikleri tarihe geçmiştir. Ancak giyim zevkleri, estetik anlayışları ve bu konularda diğer kültürlerden insanlara öncülük etmeleri çok bilinmeyen ya da kasıtlı olarak dile getirilmeyen özellikleridir. Bu tarihi gerçekler yerine &quot;Barbar Türkler&quot; imajını vermek, Türklere sempati beslemeyen çevrelerin kasıtlı tercihleri olmuştur. Ama buna rağmen Avrupalı tarihçi ve yazarlardan da bu konuda objektif yorumlarda bulunanlar vardır. Örneğin Elisee Reclus Yeni Umumi Coğrafya adlı eserinde Türkleri şöyle övmektedir:<br />
<br />
Komşularına demiri ve diğer madenleri öğreten onlardır. Şüphe yok ki bize ehil hayvanları vermiş olanlar da yine onlardır. Bugün faydalandığımız bitkilerin birçoğu da belki Orta Asya'dan gelmektedir.52<br />
<br />
Rus bilim adamı W. Bardhold da Türklerin demokrat yönlerinden bahsettikten sonra; &quot;Türk beylerinin mevki ve asaletlerine rağmen Moğollar gibi halka hakaretle bakmadıklarını, bilakis devletin kuruluşu ve yükselişinde halka birinci derecede mevki verdiklerini&quot; belirtmiştir. Tüm bunlar, Türklerin medeni karakterini ifade eden yorumlardır.<br />
<br />
İSLAMİYET'İN KABULÜ İLE GELEN YÜKSELİŞ<br />
<br />
İslamiyet'in etkisiyle Türkler daha yüksek bir medeniyet ile yeni bir tarih devresine girdiler. İslamiyet'in kabulü ile birlikte Türk tarihinin ağırlık merkezi Türkistan'dan Yakın Doğu ve özellikle de Türkiye'ye kaydı. Bu arada İslam dünyasını iç buhranlardan ve dış tehlikelerden koruyarak, emin bir duruma getirdiler. Türkler İslam'ın ilim ve sanat faaliyetlerine de katıldılar. Böylece Orta Çağ Müslüman- Arap medeniyet ve kültüründe Türklerden de çok büyük isimler yer aldı.<br />
<br />
Türkler, tarihte birçok stratejik bölgeyi Türk medeniyeti sınırlarına dahil etmişlerdir.<br />
<br />
Bir filozof olan Farabi, Lugatçi Cevheri, Şair Beşşar bunlar arasında sayılabilecek isimlerdendir, ki bundan sonra da Türkler yetiştirdikleri daha pek çok önemli şahsiyeti tarihe yazdırmışlardır. Tarihçi Yılmaz Öztuna şöyle der:<br />
<br />
Türklerin İslam'ı kabul edip Müslüman bir kavim olarak tarih sahnesine çıkışları gibi başlangıçta o derece ehemmiyetsiz görünüp de sonradan o kadar büyük tesirler icra etmiş olan bir tezahür (etki yapmış bir olay), dünya tarihinde hemen hemen emsalsizdir.53<br />
<br />
İslam'ı özümsemeleriyle birlikte Türklerin İslam'ın bayraktarlığını üstlendiklerini görürüz. Orta Asya'yı, Kafkasya'yı, Anadolu'yu, Rumeli'yi, Doğu Avrupa, Karadeniz'in kuzey sahillerini ve Kuzey Hindistan'ı Türk medeniyeti sınırlarına dahil etmişlerdir.<br />
<br />
12. yüzyılın önde gelen isimlerinden Fahreddin Mübarek-şah Türklerin o dönemdeki güç ve etkilerine dair bilgiler verir. Çin'den Rum ülkelerine, kuzeyin buzlu bölgelerinden Hindistan'a kadar uzanan bütün memleketleri 'Türkistan&quot; adı ile adlandırmakta ve yeryüzünde Türkistan'dan daha büyük bir ülkenin bulunmadığını söylemektedir.54 Bundan başka o devrin Rubruck ve Marco Polo gibi Avrupalı gezginleri de &quot;Tuna boylarından Çin sınırlarına kadar uzayan geniş ülkeleri &quot;Büyük Türkia&quot; olarak gösterirken aynı gerçeği ifade ederler ve Anadolu'ya da sadece &quot;Turkia&quot; derler.&quot;55 Kastedilen yalnızca coğrafi bir hakimiyet değildir; tarihte çok derin izler bırakmış, kültürel bir hakimiyet söz konusudur.<br />
<br />
Bu noktada karşımıza Türk hakan, hükümdar ve idarecilerinin adil ve hoşgörülü tutumları çıkar. Bu vasıfları taşımamış olsalar, belki askeri bir egemenlik mümkün olurdu, ama yönettikleri toplumlara istikrar ve huzur sağlamaları söz konusu olamazdı. Ama Türk devlet adamları için durum böyle olmamış, her zaman tebaları tarafından sevgi ve saygıyla anılmışlardır. Örneğin Ermeni tarihçisi Urfalı Mathiu Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun azamet devrini yansıtan Melikşah'dan şöyle bahseder:<br />
<br />
Melikşah'ın saltanatı Allah'ın lütfuna mazhar oldu. Hakimiyeti uzak ülkelere kadar yayıldı ve Ermenilere huzur verdi. Kalbi Hıristiyanlara karşı şefkatle dolu idi. Geçtiği ülkelerin halklarına karşı bir baba gibi davrandı. Birçok şehir ve vilayetler kendi arzuları ile onun idaresine girdi; bütün Rum ve Ermeni beldeleri onun kanunlarını tanıdı.56<br />
<br />
Bu dönemde Türk edebiyatında önemli gelişmeler dikkat çeker. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevi, Ali Şir Nevai gibi önemli şahsiyetler çıkmış ve günümüze dek gelen çok değerli eserler sunmuşlardır. Yunus Emre ve Mevlana gibi tasavvuf alimi büyük isimler de yine Türkler arasından yetişmiştir.<br />
<br />
Türklerin medeni yükselişlerinin bir göstergesi de, her türlü ihtiyacın karşılanması için yaptırılan kervansarayların içinde, yolcuların tedavisi için gerekli doktor ve sağlık imkanlarının hazır tutulması, misafirlerin okuması için de kütüphaneler bulundurulmasıdır. Yine bu dönemde (Selçuklular'da), bir tür üniversite niteliğinde olan medreseler yaygındır. O dönem Avrupası'nın içinde bulunduğu sosyal şartların ilkelliği ve toplumsal gerilik de göz önüne alındığında, bunların olağanüstü kurumlar olduğu görülür. Nitekim Batılı bir tarihçi olan Jean Paul Roux o dönemdeki Selçuklu medreselerini şöyle tanımlar:<br />
<br />
Bu daha çok İngiliz koleji tipindeki bir öğretim kurumuydu. Kurucusunun adından dolayı 'Nizamiye' adıyla anılan ilk medreseler; Bağdat, Nişapur, İsfahan, Belh, Herat ve Merv'de kuruldu. Oralardan da tüm Yakın Doğu'ya, ardından Mısır'a ve Kuzey Afrika'ya yayıldı. Medresede ders vermiş ilk kişilerden biri olan büyük filozof Gazali gibi seçkin bir usta ya da bilim adamları topluluğu için düşünülmüş olan medreseler, İslam bilimleri ya da&#8230; astronomi, tıp, kimya öğretimi yapılan merkezlerdi...57<br />
<br />
XV. asır gezginlerinden Tafur'un tespiti ise Troie harabeleriyle ilgilidir: &quot;Türkler eski binaları mukaddes sayıp, hiçbir şeyi tahrip etmiyorlar&quot;58 der. Bizanslıların ve Haçlıların girdikleri şehirlerde yaptıkları tahrip ve yıkımlar hatırlanacak olursa bu ilkelliğe karşın, Türklerin ne derece medeni hareket ettikleri daha iyi anlaşılacaktır.<br />
<br />
Türklerin daha o dönemlerde tarihi eserlere önem vermeleri de dikkat çekici bir uygarlık alametidir. Ünlü Fransız yazar ve düşünür Voltaire &quot;Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler&quot; adlı eserinde Türklerin bu özelliğine şöyle dikkat çeker:<br />
<br />
Polenezya savaşlarında Venedik ordusunun bombaları, Türklerin esirgemiş oldukları birçok tarihi anıtları yıktı. Bunlar arasında Atina'nın meşhur Akropolis'i de hasara uğradı.59<br />
<br />
Tüm bunlar, Türk Milleti'nin, Darwin'in hezeyanlarının aksine, üstün bir kültüre, asil bir ahlaka ve şerefli bir tarihe sahip olduğunun ifadeleridir. Türk Milleti'nin bu vasıflarının en açık ifadesi ise, büyük Osmanlı İmparatorluğu olmuştur.<br />
<br />
AŞİRETTEN İMPARATORLUĞA GİDEN YOL<br />
<br />
1299'da Kayı aşireti tarafından temelleri atılan Osmanlı Devleti çok geçmeden 3 kıtaya hakim olmuş dev bir imparatorluk haline dönüştü. Osmanlı Devleti'nin kuruluş aşamalarındaki padişahlar feraset ve basiret sahibi, kumanda yeteneği ve yönetici kişiliği çok gelişmiş hükümdarlardı. Örneğin Orhan Gazi bunlardan biridir. Bursa'nın fethi sırasında, Rumlara, şehri kolayca teslim etme sebeplerini sorduğu zaman şöyle cevap almıştı:<br />
<br />
Sizin devletinizin günden güne yükseldiğini ve bizim devletimizi geçtiğini anladık; babanızın idaresine geçen köylülerin memnun kalıp bir daha bizi anmadıklarını gördük ve biz de bu rahatlığa heves ettik.60<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu, askeri ve sisayis gücünü adalet kavramıyla birleştirerek, gerçek bir dünya imparatorluğu kurmuştu.<br />
<br />
Bir toplumun bir başka kavmin boyunduruğuna severek, isteyerek, heves ederek girmesi tarihte eşine ender rastlanabilecek bir olaydır. Bursalı Rumların bu ifadeleri ise Türklerin diğer milletlere dostane yaklaşımlarının, hoşgörülü ve insancıl yönetimlerinin açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Sultan I. Murat da çok üstün vasıflara sahip bir hükümdardır. Yaşadığı dönemde Edirne'yi almış, Balkanlarda ilerlemiştir ki, bu Osmanlı tarihinde çok önemli bir adımdır. Çağdaşı Bizans tarihçisi Khalkokondylas, Sultan I. Murat hakkında şöyle der:<br />
<br />
Rumeli ve Anadolu'da 37 muharebeyi bizzat idare edip hepsini kazandı. Cesur, soğukkanlı, hesaplı, gençliğinde olduğu gibi ihtiyarlığında da çalışkan, enerjik, sert, disiplinli idi. Hiçbir tedbiri ihmal etmez, iyice planlamadan hiçbir işe girişmezdi. Kendisine itaat ve hizmet eden milletlere ve kişilere, hangi dinden olurlarsa olsunlar, iyi, yumuşak ve cömert davranırdı. Düşmanlık gösterenlere karşı amansızdı. Hiçbir düşmanı elinden kurtulamadı. Verdiği söze sonradan aleyhinde tecelli etse bile sadık kalarak, dost düşman herkesin güvenini kazandı.61<br />
<br />
İngiliz Tarihçi Edward Gibbon<br />
<br />
Fransız tarihçisi Fernard Grenard ise &quot;Sultan Murat değerinde bir hükümdara çağdaşı olan Avrupa hükümdarları arasında tesadüf edilemez. Yalnız dahi bir asker ve strateji üstadı değil, ince bir diplomattı. Doğuştan hükümdardı. Osmanlı kavmini bir millet haline getirdi. Onlara ideal gösterdi ve verdi. Ölümünde bu milletin istikbalini 5 asır için teminat altına almış bulunuyordu&quot; demektedir.62<br />
<br />
İngiliz tarihçisi Gibbon'a göre Sultan Murat &quot;Dünya üzerinde çağdaşı bütün hükümdar ve devlet adamlarından üstündü. Babasının bile tahayyül ettiği sınırları çok aştı. Bütün tarihin en hayret verici gelişmelerinden birini, Osmanlı lehine kazandı. Ortodokslar'a, Katolikler'in Ortodokslar'a yaptığı muameleden kat kat iyi muamelede bulundu.&quot;63 Gerek İngiliz gerekse Fransız tarihçilerin, padişah I.Murat'ın devlet adamlığı ile ilgili yaptıkları tespitler son derece isabetlidir. Aynı zamanda bunlar önemli bir medeniyet göstergesidir.<br />
<br />
Görüldüğü gibi Osmanlı padişahları yabancı tarihçi ve araştırmacıların dahi hayranlık ve takdirlerini kazanmayı başarmış, çok üstün kişilerdir.<br />
<br />
TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN KUMANDAN: FATİH SULTAN MEHMET<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet<br />
<br />
Osmanlı tarihinin en önemli şahsiyetlerinin başında ise elbette Fatih Sultan Mehmet gelir. İstanbul'u olağanüstü bir askeri deha ile fetheden ve böylelikle dünyada bir çağı değiştiren Fatih, daha sonra da Osmanlı Devleti'ni çok büyük bir ustalıkla yönetmiştir. Batılı tarihçilerin gözüyle Fatih Sultan Mehmet'e bakacak olursak, onun eşsiz dehasına ve kumandanlığına tanık oluruz. Babinger, Bizanslı Yorgios Trapezuntios'dan naklen şöyle der:<br />
<br />
Sultan Mehmet, günümüzün en büyük hükümdarıdır. Kiros'tan, Büyük İskender'den, Sezar'dan, bir kelimeyle gelmiş geçmiş bütün hükümdarlardan büyüktür.64<br />
<br />
İngiliz tarihçi Panzer'e göre &quot;Fatih, birinci sınıf bir lisan mütehassısı, tarihçi, filozof, üstün bir yönetici, harikulade bir süvari ve silahşördür.&quot;65 Gustave Schlumberger ise İstanbul'un fethi için şöyle der:<br />
<br />
İstanbul'un fethi dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir. Avrupa'nın tarihi üzerinde tesiri birinci derecede oldu. Tarihin bütün akışını değiştirdi. Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ı başlattı. 66<br />
<br />
Fatih, hükümranlığı boyunca Türk Milleti'nin hoşgörü ve adaletini de sergilemiş, bunu gören yabancı milletler ise onun yönetimi altına girmekte mahzur görmemişlerdir. İstanbul'un fethi sırasında Bizans başbakanı Büyük Düka Notaras &quot;Bizans'ta Latin şapkası görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim&quot; tarihi cümlesini söyleyerek bu gerçeği ifade etmiştir.67<br />
<br />
OSMANLI'NIN ADALETİ VE HOŞGÖRÜSÜ<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu'nun çok önemli bir özelliği tebası arasında kavim, din ve mezhep ayrımı yapmadan tam bir uyum sağlamış ve toplumun çeşitli kesimleri arasında sosyal adaleti temin edebilmiş olmasıdır. İsviçreli ilahiyatçı Prof. Karl Barth bu konuda şunları söylemiştir:<br />
<br />
Hıristiyan Avrupa'nın bizzat Hıristiyan kanı döktüğü ve inançları değişik olanlara vahşice zulümler yapmaktan zevk duyduğu bir devirde Osmanlı İmparatorluğu engizisyonun bulunmadığı, yakmaların ve sihirbazlık ithamlarının mevcut olmadığı yegane memleket oldu. Hıristiyanlar tarafından her yerden kovulan, sürgün ve takip edilen Yahudilerin sığınabildiği tek memleket de barbar (!) Türkiye olmuştur.68<br />
<br />
Charles Darwin isimli amatör biyologun Türklere yaptığı çirkin ithamlarla, Türklerin tarihleri ve üstün ahlakları arasındaki tezatı Prof. Barth bu sözleriyle çok iyi ifade etmiştir. Osmanlı'nın tebasına karşı olan adaleti konusunda A. Miquel ise şöyle demektedir:<br />
<br />
Hıristiyan halklar Bizans ve Latin devletleri zamanında bulamadıkları çok iyi bir idare karşısında bulunmaktaydılar. Asla sistemli bir zulüm görmemekteydiler. Tam aksine imparatorluk, İstanbul başta olmak üzere, işkence gören İspanyol Yahudilerine bir sığınak olmuştu.69<br />
<br />
Türklerin iki bin yıllık bir tarih boyunca birçok yabancı ırk, millet, din ve mezhep mensuplarını birarada ve büyük bir uzlaşma içinde idare etmeleri takdire değer bir konudur. Türkler şayet diğer etnik unsurlara karşı geniş bir hoşgörü, yüksek bir insanlık idealine sahip olmasalardı, elbette ki böyle köklü imparatorluklar kuramaz ve bu insanları asırlar boyu birarada tutamazlardı. Ancak görmekteyiz ki, Türklerin sahip oldukları vasıflar, özellikle de İslamiyet'in onlara kazandırdığı yüksek idealler ve hasletler, son derece ileri bir kültür ve medeniyet geliştirmelerini sağlamıştır.<br />
<br />
FATİH'TEN SONRA DEVAM EDEN YÜKSELİŞ<br />
<br />
Türklerin İstanbul'un fethiyle zirveye çıkan başarıları Fatih'ten sonra gelen padişahlar tarafından da devam ettirilmiştir. Osmanlı orduları iki kez Viyana kapılarına dayanmış, Sırbistan, Arnavutluk, Bosna- Hersek, Eflak, Boğdan başta olmak üzere Balkanlar baştan sona fethedilmiş, Macaristan Osmanlı himayesine geçmiş, Osmanlı denizlere açılmış, Karadeniz Türk gölü haline getirilmiş, Mora yarımadası, Rodos, Girit, Sakız gibi birçok Ege adası alınmış, Kafkasya ele geçirilmiş, Bağdat, Tebriz, Yemen, Suriye, Irak, Lübnan, Mısır, Filistin, Kudüs, Fas, Tunus, Cezayir, Doğu Anadolu, Baharat Yolu, Lehistan gibi daha pek çok yer Osmanlı topraklarına katılmıştır.<br />
<br />
Türklerin medeni karakterlerinin çok fazla ifadesi olmakla birlikte, fethettikleri yerlere götürdükleri yenilikler de bunun en güzel kanıtlarından biri olarak sayılabilir. Örneğin Türklerin Cezayir'i fetihleriyle ilgili olarak, Cezayir 1962'de özgürlüğüne kavuştuğunda, milli hareketin liderlerinden Albay Muhandu'l- Hacc şu açıklamayı yapmıştır:<br />
<br />
Herşeyi hatta bir millet oluşumuzu Türklere borçluyuz. Osmanlılar geldiği zaman bizler korsandık. Yüzlerce kabileden müteşekkildik. Osmanlılar başımıza bir paşa getirdiler. Dağınık aşiretleri biraraya topladılar. Onları bir kavim haline koydular. Bu kavim 300 yıl merkezi Türk idaresi altında kaldı. Birliğin kudretini öğrendi. Türklerin yardımıyla millet haline geldik.70<br />
<br />
Cezayirli albayın Türkler hakkında söyledikleri, Türk düşmanlarının attıkları iftiralara da bir yanıt niteliğindedir. Türklerin, gittikleri yerlere yıkım değil, tam tersine düzen götürdüklerinin ifadesidir.<br />
<br />
Bir Fas gazetesi olan El Alem'de yayınlanan &quot;Osmanlı İmparatorluğu'nun Çöküşünden Sorumlu İngiltere'dir&quot; başlıklı makale de yukarıdaki savı desteklemektedir:<br />
<br />
Osmanlılar İslam dünyasının savunulması için dört yüz yıl savaş verdiler. Türk egemenliği, ne Arap topraklarının işgali demektir ne de ele geçirilmesi... Sadece Müslüman bir devletten başka bir Müslüman devlete iktidarın devredilmesi söz konusu olmuştur. Bunun içindir ki Mısır halkı Haçlılar'a, Moğollar'a, Fransızlar'a ve İngilizlere karşı koyduğu gibi Türklere karşı koymamıştır. Mısırlılar, Türk egemenliğine bağlı kalmışlar ve devletin kendi içinde kendilerine düşen görevi almışlardır. Peki neden bu Osmanlı düşmanlığı?71<br />
<br />
Osmanlı Ordusu Balkanlardaki bir sefer sırasında<br />
<br />
Samimi sarfedilmiş tüm bu sözler Türk Milleti'nin İslam dünyasındaki önemini vurgulamak için yeterlidir. Aynı zamanda Türklerin hakimiyetleri altına aldıkları bölgelerdeki toplumlar tarafından nasıl benimsendiğini göstermesi bakımından da önemlidir. Romanya'nın eski adliye bakanlarından Monsieur Dissescu da söyledikleriyle bunları doğrulamaktadır:<br />
<br />
Kim ne derse desin biz Romenler bugünkü mevcudiyetimizi Türklerin ulvicenaplığına borçluyuz. İdareleri altına aldıkları milletlere karşı hakiki bir şevkat, mürüvvet ve müsahamakarlık ile muamele etmemiş olsaydılar, onların yerine biz herhangi bir komşu milletin tahakkümü altına girmiş bulunsaydık, şu anda bir tek Romen kalmazdı... 72<br />
<br />
Avrupalı tarihçi Richard Peters ise &quot;Türkler asırlar boyunca birçok milletlere hakim oldular fakat onları asimile etmeye asla gayret etmediler. Onlara hürriyet verdiler ve din ve kültürlerinin yaşanmasına müsaade ettiler&quot;73 diyerek Türk Milleti'ne yapılan &quot;barbar&quot; suçlamasına en güzel şekilde cevap vermiştir.<br />
<br />
Yine zamanımızın tanınmış Macar tarihçilerinden Kaldy-Nagy &quot;The Cash Book of the Ottoman Treasury in Buda in the Years 1558-1560&quot; adlı makalesinde yine Türk kültür ve medeniyetine dikkat çeker:<br />
<br />
1558-60 tarihleri arasında Osmanlı Devleti'nin Macaristan'dan topladığı 6 milyon küsür akçe vergiye mukabil, buraya 23 milyonun üzerinde masraf yaptığını böylece İstanbul'dan -sömürüldüğü önceleri bir kısım Batılı tarihçiler tarafından savunulan- Macaristan'a 17 milyon akçe mali yardım yapıldığını ortaya koymaktadır. Bundan başka Türkler Balkanlarda pek çok maddi eser bırakmışlardır. Mora'da muhtelif şehirlerde yüzlerce eser bırakmış olmalarını, yalnız Rusçuk'ta 33 cami, mescit ve tekke bırakmış olmalarını bu açıdan izah etmek mümkündür.74<br />
<br />
Bunlar da açıkça göstermektedir ki Osmanlılar fethettikleri ülkeleri sömürmemişler, bu ülkelerin halklarının haklarına saygı göstermişlerdir. Bunun nedeni padişahlarının devlet anlayışları ve tebalarına bakış açılarıdır. Çünkü Osmanlı padişahları fethettikleri yerlerde yaşayan halkın kendilerine Allah'ın bir emaneti olduğunu düşünmüşlerdir. Onları himaye etmek ve hiç kimsenin onlara zulüm yapmamasını sağlamak ise padişahın görevleri arasında sayılmıştır. Hatta öyle ki, Fatih İstanbul'u fethettiği zaman patrikhaneye çok geniş imkanlar tanımış, böylece patrikhane ilk defa Türkler zamanında bir muhtariyete kavuşmuştur.75<br />
<br />
YABANCI GÖZÜYLE TÜRK İNSANI<br />
<br />
İsveç Kralı XII. Charles<br />
<br />
Tarihte pek çok hükümdar, devlet adamı, siyasetçi, asker ya da tarihçi, Türk Milleti'nin vasıflarını tarif eden ve onların üstün ahlaki özelliklerini açıklayan yorumlarda bulunmuşlardır. Bunların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
İsveç kralı XII. Charles'ın (Demirbaş Şarl) Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığındaki izlenimleri:<br />
<br />
Şefkatin, cömertliğin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı!... 76<br />
<br />
18. yy'da Osmanlı topraklarında yaşayan Comte de Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa):<br />
<br />
Çünkü Türkleri seviyorum. Onlar (sanki) cennetten bir köşe olan bu eşsiz memlekete yakışan eşsiz insanlar. Yaratılışlarında gökyüzüne mahsus bir yücelik, gönül alışlarında ise bir tevazu var. Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz ve pek aziz. Lakin Türk de aziz ve çok aziz.77<br />
<br />
M. Baudier (&quot;Historie de la religion des Turcs&quot; adlı eserinde):<br />
<br />
Türkler, merhamet, şefkat ve insanlara yardımda bütün milletlere ve hatta Hıristiyanlara da üstündürler.78<br />
<br />
XV. yüzyıl gezginlerinden Tafur:<br />
<br />
Türkler konuşmalarında dost ve neşeli, yemek ve harcamalarında çok asil ve hayırseverdirler.79<br />
<br />
General Charles Royan:<br />
<br />
Türkler arasında geçirdiğim iki yıldan fazla zaman içinde edindiğim tecrübelerime dayanarak hemen belirtmeliyim ki, daha uygar olmakla şöhret yapmış milletlerin, Türklerin ahlâk ve karakterleri konusunda sahip bulundukları bilgiler ve kanaat tamamiyle hatalı ve aldatıcıdır... 80<br />
<br />
Fransız şairi Lamartine:<br />
<br />
Türkler bir ırk ve bir millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Karakterleri pek asil ve yücedir... Asaletleri alınlarında ve amellerinde yazılıdır... Bütün hareketleri asilanedir ve vecd ile yaşayan duygulu bir millettir. Onların yurdu efendiler diyarıdır, kahramanlar, şehitler ülkesidir. Bence insaniyete şeref veren böyle bir milletin düşmanı olmak insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Böyle bir lekeden Allah beni korusun.81<br />
<br />
General Çarneyev:<br />
<br />
Türklerin düzinelerle milleti idare edebilmelerindeki muvaffakiyetin sırrını da anlıyorum. Onlar milletleri bir kez yeniyorlar. Fakat kazandıkları zaferi ruhlarda ve nesillerde yaşatmayı biliyorlar.82<br />
<br />
Türk dostu Fransız yazar Pierre Loti:<br />
<br />
Türk asillerin asilidir. Yapma olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüksek asalet ona tabiatın hediyesidir.83<br />
<br />
Comte de Marsigli:<br />
<br />
Osmanlı Türklerinin milli seciyesini teşkil eden vakarın, ağırbaşlılığın tasviri kolay değildir.84<br />
<br />
18. yüzyılda İsveç'in İstanbul Büyükelçisi olan ve Osmanlı müesseseleri ile teşkilâtı hakkında yazdığı yedi ciltlik eseri ile tanınan Mouradgea d'Ohsson:<br />
<br />
Osmanlı Türkleri, diğer faziletleri kadar dürüstlük ve doğruluk gibi Kuran'ın en kuvvetli hükümlerine dayanan meziyetleri itibariyle de şâyanı takdirdirler. İçtimai nizâmın Osmanlılar arasında kurduğu münasebetlerin hepsine temiz yüreklilikle, iyi niyetin hâkim olduğu anlaşılmaktadır.85<br />
<br />
12. yüzyılda yaşamış olan Antakya Patriği Süryâni Mikâil de Vakâyinâmesinde, eski Türk fazilet ve ahlâkı ile ilgili olarak şunları yazar:<br />
<br />
Türklerin meziyetleri vardır. Sahtekârlık, yalan bilmezler ve doğruluktan ayrılmazlar.86<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu'nun liyakat, ahlak, maddi-manevi disiplin ve çalışma üzerine kurulu olduğunu belirten bir başka Avrupalı yorum ise şöyledir:<br />
<br />
Türkiye'de şahsi meziyet ve kabiliyetten başka hiçbir şeye kıymet verilmez. Bunun yegane istisnası Osmanlı hanedanıdır. Nesep ve ırsiyet bir şey ifade etmez... Herkes liyakat, bilgi, ahlak ve seciyesine göre bir mevkiye tayin edilir. Ahlaksız, bilgisiz ve tembeller hiçbir zaman yüksek mevkilere çıkamazlar. Osmanlılar'ın muvaffakiyeti ve bütün dünyaya hakim bir ırk olmalarının hikmeti budur; Türklerin en büyük düşmanı budur.87<br />
<br />
Bu ifadeler de Türklerin insani ve ahlaki yönlerinin ne derece gelişmiş olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Yüksek kültür ve medeniyetlerinin daha pek çok örneği vardır. Şehirlerindeki düzen, güvenlik ve huzur bunun bir örneğidir.<br />
<br />
Tarihte Türk düşmanı olarak tanınan Fransız Guer bile, imparatorluk devri Türkiyesi'ndeki emniyet ve asayiş ile ilgili olarak şu yorumu yapmıştır:<br />
<br />
İstanbul'da ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün şehirlerinde görülen emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân vermeyecek şekilde ortaya koymaktadır ki, Türkler görülmemiş bir şekilde ve son derece medenidirler ve uzun süre itham edildikleri, suçlandıkları, barbarlıkla hiçbir alâkaları yoktur.88<br />
<br />
17. yüzyılda Thevenot da aynı noktaya işaret etmiştir:<br />
<br />
Bir milyonluk büyük İstanbul şehrinde dört yılda dört katil vakası görülmemiştir. Ticari emtia ile dolu olan muazzam kervansaraylar bir tek adam tarafından korunuyor... Türkler çok dindar, insaniyet sever ve şefkatlidirler. Aralarında içki, kumar ve kavga yoktur.89<br />
<br />
Bu iki örnek de yine Türklerin medeni ahlaklarının toplum yaşantılarına olan yansımasıdır ve yabancıların hemen dikkatlerini çekmesi açısından önemlidir.<br />
<br />
Osmanlı tarihi yazarı Avusturyalı Baron von Hammer eserinin 19 ciltlik Fransızca tercümesinin 1835'de çıkan önsözüne şöyle girer: &quot;Osmanlı İmparatorluğu geniş bir imparatorluktur. Ve tarih bakımından sonsuz önem arz eder&#8230; Bir devdir ki, güçlü kolları, aynı zamanda üç kıtayı kavrar. Bütün imparatorluklar gibi bir gün düşerse Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarında bırakacağı enkaz bu üç kıtayı kaplayacaktır&#8230; Osmanlı İmparatorluğu bugün (1835) bile gücünün doruğunda iken haiz olduğu genişlikten daha geniş ülkeleri elinde tutmaktadır.&quot;90<br />
<br />
Fransız düşünürlerinden Rene Herpin şöyle yazar:<br />
<br />
Türkiye bugün (1629) dünyanın geri kalan bütün devletlerinin toplam gücü üzerinde bir kudrete haizdir.91<br />
<br />
Birleşik Amerika'nın Osmanlı Devleti nezdinde son büyükelçisi olan Fransız müsteşriki (doğubilimcisi) Sauvagat:<br />
<br />
İslam tarihi Osmanlılar derecesinde güçlü ve istikrarlı bir siyasi yapıya şahit olmamıştır... Bilhassa 16. ve 17. asırlar boyunca Avrupa'nın en büyük, en geniş, en istikrarlı ve en muazzam mali kaynaklara sahip devleti, Osmanlı idi. İdare cihazı Osmanlı halkının yararlarına göre düzenlenmiş muntazam bir teşkilattı. Donanması bütün Akdeniz'e egemendi. Türklerin en büyük erdemlerinden biri olan disiplin, imparatorluğun her yerinde hükümrandı. İstanbul dünyanın en büyük medeniyet merkezi olarak, her ziyaret eden Avrupalı gezginin gözlerini kamaştırıyordu.92<br />
<br />
Franz Babinger<br />
<br />
Alman müsteşriki Babinger:<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu gerçek bir cihan devleti (Weltreiches) idi.93<br />
<br />
İngiliz tarihçisi Downey:<br />
<br />
Osmanlı Devleti cihan tarihinin en şaşırtıcı, en harikulade tezahürlerinden biridir. Bütün Akdeniz uygarlığını bir imparatorlukta toplamaya teşebbüs etmiştir.94<br />
<br />
İngiliz tarih filozofu Toynbee:<br />
<br />
Bütün tarih boyunca Orta Doğu'yu egemenliğinde birleştiren tek devlet Osmanlı İmparatorluğu'dur. (Balkanlar ve Arap ülkeleri). Bunu ne Pers ne Roma, ne Arap imparatorlukları başaramamışlardır.95<br />
<br />
Arnold Toynbee<br />
<br />
Toynbee ayrıca Osmanlı Devleti'nin, Arapça konuşan bütün kavimleri aynı devletin çatısı altında topladığına da dikkat çeker. Osmanlı'nın yerine geçen sömürgeci Avrupa devletlerinin hiçbirinin, ne İngiltere, ne Fransa, ne İtalya, ne de Rusya'nın bu ülkeleri Osmanlı derecesinde iyi yönetemediklerini, çok kısa zamanda da yerlerini Balkan ve Arap devletlerine bıraktıklarını, halbuki bu ülkeleri, Osmanlı'dan daha iyi yönetecekleri iddiasıyla Osmanlı'nın elinden aldıklarını anlatır. Orta Doğu'ya tarih boyunca ve günümüze kadar en iyi yönetimin Osmanlı tarafından getirildiğini, Osmanlı'nın hakkıyla Roma İmparatorluğu'nun varisi bulunduğunu da sözlerine ekler.96<br />
<br />
Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun, bu imparatorluğu asırlar boyu üstün başarılarla yöneten Türk sultanlarının ve Türk insanının saygınlığı ortadadır. Arşivler yabancı gözlemcilerin bu yöndeki ifadeleriyle doludur. Burada verilenler ise elbette sınırlı birkaç örnekten ibarettir.<br />
<br />
Tüm bunlar göz önüne alındığında, Türklerin insanlık tarihi boyunca diğer milletlere kıyasla gerek devletleriyle, gerekse fertleriyle son derece medeni ve ileri bir yaşam sürdükleri anlaşılır. Bu bölümde yer verilen tarihi gerçeklerden, yabancı tarihçi ve gözlemcilerin fikirlerinden de anlaşıldığı gibi Türklerin, haklarındaki çirkin ithamlarla hiçbir ilgileri yoktur. Tüm tarihi deliller ve şahitler Türklerin müstesna özelliklere sahip, ilim-irfan sahibi, medeni ve güzel ahlaklı insanlar olduklarını ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<br />
SONUÇ<br />
<br />
Bu bölümün başında, &quot;insanlar arasında bir ırk ayrımı yapılamaz, milletleri değerli kılan etken ise onların tarihleri ve bu tarih içinde sergiledikleri ahlak özellikleridir&quot; demiştik. Bölüm boyunca incelediğimiz bilgiler ise, bu kıstaslar karşısında Türk Milleti'nin çok üstün ve şerefli bir millet olduğunu göstermektedir. Türkler, tarihe yön vermiş, büyük medeniyetler kurmuş ve üstün ahlak özellikler sergilemiş köklü ve onurlu bir millettir.<br />
<br />
Türk düşmanlarının bunu bilmediklerini düşünemeyiz. Onlar da elbette düşman oldukları milletin vasıflarının bilincindedirler. Ama düşmanlıkları, onları Türk Milleti'ni kötülemeye itmiştir. &quot;Barbarlık&quot;, &quot;ilkellik&quot;, &quot;vahşilik&quot; gibi birtakım kavramları, bu kavramlarla aslında hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyecek olan Türk Milleti'ne atfetmişler, bu şekilde Türklere duydukları nefrete bir dayanak bulmaya çalışmışlardır.<br />
<br />
Charles Darwin de aynı konumdadır. Darwin'in, Türklerin gerçek tarihini hiç bilmediği düşünülemez. Ancak amacı gerçeklere dayalı bir yorum yapmak değil, İngiliz emperyalizminin çıkarlarını korumak olduğu için, Türkleri kasıtlı olarak kötülemiştir. Britanya İmparatorluğu'nun Osmanlı'yı parçalayıp Türk Milleti'ni köleleştirme planına &quot;bilimsel&quot; destek sağlayabilmek için, &quot;Türkler yakında yok olacak aşağı bir ırktır&quot; gibi hezeyanlar sergilemekten ve bunu bilim adına söylediğini iddia etmek gibi bir yalanı ortaya atmaktan çekinmemiştir.<br />
<br />
Dolayısıyla Darwin, iki bin yıllık Türk tarihinin gerçeklerinin tümüne yüz çeviren, Türkleri en olmadık bir sıfatla karalamaya çalışan ve ortaya attığı yalanla Türk Milleti'nin yok olmasını ümit eden büyük bir Türk düşmanıdır. Diğer tüm Türk düşmanlarına sözde bilimsel bir temel sağladığı için de, belki &quot;Türklüğün en büyük düşmanı&quot; sayılabilir.<br />
<br />
Bu durumda milletini ve vatanını seven her Türk'ün de Darwin'i düşman olarak kabul etmesi gerekmektedir.</font><br />
<br />
<a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_Turk_Dusmanligi/dtd5.html" target="_blank">Kaynak</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>biomer</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/turk-milletinin-serefli-tarihi-314/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DARWIN'İN TÜRK MİLLETİNE BAKIŞI]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/darwinin-turk-milletine-bakisi-313/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 19:13:55 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Charles Darwin'i tüm dünyaya tanıtan kitabı, 1859'da yayınlanan ve teorisinin temel çatısını içeren Türlerin Kökeni (Origin of Species) adlı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Palatino Linotype"><br />
Charles Darwin'i tüm dünyaya tanıtan kitabı, 1859'da yayınlanan ve teorisinin temel çatısını içeren Türlerin Kökeni (Origin of Species) adlı çalışmasıydı. Bir ikinci ünlü çalışması ise, &quot;insanın evrimi&quot; konusundaki iddialarını ve ırkçı teorilerini dile getirdiği 1871 tarihli İnsanın Türeyişi (The Descent of Man) adlı kitabıdır. Bunların dışında Beagle gemisiyle yaptığı yolculuğu ya da bazı bitki ve hayvanlar üzerindeki gözlemlerini konu alan çalışmaları yayınlanmıştır.<br />
<br />
Bunlar çoğunlukla teknik kitaplardır. Darwin'in görüşlerini, özellikle de iç dünyasını ve yakın çevresi ile paylaştığı düşüncelerini en iyi yansıtan kaynak ise, ölümünden altı yıl sonra oğlu Francis Darwin tarafından yayınlanan Life and Letters of Charles Darwin (Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları) adlı kitaptır. Bu kitapta Darwin'in çok sayıda mektubu vardır ve bu mektuplarda ilginç görüşler dile getirilmektedir.<br />
<br />
Bu kitap yayınlandıktan sonra İngiliz fikir adamları arasında önemli bir yankı uyandırmış, özellikle de Darwin'in taraftarları, kitabın her satırını inceleyerek kendilerine akıl hocalığı yapan kişinin görüşlerini etüd etmişlerdir.<br />
<br />
Kitapta yer alan mektuplardan bir tanesi ise, oldukça önemli siyasi mesajlar taşıdığı için büyük dikkat çekmiştir. Özellikle İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'na cephe aldığı, İngiliz başbakanı Gladstone'un &quot;Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu'da yok etmeliyiz&quot;46 gibi sözleri ısrarla tekrarladığı bir dönemde yayınlanan bu mektup kısa sürede önemli bir propaganda malzemesi haline gelmiştir. Çünkü Darwin'in bu mektuptaki fikirleri Gladstone'unkiyle aynı, hatta daha da fanatiktir.<br />
<br />
Söz konusu mektup, Charles Darwin tarafından 3 Temmuz 1881 tarihinde W. Graham adlı bir bilim adamına yazılmıştır. Darwin, mektubun girişinde doğada bir amaç ve anlam olmadığı yönündeki klasik materyalist mantıklarını tekrar etmektedir. Ancak sonra konuyu doğal seleksiyon kavramına çekmekte ve doğal seleksiyonun &quot;geri ırkları&quot; eleyerek medeniyetin gelişmesine katkıda bulunduğunu öne sürmektedir. Darwin'in &quot;geri ırk&quot; kavramına kendince örnek olarak gösterdiği millet ise Türk Milleti'dir. Darwin aynen şöyle yazmaktadır:<br />
<br />
&quot;Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİĞİNDE, Avrupa milletleri nasıl risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın TÜRKLER TARAFINDAN İŞGALİ bize ne kadar gülünç geliyor.<br />
<br />
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdakı AŞAĞI IRKLARIN medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum.&quot; (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286) 47<br />
<br />
Bu satırlarda Türk Milleti için söylenen sözlerin birer hezeyan oldukları, fanatikçe bir nefretin ve Türklük hakkındaki derin bir cehaletin ürünü oldukları açıktır. Nitekim bir sonraki bölümde Darwin'in bu hezeyanlarının ne denli gerçek dışı olduğunu Türk Milleti'nin tarihini ele alarak inceleyeceğiz. Ancak bu noktada yapılması gereken, Darwin'in bu sözlerini detaylı olarak analiz etmek ve bu sözlerin amacını belirlemektir.<br />
<br />
Darwin'in bu hezayanını cümle cümle inceleyelim:<br />
<br />
1) Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim...<br />
<br />
Darwin burada klasik Sosyal Darwinist mantığı kullanmakta ve insanlığın ırklar arasındaki savaş ve mücadele ile geliştiğini öne sürmektedir. Kitabın önceki bölümlerinde incelediğimiz gibi, bu, 19. yüzyıl İngiliz emperyalizminin temel fikri dayanağını teşkil eden koyu ırkçı bir görüştür.<br />
<br />
2) ... Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİĞİNDE, Avrupa milletleri nasıl risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın TÜRKLER TARAFINDAN İŞGALİ bize ne kadar gülünç geliyor...<br />
<br />
Darwin burada ise Türk Milleti'nin Osmanlı döneminde Avrupa'daki, özellikle Balkan Yarımadası'ndaki fetihlerinden söz etmektedir. Ancak kullandığı &quot;işgal&quot; kavramı tarihsel olarak yanlıştır ve aslında Türklere duyduğu kinin bir ifadesidir. Çünkü Türk Milleti Balkanlar'ı &quot;işgal&quot; etmemiştir, fethetmiştir. Bu ikisi arasında önemli bir fark vardır. Bir devlet bir toprağı işgal ederse, amacı orayı yağmalamak, üzerinde yaşayan halkı ise ya sürmek ya da sömürmektir. Ancak &quot;fetih&quot; farklı bir kavramdır. Fetih yapan devlet, ele geçirmiş olduğu toprağı ve üzerinde yaşayan halkı sahiplenir, onu kendi bünyesine katar, onları diğer vatandaşları ile eşit konuma getirir. Fethettiği ülkeyi de imar eder, güzelleştirir, kalkındırır.<br />
<br />
Osmanlı İmparatorluğu da Balkanlar'ı fethetmiştir. Fethettiği bu topraklardaki halklara büyük saygı ve hoşgörü göstermiş, onları kendi tebaasının bir parçası saymıştır. Balkanlar'ın dört bir yanını da imar etmiş, kalkındırmış, geliştirmiştir. Bölgede çok sayıda kervansaray, hamam, köprü, cami, kütüphane, aşevi inşa edilmiştir ve bunların üstün bir kültürün ürünü oldukları bugün herkesçe kabul edilmektedir.<br />
<br />
Kısacası &quot;işgal&quot; ile &quot;fetih&quot; çok farklı kavramlardır. Bu nedenle 1453'teki zafer, dünya literatüründe &quot;İstanbul'un işgali&quot; olarak değil, &quot;İstanbul'un fethi&quot; olarak geçmektedir. Darwin ise bu kavramları kasıtlı olarak karıştırmakta ve özellikle &quot;işgal&quot; kavramını kullanmaktadır. Amacı, elbette, Türk Milleti'ni &quot;barbar&quot; bir toplum olarak gösterebilmektir.<br />
<br />
3) ... Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir...<br />
<br />
Darwin bu cümlesinde üç ayrı önemli mesaj vermektedir. Birincisi, Avrupalı ırkları &quot;medeni ırklar&quot; olarak tanımlayarak klasik ırkçı ve Sosyal Darwinist bakış açısını tekrarlamaktadır. İkincisi, Sosyal Darwinizm'in bir diğer önemli iddiasını yinelemekte ve &quot;ırklar arası yaşam mücadelesi&quot; kavramını kullanarak savaş ve çatışmanın milletleri geliştirdiğini, uygarlığı ilerlettiğini öne sürmektedir.<br />
<br />
Darwin'in üçüncü mesajı ise, Türk Milleti'ni &quot;barbar&quot; olarak niteleyişidir. Darwin'in burada kullandığı kelime (hollow) eğer birebir çevrilirse &quot;karaktersizlik&quot; anlamına gelir. Bu ifadeyle, Türkleri herhangi bir özgün karakterden, meziyetten ve kültürden yoksun bir toplum, yani &quot;barbar&quot; bir millet olarak tanımlamaya çalışmaktadır. (Bu tanımlamanın asılsızlığı açıkça ortadadır. Ancak ilerleyen sayfalarda bu konuya daha geniş olarak yer vereceğiz.)<br />
<br />
4) ... Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdakı AŞAĞI IRKLARIN medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum...<br />
<br />
Darwin, en önemli mesajını&#8212;ve hezeyanını&#8212;bu cümlesinde sergilemektedir. Söyledikleri açıktır: Türk Milleti'nin yakında Avrupalılar tarafından yok edileceğini öne sürmektedir. Bu işi gerçekleştirmesini umduğu Avrupalıları &quot;medenileşmiş yüksek ırklar&quot; olarak tarif etmekte, Türk Milleti'ne de kendince &quot;aşağı ırk&quot; yakıştırması yapmaktadır.<br />
<br />
Ancak burada Darwin'in bu hezeyanını önemli bir mesajla birlikte dile getirdiğine dikkat etmek gerekir. Darwin, bu cümleleri, &quot;doğal seleksiyon medeniyetin ilerleyişine katkıda bulunmaktadır&quot; şeklinde bir giriş yaparak söylemektedir. Yani Türk Milleti'nin yok edilmesi hedefinin, doğa kanunlarının bir gereği olduğunu ve medeniyetin ilerleyişine de katkıda bulunacağını iddia etmektedir!...<br />
<br />
DARWINİZM İLE TÜRK DÜŞMANLIĞI'NIN KOPMAZ İLİŞKİSİ<br />
<br />
Darwin'in ortaya koyduğu bu mantıkların İngiliz emperyalizminin Osmanlı düşmanlığı ile birebir uyum sağladığı ise çok açıktır. Darwin, İngiltere'nin Osmanlı'yı sömürgeleştirme ve Türk Milleti'ni de tarihten silme planına sözde bilimsel bir zemin sağlamaya çalışmıştır. İngiltere'nin körüklediği Türk düşmanlığı akımına, bilimsel bir görüntü kazandırmayı hedeflemiştir.<br />
<br />
Darwin'in Türk Milleti ile ilgili bu sözlerinin, İngiltere'nin Mısır'ı işgalinden bir yıl önceye rastlaması da oldukça anlamlıdır. Anlaşılan Darwin, İngiliz yönetiminin Mısır'ın işgali ile başlayacak bir &quot;Osmanlı'yı parçalama&quot; stratejisini kurduğu sıralarda, &quot;Türklerin yakında yok olacaklarını görüyorum, bu doğal seleksiyonun gereğidir&quot; diyerek, bu stratejiye katkıda bulunmuştur.<br />
<br />
Darwin'in bu sözlerinin o dönemde son derece etkili olduğunu ise yeniden vurgulamak gerekir. Darwin fikirlerini kuşkusuz sadece bu mektupta değil, İngiliz devlet adamları ile olan temaslarında da ifade etmiş ve onlara Türk Milleti'nin yok edilmesi planına sağladığı &quot;bilimsel&quot; desteği sunmuştur. Darwin'in bu mektubu 1888 yılında yayınlandığında ise, Türk Milleti'ne karşı yürütülmekte olan propaganda savaşına büyük bir destek sağlamış, Türk düşmanları Darwin'in hezeyanlarından güç bulmuşlardır.<br />
<br />
Darwin'in Türk düşmanlığına sağladığı bu desteğin etkisi, günümüzde bile sürmektedir. Başta Almanya olmak üzere çeşitli Batılı ülkelerdeki neo-Nazi ve faşist gruplar, Türklere karşı yürüttükleri karalama kampanyasında hala Darwin'in bu sözlerine atıfta bulunmaktadırlar. Internet'teki çeşitli neo-Nazi sitelerinde, Darwin'in &quot;Ari ırkın üstünlüğü&quot; hakkındaki sözlerinin yanında Türk Milleti hakkındaki hezeyanı da yer almaktadır. Almanya'daki Türk soydaşlarımızı acımasızca katleden, evlerini kundaklayan, işyerlerini yağmalayan &quot;dazlak&quot;lar, Darwin'in görüşlerinden güç bulmaya devam etmektedirler.<br />
<br />
Bu gerçek, 19. yüzyılda Batı emperyalizmi tarafından körüklenen, o zamandan bu yana da çeşitli çevreler tarafından ısrarla ayakta tutulan &quot;Türk düşmanlığı&quot; akımının ardında, Darwinizm'in önemli bir yeri olduğunu göstermektedir. Elbette ki Türklere düşman olan toplum, grup ya da kişiler tarihin her döneminde var olmuştur. Ancak ilk kez Darwin bu düşmanlığa sözde bilimsel bir dayanak sağlamış, Türk Milleti'nin &quot;geri ve ilkel&quot; bir millet olduğu şeklindeki safsatalara bilimsel bir kılıf bulmuştur.<br />
<br />
Bu ise elbette milletini ve vatanını seven her Türk'e, Darwinizm'e karşı tavır almak, bu ırkçı ideolojiyi reddetmek ve geçersizliğini de elinden geldiğince ortaya koymak görevini yükler. Aksi takdirde, eğer Darwinizm'i savunursa, kendi milletini yok etmek isteyen bir dünya görüşüne hizmet etmiş olacaktır.<br />
<br />
Darwinizm'e hala körü körüne bağlı kalan, bu safsataya akla ve bilime rağmen arka çıkan birtakım Türk bilim ve fikir adamlarına duyurulur...<br />
<br />
<a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_Turk_Dusmanligi/dtd4.html" target="_blank">Kaynak</a></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>biomer</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/darwinin-turk-milletine-bakisi-313/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Duanın Gücü</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/duanin-gucu-308/</link>
			<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 19:19:43 GMT</pubDate>
			<description>*Duanın gücü: 
Muhammed Bozdağ “İstemenin Esrarı” isimli kitabında diyor ki: * 
 
*_2700 hasta üzerinde yapılan 23 ilmî araştırma, kendilerine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Duanın gücü:<br />
Muhammed Bozdağ “İstemenin Esrarı” isimli kitabında diyor ki: </b><br />
<br />
<b><i><u><font color="Blue">2700 hasta üzerinde yapılan 23 ilmî araştırma, kendilerine haberleri olmadan dua edilen hastaların yüzde 57’sinde, ağrının azalması ve iyileşmenin hızlanması gibi tesirler ortaya çıkarmıştır. (Annals of Internal Medicine 2000; 132: 903- 910) </font></u></i></b><br />
Dua ettiğinizde, yaratılan iyileştirici enerji hedefine ulaşıyor ve tesirini gösteriyor. Ateist düşünürlerden Dan Barker, bu durumu, plasebo yani hastaları iyileştireceği telkini ile verilen kimyevî tesiri olmayan boş ilaçların tesiri olarak tarif ediyor. Duayı dinleyen ve isteneni yaratan Tanrı olmasa bile, aynı tesirlerin kendini sevdiklerine bağlı hisseden her hastada ortaya çıkacağını savunuyor. <br />
Dr. Franklin Loehr gibi araştırmacılar, bu teze itiraz ettiler. <b><font color="blue">Eğer dua bitkilere ve hatta cansızlara da tesir ediyorsa,</font></b> ateist Dan Barker’in iddiası doğru olamazdı. <b><font color="blue">Nitekim bir grup bitki için olumlu, diğer grup bitki için de olumsuz dua yaptılar.</font></b> Olumlu dua yapılan bitkilerin her defasında daha hızlı filizlendiğini ve daha gür yetiştiğini tespit ettiler. Ardından canlı bitkiler yerine, onları sulamada kullandıkları cansız suya dua edip üflediler. Dua edilen suyla beslenen bitkilerin filizlenmesi dua edilmeyen suyla beslenenlerden daha canlı ve hızlı gerçekleşiyordu. Bu deneyleri defalarca tekrarladılar ve hep aynı neticeyi aldılar. Bu durum, dua ile akan enerjinin, sadece insanların sağlıklarında değil, canlı bitkilerin ve cansız maddelerin üzerinde de tesirli olduğunu ispatlamaktadır.<br />
 <i><u><b>Detay için, (Debra Williams, “Scientific Research of prayer: Can the power of prayer be proven?”, http: /www.plim.org)’a bakılabilir. </b></u></i><br />
“Müminin mümine en iyi duası nasıl olmalıdır?” sorusuna Bediüzzaman Hazretleri 23. Mektup’ta “Kabul sebepleri dairesinde olmalı. Çünkü, bazı şartlar dâhilinde dua makbul olur. Kabul şartlarının toplanması nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Bu cümleden olarak: Dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra makbul bir dua olan salavât-ı şerîfeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve sonunda yine salavât getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua, makbul olur. Hem ona gıyaben yani onun yokluğunda, arkasından dua etmeli. Hem hadiste ve Kur’an’da gelen mesûr dualarla dua etmelidir.” <br />
Daha sonra bunlara; dünya ve âhirette sıhhat ve afiyet isteme hem dünya ve âhirette hasene isteyip cehennem azabından korunmayı dileme gibi câmi dualarla dua etmeyi, hem hulûs, huşû ve hulûs-ü kalp ile dua etmeyi, hem namazların sonunda, bilhassa sabah namazından sonra, hem mübarek mevkilerde, bilhassa mescitlerde, bilhassa meşhur mübarek gecelerde, hem Ramazan’da, bilhassa Kadir Gecesi’nde dua etmeyi ilave ederek, bunların kabule yakın olacağının Rahmet-i İlahiye’den kuvvetle ümit edildiğini beyan ediyor.<br />
 <br />
*Makbul dualardan biri de, müminin, mümine gıyabında yaptığı duadır. <br />
 <br />
*Onun için en azından sevdiklerimizin bir listesini yapıp onların hiç haberi yokken onlar için bol bol dua edelim... Cenab-ı Hak dualarımızı kabul etsin... Âmin. <br />
________________________________________<br />
<b>*Müminin mümine duası nasıl olmalıdır?</b> <br />
________________________________________<br />
Makbul dualardan biri de, müminin, mümine gıyabında yaptığı duadır. Çünkü dua yapan insanın, yaptığı duada bir menfaati veya bir beklentisi yoktur. Bu sebeple ihlaslı ve samimidir. Herhangi bir beklenti olmadan, sırf mümin kardeşini düşündüğü ve onun ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılan dua inşallah kabul edilir. Zaten O (c.c), Peygamberimizin ifadesi ile, “kendisine el açan hiç kimsenin elini boş çevirmez.” <br />
<br />
<b>Dua ederken dikkat edilecek konular:</b><br />
<br />
Duâ edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir duâ olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duânın ortasında bir duâ makbul olur.<br />
<br />
* Hem bizahri’l-gayb, yani gıyaben ona duâ etmek,<br />
<br />
* Hem hadiste ve Kur’ân’da gelen me’sur duâlarla duâ etmek; meselâ,<br />
<br />
“Allahım, Senden kendim ve onun için dünyada ve âhirette af ve âfiyet istiyorum.” (en-Nevevî, el-Ezkâr, 74; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1: 517.)<br />
<br />
“Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver. Ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru.” (Bakara Sûresi, 2: 201.) gibi câmi duâlarla duâ etmek<br />
<br />
* Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble duâ etmek,<br />
<br />
* Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,<br />
<br />
* Hem mevâki-i mübarekede, hususan mescidlerde,<br />
<br />
* Hem Cumada, hususan saat-i icabede,<br />
<br />
* Hem şuhur-u selâsede, hususan leyâli-i meşhurede,<br />
<br />
* Hem Ramazan’da, hususan Leyle-i Kadirde duâ etmek, kabule karin olması rahmet-i İlâhiyeden kaviyyen me’muldür.<br />
<br />
O makbul duânın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut duâ olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, duâ kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Bkz. Mektubat, 279<br />
<a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&amp;aid=2675" target="_blank">http://www.sorularlaislamiyet.com/su...ticle&amp;aid=2675</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/duanin-gucu-308/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vitaminler-2</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/vitaminler-2-307/</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 21:56:42 GMT</pubDate>
			<description>Merhaba değerli dostlar; 
    
  Geçen yazımda sizlere A vitamininden bahsetmiştim. Bu yazımda ise; E vitamininin öne çıkan faydalarından ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Merhaba değerli dostlar;<br />
   <br />
  Geçen yazımda sizlere A vitamininden bahsetmiştim. Bu yazımda ise; E vitamininin öne çıkan faydalarından ve bulunduğu bitki türlerinden bahsetmek istiyorum.  <br />
   <br />
   <br />
  Takip ettiğim kaynaklardan edindiğim bilgilere göre;<br />
   <br />
  E vitamini, diğer ismiyle tokoferol; günde 100 IU alındığında analjezik etki göstermektedir. Günde iki kere 300 IU alındığında kadınlarda antiPMS(adet öncesi sendromuna karşı), kan çökelmesini önleyici, 2000 IU alınırsa alzeymıra karşı etki gösterir. <br />
   <br />
  Erkekler günde ortalama 1000 mg alırlarsa göğüs ağrılarını önler. Antiaging özelliği vardır. İnsülin kıtlığını gidermekte ve kan şekerini düşürerek antidiyabetik özellik göstermektedir.  Günde 600 mg. Alındığında taş önleyici özelliğinden faydalanılır. <br />
   <br />
  Kalp sağlığı için günde 100-200 IU alınmalıdır. Güçlü bir antioksidandır. Günde 300 mg alınırsa erkeklerde spazm çözücü etki gösterir. Kan çökelmesini ve pıhtılaşmayı önlediği için, hemofili hastaları dikkatli kullanmalıdır. <br />
   <br />
  Prostat, göğüs ve kolon kanserlerine karşı koruyucu olarak kullanılabilir. Günde 3 defa 70 mg alındığında erkeklerde ülser önleyici etkisi ispatlanmıştır. Bağışıklık sistemini uyarıcı etkiye sahiptir. Damarları genişletici özellikte olup, kolesterol seviyesini de düşürmektedir.<br />
   <br />
  Deri iltihaplarına iyi geldiği gibi, bronşit için de yardımcı olarak kullanılabilir. Herpes cinsi virüsleri yok ettiği görülmüştür. Antienflamatuvar etkisinin yanında karaciğer koruyucu özelliği de bulunmaktadır.<br />
   <br />
  E vitaminin en fazla bulunduğu tür ay çekirdeğidir.<br />
  1 gram ayçiçeği (<i>Helianthus annuus</i>) çekirdeğindeki E vitamini oranı 34 mg. dır. Ayçiçeği yağı tüketirken bir daha çok şükredin.<br />
   <br />
  1 gr semiz otunda (<i>Portulaca oleracea</i>) 2,3 mg E vitamini bulunur.<br />
   <br />
  Ekmeklik buğdayda (<i>Triticum aestivum</i>)bu oran yaklaşık 2 mg&#8217; dır. <br />
   <br />
  E vitamini oranı; su ıspanağının (<i>Ipomoea aquatica</i>)  yapraklarında  yaklaşık olarak 1g/1kg&#8217; dır.<br />
   <br />
  Keten (<i>Linum usitatissimum</i>) tohumunda bulunan tokoferol oranı 4,7 mg/100 gr dır.<br />
   <br />
  Bir kg. biber (<i>Capsicum annuum</i> veya <i>C. frutescens</i>)tüketirseniz ortalama 24 mg E vitamini almış olursunuz.<br />
   <br />
  Muzda (Musa x paradisiaca) bu oran 11 mg&#8217; dır. <br />
   <br />
  Bezelye (<i>Pisum sativum</i>) ve mercimekte (<i>Lens culinaris</i>)ise 20 mg. dolaylarındadır.<br />
   <br />
  Yukarıdaki verileri kullanacak olursak;<br />
   <br />
   200 gr. taze ayçekirdeği tüketildiğinde yeni oluşabilecek taşların önüne geçmiş olursunuz. Bunun yanında ülseratif lezyonlarda azalma görülecektir. <br />
  <br />
<br />
 Biyolog Mustafa ERSÖZ<br />
   <br />
<br />
<br />
  NOT: Bu bilgilerin hazırlanmasında Dr. Duke&#8217;nin veritabanından faydalandım. Pratikte uygulamadım, sadece teorik bilgilerdir.</div>


<!-- attachments -->
	<div style="margin-top:10px">

		
			<fieldset class="fieldset">
				<legend>Eklenmi&#351; Resmin önizlemesi</legend>
				<div style="padding:1px">
				
	<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/attachments/44d1264974994-vitaminler-2-ay-cekirdegi.jpg" target="attachment" rel="Lightbox" id="attachment44"><img class="thumbnail" src="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/attachments/44d1264974994t-vitaminler-2-ay-cekirdegi.jpg" border="0" alt="Resmi ger&#231;ek boyutunda görmek i&#231;in t&#305;klay&#305;n.

Resmin ismi:  AY ÇEKİRDEĞİ.jpg
Görüntüleme: 5
Büyüklü&#287;ü:  37,2 KB (Kilobyte)" /></a>
	&nbsp;
	

				</div>
			</fieldset>
		
		
		
		

	</div>
<!-- / attachments -->
]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bio. Mustafa ERSÖZ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/vitaminler-2-307/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan Sonsuza Kadar Yaşamak İster, Ahiret ise Sonsuzdur.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/insan-sonsuza-kadar-yasamak-ister-ahiret-306/</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 11:49:29 GMT</pubDate>
			<description>İnsan sonsuzluğa göre ayarlıdır. Sonsuz yaşamak ister. Güzelliklere, nimetlere sonsuz kere sahip olmak ister. 
 
Fakat bir bakar ki, hiç beklemediği,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Palatino Linotype">İnsan sonsuzluğa göre ayarlıdır. Sonsuz yaşamak ister. Güzelliklere, nimetlere sonsuz kere sahip olmak ister.<br />
<br />
Fakat bir bakar ki, hiç beklemediği, hiç anlayamadığı şekilde ömrü geçiyor. Nimetler tükeniyor. Güzellikler elinden gidiyor.<br />
<a href="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/attachments/43d1264938546-insan-sonsuza-kadar-yasamak-ister-ahiret-ff.jpg" rel="Lightbox" id="attachment43" ><img src="http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/attachments/43d1264938546t-insan-sonsuza-kadar-yasamak-ister-ahiret-ff.jpg" class="thumbnail" border="0" alt="Resmi ger&#231;ek boyutunda görmek i&#231;in t&#305;klay&#305;n.

Resmin ismi:  ff.jpg
Görüntüleme: 10
Büyüklü&#287;ü:  28,6 KB (Kilobyte)" style="margin: 2px" /></a><br />
İnsan, yaşlanmayı istememesine rağmen bedeni hiç durmadan daha kötüye, daha eskiye doğru gider. Ruhu taptaze, genç ve dinamik olduğu halde bedeni bir süre sonra pek çok şeyi yapamaz hale gelir, tüm enerjisini ve niteliğini kaybeder.<br />
<br />
En verimli olduğunu zannettiği bir dönem içinde bir de bakar ki gençliğini kaybetmiş, sağlığını yitirmiş, hiç anlamadan onlarca yılı tüketmiş.<br />
<br />
Bunu insanın yadırgamasının bir sebebi vardır. Bunun nedeni, Allah'ın insanı sonsuz yaşama içgüdüsü ile yaratmış olmasıdır. İnsan, sonsuz bir yaşama ayarlıdır. Bu nedenle yaşlanmayı, zamanla eskiyip yıpranmayı kabul etmek istemez. Ölüm ile her şeyin sona ereceği fikrini kabul edebilmesi, bu fikre alışkın yaşayabilmesi mümkün değildir.<br />
<br />
Dolayısıyla insan sonsuzluğa ayarlıdır. İşte bu gerçek, ahiretin varlığının en büyük delillerinden biridir. Sonsuzluğa ayarlı olan insan ruhunun yegane yaşam alanının bu geçici dünya olması mümkün değildir. Şuurlu bir insanın, ölüm ile biteceğini düşündüğü dünya hayatında rahat ve huzur içinde, sabırlı bir şekilde ölümü bekleyerek yaşayabilmesi imkansızdır. İnsanın bu dünyada rahatlık ve huzur içinde yaşayabilmesini sağlayacak olan şey, Allah'ın var olduğunu, Allah'ın kendisi için ahirette sonsuz bir yaşam yaratmış olduğunu bilmesi, buna inanıyor olmasıdır.<br />
<br />
Allah insanda içgüdü vesilesi ile çeşitli beklentiler ve istekler yaratmıştır. Sevgi, şefkat, merhamet, acıma gibi içgüdüler dünyada tatmin edilecek şekilde var edilmiştir. Sevimli bir bebeğin, küçük bir köpek yavrusunun merhamet ve acıma duygularını şiddetle tatmin etmesi, dostluk, sevgi ve güvenin sürekli ihtiyaç olarak yaratılması gibi, sonsuzluk da bir içgüdü olarak vardır. İnsanda bu isteği yaratan Yüce Allah, bu isteğin karşılığını da yaratmıştır. Bu güçlü isteğin tatmin yeri dünya olamayacağına göre, insanın ahirete göre yaratılmış olduğu kesindir.<br />
<br />
Bu, insanın ahiretin varlığını anlaması için yaratılmış, ruhunda kesin olarak yaşadığı, açık ve teknik bir gerçektir. İnsan, ölüm ile yok olup gitmeyeceğini, ölüm ile bitecek bir dünya için yaşayıp ömrünü tüketmeyeceğini bilip akledebilecek bir şuurda yaratılmıştır. Yalnızca birkaç dakika düşünmesi bile, bunu anlaması için yeterli olacaktır. O halde, asıl varılacak yerin ahiret olduğu kesindir. Ve ahiret, insanların sonsuz cennet ve cehenneme sunuldukları yer olacaktır. Aklı başında bir insanın bu gerçeği görerek varması gereken sonuç, dünya hayatının geçici bir imtihan yeri olduğunu bilerek, Allah rızası için ahirete yönelik yaşamasıdır. Çünkü cennet, Allah'ın Kendi rızasını kazanmış müminlere tüm nimetleri sonsuza kadar sunduğu sonsuz güzellikte bir yaşam iken; cehennem, azabın en şiddetlisinin sonsuza kadar yaşandığı, pişmanlığın fayda getirmediği, dehşetli bir yaşam olacaktır.<br />
<br />
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)<br />
<br />
<a href="http://www.ahiretvar.com" target="_blank">Devamı</a></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>biomer</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/biomer/insan-sonsuza-kadar-yasamak-ister-ahiret-306/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ben bir insanın rıza halindeyken kardeşliğine inanmam</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/ben-bir-insanin-riza-halindeyken-kardesligine-302/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 09:22:00 GMT</pubDate>
			<description>Fudayl ibn-i İyad Rh.A Hazretleri: 
  
“Ben bir insanın rıza halindeyken kardeşliğine inanmam, kızgınlık halinde kardeşliği esas kabul ederim, o...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Fudayl ibn-i İyad Rh.A Hazretleri:<br />
 <br />
“<font color="red">Ben bir insanın rıza halindeyken kardeşliğine inanmam, kızgınlık halinde kardeşliği esas kabul ederim, o zaman inanırım.</font> Ben onu kızdırdığım zaman... Ben onu kızdırdığım halde o kızmıyor mu, sabrediyor mu, sükût geçiyor mu, benim kötü davranışıma rağmen gene bir şey demiyor mu? Hah, demek ki sağlam arkadaşmış. Benim sinirlendiğimi anladı, hoş gördü. İşte iki gün sonra gelecek, sen o gün çok sinirliydin, ben sana cevap vermedim, ama haksızdın, şöyle olacaktı, böyle olacaktı diyecek. Yani asıl arkadaşlık bu durumda belli olur.”<br />
 <br />
(Prof. Dr. M. Esad Coşan Rh. A, Tasavvuf Sohbetleri Kitabından...)</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/ben-bir-insanin-riza-halindeyken-kardesligine-302/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine!</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/tukurun-zalimlerin-hayasiz-yuzlerine-301/</link>
			<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 12:10:23 GMT</pubDate>
			<description>Tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine! 
 
 
 Hem madem bir zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını katî ezecek bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine!<br />
<br />
<br />
 Hem madem bir zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını katî ezecek bir surette davransa, o yerdeki adam eğer o vahşî zalimin ayağını öpse, o zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden evvel ölür.<br />
<br />
Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur.<br />
<br />
Hem o canavar, vicdansız zalime karşı zaaf göstermekle, kendisini ezdirmeye teşcî eder. Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne tükürse, kalbini ve ruhunu kurtarır, cesed-i bir şehid-i mazlum olur.<br />
<br />
Evet, tükürün zalimlerin hayâsız yüzlerine!<br />
<br />
Bir zaman İngiliz devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul'u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin Başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu.<br />
<br />
Ben de o zaman Dârü'l-Hikmeti'l-islâmiyenin(bu günkü diyanet işleri) âzâsıydım. Bana dediler: &quot;Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelimeyle cevap istiyorlar.&quot;<br />
<br />
Ben dedim: &quot;Altı yüz kelimeyle değil, altı kelimeyle de değil, hattâ bir kelimeyle dahi değil, belki bir tükürükle cevap veriyorum. Çünkü, o devlet, işte görüyorsunuz, ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı, mağrurâne üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!&quot; demiştim. (Mektubat sh. 405)</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/tukurun-zalimlerin-hayasiz-yuzlerine-301/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>HARP OYUNLARI</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/harp-oyunlari-300/</link>
			<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 13:41:11 GMT</pubDate>
			<description>HARP OYUNLARI 
Harp oyunları zaten eğitim amaçlı imiş. Bunu canlı yayında bir emekli general söyledi. Yani askeri personel eğitiminin bir parçası da...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>HARP OYUNLARI<br />
Harp oyunları zaten eğitim amaçlı imiş. Bunu canlı yayında bir emekli general söyledi. Yani askeri personel eğitiminin bir parçası da harp oyunlarıdır.<br />
İyi de bu harp oyunlarında bir &#8220;kırmızı birlikler&#8221; birde &#8220;mavi birlikler&#8221; olur bunlar birbirleri ile savaşırlar. Kazanırlar veya kaybederler. Genellikle dost unsurlar olan mavi birlikler kazanır.<br />
Bu normal dış güçlerin herhangi bir ihlalinde böyle olmalı.<br />
Bir de savaş başlamış içeri sızmalar olmuş ve sıkı yönetim ilan edilmiş olsa o zaman farklı bir senaryo üretilir. Düşman unsurlar yani kırmızı birlikler cum&#8217;a namazı öncesi fatih cam,s,ne tahrip gücü yüksek bir bomba düzeneği yerleştirmiş, imam farzı kıldırıp cemaat kapıya yönelince patlatılacak. İstihbarat örgütlerimiz de bunun haberini almışlar. Yüzbaşı veya binbaşı x i bu olumsuzluğu bertaraf etmek üzere görevlendirirler. Aklın galeyana gelip taşkınlık yapmalarını önlemek için de sürekli bilinçlendirme çalışması yapılır. Zaten savaş ortamındayız. Mevcut hükümetimize ve emniyet asayiş güçlerine destek olalım. Topyekün bu belayı def edelim diye. Bu arada çeşitli camilerde ve kalabalık yerlerde tedbirlerin arttırılması yönünde mevcut hükümetten destek istenir falan.<br />
Ama birde ne görelim. Kulaklarıma inanamadım. Fatih camisi &#8220;bombalanacak&#8221; halk galeyana getirilecek, Askeri müze tahrip edilecek, Beyazıt Camii bombalanacak&#8230;.  İyide burada düşman unsur yokki!! Burada hep biz varı. Ve bizim asker bizi bombalıyor. Bizim hükümeti yıpratıyor. İyi de arkadaş bu ordu bizim ordumuz bizi vurunca yunan askeri üzülmez ki. Bayram yapar. Geriye ne kaldı.<br />
 Nemi kaldı? Sen bunlar benim külahıma anlat o belki dinler kaldı. Siz kimi kandırıyorsunuz? Karşınızda yedi yaşında çocuk olsa size&#8221; amca bu bombayı koyanlar yunan askerimi yoksa Türk askerlerimi?&#8221; diye sorar. En azından bir anlam veremez.  <br />
 Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu. Bu nasıl diktatör ise darbe planları havada uçuşuyor. Halen seyrediyor. Sivil diktatörden bahsediyorum canım</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>kenan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/harp-oyunlari-300/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hz. Hızır var mı ve  hayatta mı?</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/hz-hizir-var-mi-ve-hayatta-298/</link>
			<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 10:24:38 GMT</pubDate>
			<description>Sual; 
Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar? 
Elcevap: Hayattadır. Fakat...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sual;<br />
Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?<br />
Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.<br />
<br />
Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.<br />
<br />
İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, &#8220;makam-ı Hızır&#8221; tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır&#8217;dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.<br />
<font face="verdana"><b>Herşey aslına çeker</b><br />
<br />
</font><font face="verdana"><br />
<font size="2">Bir padişah Hızır&#8217;ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı:<br />
<br />
-Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım,dedi. <br />
<br />
Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: <br />
<br />
-Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz. <br />
<br />
Adamın karısı kanaatkar biriydi:<br />
<br />
- Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten, dedi. <br />
<br />
Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: <br />
<br />
-Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim, dedi. <br />
<br />
Padişah buna çok kızdı: <br />
<br />
-Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi? diye bağırdı. <br />
<br />
Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu. <br />
<br />
Birinci vezire sordu:<br />
<br />
-Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim? <br />
<br />
-Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım. <br />
<br />
Bu sırada peyda olan, nurani bir genç, vezirin sözleri üzerine söyle dedi: <br />
<br />
-Küllü şeyin yerciu ila aslihi<br />
<br />
Padişah ikinci vezirine sordu: <br />
<br />
-Bu adama ne ceza verelim? <br />
<br />
-Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım. <br />
<br />
Biraz önce ansızın ortaya çıkan genç yine: <br />
<br />
-Küllü şeyin yerciu ila aslihi, dedi.<br />
<br />
Padişah üçüncü vezire sordu: <br />
<br />
-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli. <br />
<br />
Nurani genç yine söze karıştı: <br />
<br />
-Küllü şeyin yerciu ila asıhı<br />
<br />
Bu defa padişah o çocuğa yöneldi: <br />
<br />
-Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir? <br />
<br />
Genç cevap verdi: <br />
<br />
-Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk doldururdu. O da babasına çekti. Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz &quot;Herkes aslına çeker&quot; demektir. <br />
<br />
Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu.<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır Aleyhisselam nasıl görülür?</font></font><br />
<br />
<br />
<font face="verdana"><font size="2">Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmî'de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm'ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmî'ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş.<br />
<br />
- Neye bakarsın hâtun?<br />
<br />
-Dediler ki, bu câmîde her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim. <br />
<br />
-Peki onu görsen nasıl tanıyacaksın?<br />
<br />
-Bilmem.<br />
<br />
-O zaman buradan geçse, sen onu tanıyamazsın.<br />
<br />
-Doğru, nasıl da akıl edemedim.<br />
<br />
-Bak öyleyse, sana onu nasıl tanıyacağını öğreteyim.<br />
<br />
-Olur<br />
<br />
-Arkamdaki câmîyi görüyor musun?<br />
<br />
-Evet<br />
<br />
-Işıklarına bak. Söndü mü şimdi?<br />
<br />
-A evet, söndü.<br />
<br />
- Şimdi bir daha bak, ışıklar tekrar yandı mı?<br />
<br />
-Baktım. Evet şimdi de yandı. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Peki öyleyse. İşte aynı böyle, arkasında duran câmînin ışıklarını olduğu yerden kıpırdamadan yakıp söndüren birisini görürsen, işte o Hızır'dır.</font></font><br />
<font size="2"><font face="verdana">-Doğru mu?<br />
<br />
-Doğru</font><br />
</font><font face="verdana"><font size="2">          <br />
-Hay Allah râzı olsun, demiş ve kadın beklemeye devâm etmiş. Fakat tabiî herkes dağıldığı halde, târife uygun kimse çıkmamış. Bizimki de mahzun eve dönmüş. Kocası sormuş:<br />
<br />
-Gördün mü Hızır Aleyhisselâm'ı?<br />
<br />
-Yok, göremedim.<br />
<br />
-Vah vah.<br />
<br />
-Olsun, göremedim ama, nasıl görülür çok iyi öğrendim.</font></font><b><font color="#006600"><br />
</font></b><br />
<b><font color="#006600"><font color="#000000"><font size="2">Hızır ve Gelin</font></font></font></b> <br />
<font face="verdana"><font size="2">1930'lu yıllar. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kışdan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tektük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış  bitmeden tükenir giderdi. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni  gelin, beyini gurbete Samsun'a göndermiş. O da o kış yaylada kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açari. İhtiyar bir adam selam verir ve: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir  iki kaşık bal verirmisin? <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Meryem gelin düşünmez bile, Allah rızası değil mi der, dibinde üç dört kaşık bal kalmış olan kavonozu getirir , onun da yarısını ihtiyar'a verir. İhtiyar: <br />
- Allah razı olsun kızım, artsın eksilmesin der. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Meryem, kavanozu koymak için geri döner. Kavanozun ağzını kapatayım derken birde ne görsün, kavanoz ağzına kadar bal ile dolu. Meseleyi anlar, kapıya koşar, kar ile dolu yaylanın uçsuzluklarına bakar. Ne bir insan vardır ne de kar da bir iz. Gelen Hızırdır. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Aradan üç dört ay geçer, her gün bal yediği halde kavanoz her seferinde ağzına kadar bal ile doludur. Sırrını hiç  kimseye açmaz. Yaza doğru beyi gurbetten gelir. Beyine her öğün bal verir. Bal bitmez, hem ancer balı olacak, bütün kış kalacak birde her öğün kaşık kaşık yenecek, bal bitmeyecek. Beyini merak sarar, sorar, cevap alamaz. Beyi en sonunda: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Ne olur beni  seviyorsan söyle ne oluyor. bunda bir iş var. <br />
</font></font><br />
<font size="2">Meryem dayanamaz ve  ağzı kapalı kavonozu da alır ve olayı anlatır. Kavanozu açıp işte bak ağzına kadar dolu demek istediğinde bir de ne görsün? <br />
</font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Kavonozun dibinde iki kaşık bal kalmış. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Evet, gerçek yaşanmış  bir olay... Belki  sizin başınıza da geldi, belki  gelebilir. Meryem'in kavonozundaki  bal bitmeyecekti. Sizin de belki  cebinizdeki  araba parasını verdiğiniz bir ihtiyar ardından elinizi her cebinizdeki cüzdana attığınızda tükenmeyecek para... Ama sakın ha. Sakın ha. Hızır ile karşılaştığınızı ve sırrınızı kimseye söylemeyin....</font></font><br />
<font color="#000000"><font face="verdana"><b><font size="2">Hızır Geliyor</font></b> </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hoca, medresede ders verirken talebenin biri bazen ayağa kalkar. Hoca sebebini  sorar. Talebe: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Efendim Hızır geliyor da ondan.</b> <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hoca: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Ben niçin göremem?</b> <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Talebe : <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Sorayım efendim</b>, deyip tekrar geldiğinde sorar. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır Aleyhisselam'ın: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Hocan süsü ile çok uğraşıyor. Medreseye gelirken ayna önünde, cübbe sarık şöyle mi yakıştı, böyle mi yakıştı, diye fazlameşgul oluyor. bu gibi haller manevi terakkiye manidir</b>, buyurduğunu hocaya bildirdiği günden itibaren, ayna karşısına geçmeyi terkedip, süslenmekten uzak kalan hoca efendinin, sarığı eskiyip sallanmaya başaldığından &quot;<b>Saçaklı Hoca</b>&quot; ismi verilmiştir. (Rahmetullahi Aleyh) </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Terakk-i maneviye mani olan zinetten uzak kalmalı. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hatıratım, Ali Erol</font></font><br />
<b><font size="2">Hızır olduğunu söylerim</font></b><br />
<br />
<font face="verdana"><br />
</font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına  kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş  dolmakta...</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-<b> Uyuyacaksın</b>, der. Adam: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Uyumam, beni rahat bırak</b>. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Uyuyacaksın dedim</b>, der. Adam: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- <b>Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.</b> </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Cevap gelir: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden... </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Allah sevdiklerinden etsin... Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak..<i>.</i> </font></font><br />
<b><font size="4">Hızıra söyle</font></b><br />
<font size="4"><br />
</font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Bediüzzaman Saidi Nursi Emirdağ veya Afyon hapishanesi'nde yatarken, bir gece Konya'nın Ladik kasabasına Ahmed Ağa'nın yanına geldi. </font><a href="http://www.biriz.biz/evliyalar/ea0882.htm" target="_blank"><font size="2">Ahmed Ağa</font></a><font size="2">'nın yanında o anda sadece oğlu Zekeriya vardı.<br />
<br />
Bediüzzaman tayy-i mekan ederek gelmişti. Ahmed Ağa'nın odasının eşiğinde, ellerindeki kelepçeyi ve ayaklarındaki zincirleri çözdü, içeri girdi:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Bu çıksın, dedi, <br />
Zekeriya'dan ötürü, konuşacaklarım var...</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Mahzuru yok kardeşim, yabancımız değildir, oda duysun .., dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Bediüzzaman: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ahmed Ağa, üstada Hızıra söyle, tahammülüm kalmadı, dedi.<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Olur, söyleyelim kardeşim Said, dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman tekrar anında kelepçeyi ellerine zincirleri ayaklarına takarak geri döndü.<br />
<br />
Bir müddet sonra aynı şekilde Bediüzzaman yine geldi ve:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Söyledin mi Ahmed Ağa?... Ne oldu netice? diye sordu.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Söyledim kardeşim Said, söyledim, dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Bediüzzaman:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ne dedi Üstad? diye sordu.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Sabretmeni söyledi, dedi.<br />
<br />
Bediüzzaman bu cevabı alınca, bu defa kapıdan değil, pencereden çıkıp gitti. Yine elleri kelepçeli, ayakları zincirli idi.<br />
<br />
Şimdi söyle bir sorulsa, hem tayy-i mekan edebiliyor, hapishaneye girip çıkabiliyor, kelepçelerini çözüp takıyor. Hemde hapishaneden çıkmak için Hazreti Hızır'dan yardım istiyor... Bu nasıl oluyor diye bir soru akla gelebilir.<br />
<br />
Evliyalar bu güce sahiptirler. o kuvvet ve o  tasarruf ellerinde var ama, izin almadan kullanamazlar. İşte Bediüzzamanda o  tasarruf kendisinde olduğu halde üstadı Hızır'dan izin almadan kullanamamıştır.</font></font><br />
<font face="verdana">Kaynak : Ladikli Ahmet Ağa, Mustafa Özdamar</font><br />
<b><font size="4">Hızırı görmek istiyorum</font></b><br />
<font size="4"><br />
</font><font face="arial narrow"><font face="verdana"><font size="2">Vaktiyle, saf-temiz bir adam, Hazreti Hızırı görmek derdine düşmüş. Ona birileri:<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Filan çöle gideceksin filan istikamete doğru  yürüyeceksin, işte oralarda  bir yerlerde Hızır'ı  görebilirsin, demiş.<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">O da inanmış, o çöle gitmiş ve o istikamete doğru yüürmeye başlamış. Gariban adam çölde epeyce yürümüş. Bir müddet sonra birisiyle karşılaşmış:<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Selâmun aleyküm...<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Aleyküm selâm.<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Hayırdır, yolculuk nereye kurban? demiş karşılaştığı adam.<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Ben Hızır'ı görmek istiyorum. bu çölde bu istikamete gidersem görebleceğimi söylediler.... Gidiyorum işte....<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Peki Hızır'ı görünce tanıyabilecek misin?..<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">Saf adam:<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Vallahi, o hiç aklıma gelmedi demiş.<br />
</font></font></font><br />
<font face="arial narrow"><font size="2"><font face="verdana">- Üzülme... Ben sana tarif edeyim: Benim gibi kara kuru, seyrek sakallı bir adamdır.<br />
<br />
</font><font face="verdana">- Eyvallah kurban demişler ve birbirlerinin tersine yürümüşler.</font><br />
<br />
<font face="verdana">Çok geçmeden aklı başına gelmiş, geri dönmüş ama, kara kuru seyrek sakallı Hızır (a.s.) sır olup gitmiş.</font><br />
<br />
</font><font face="verdana"><font size="2">Adamcağız kulağını kaşımış ve...<br />
<br />
</font></font><font face="verdana"><font size="2">- Hay Allah, kaçırdık.&quot; demiş. Hızır'ı kaçırdığını anlamış.<br />
</font></font></font><br />
<br />
<b><font color="#000000"><font size="4"><font face="times new roman">İnsanların en bilgini</font><br />
</font></font></b><font size="4"><br />
</font><font face="verdana"><font size="2">Musa (a.s.) Beni İsrail'e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, <br />
<br />
&quot;İnsanların en bilgini kimdir?&quot; diye soruldu:<br />
<br />
-Benim, diye cevap verdi. <br />
<br />
Cenab-ı Hak, <br />
<br />
&quot;Allahulalem (yani en iyi bilen Allah'tır)&quot; demediği için Musa'yı azarladı. Ve: <br />
<br />
&quot;İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir&quot; diye ona vahyetti.<br />
<br />
Hz. Musa (a.s.):<br />
<br />
-Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine:<br />
<br />
&quot;Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır&quot; dendi. </font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (a.s.) ve hizmetçisi bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Sabah olunca Hz. Musa (a.s.) hizmetcisine: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk, dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hizmetçi:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti, dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Musa (a.s.): <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">&quot;Bizim aradığımız orasıydı&quot; dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.<br />
<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (a.s.) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır (a.s.) ona:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Senin bu yerinde selâm ne gezer!</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ben Musa'yım.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Benû İsrail'in Musa'sı mı?</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Evet.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın! dedi. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hz. Musa (a.s.):</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Tamam! dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hz. Musa ve Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (a.s.)'ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır (a.s.), gidip, geminin tahtalarından birini deldi. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hz. Musa (a.s.) ona:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın! dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ben sana, &quot;benimle bulunmaya sabredemezsin&quot; demedim mi? dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hz. Musa:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma! ricasında bulundu.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.):</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş! dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin! diye Hızır (a.s.), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Ama bu birinciden de şiddetli idi&quot; dedi ve ilave etti:<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın, dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek: &quot;Eğilmiş&quot; diyordu. Onu doğrulttu. <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hz. Musa (a.s.) ona:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin! dedi.</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Hızır (a.s.), Hz. Musa'ya:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereceğim, dedi.<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Resûlullah (s.a.s) bu ara ilave etti:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">-Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır'la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ravi devam ediyor: Resûlullah (s.a.s) buyurdular ki: <br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">&quot;Birinci (soru)su Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa'ya, &quot;Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir.&quot;<br />
</font></font><br />
<br />
<br />
Kaynak: Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, İlm 16, 19, 44, İcare 7, Şurût 12, Bed'u'l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Müslim, Fedail 170, (2380); Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3148); Ebu Davud, Sünnet 17, (4705, 4706, 4707)<br />
<br />
<b><font size="4">Nasıl bir Hızır bekliyordun</font></b><font size="4">?<br />
<br />
</font><font face="verdana"><br />
<font size="2">Akşehir Kaymakamı </font><a href="http://www.biriz.biz/evliyalar/ea0882.htm#nasil" target="_blank"><font size="2">Ladikli Ahmed Ağa</font></a><font size="2">'ya:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı!..</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş:</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">- Oğlum, nasibse görürsünüz inşallah! demiş.<br />
</font></font><br />
<font face="verdana"><font size="2">Ahmed Ağa'nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar... Kaymakam  sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haliyetiyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış Kaymakam, kapıda bir adam:<br />
<br />
-Biseciii! Bise alırmısınız efendiii?<br />
<br />
Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.<br />
<br />
Ne desin Kaymakam?<br />
<br />
- Ne bisesi be adam? Biseyi ne yapayım ben?<br />
<br />
- Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de... Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını:<br />
<br />
- Biseciii! Bise alan, katran alan...<br />
<br />
Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bise mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti... Fesûbhanallah! çekmiş.<br />
<br />
Bir müddet sonra tekrar Ladik'e gittiği zaman:<br />
<br />
- Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:<br />
<br />
- Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.<br />
<br />
Kaymakam şaşkınlık içinde:<br />
<br />
- Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:<br />
<br />
- Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Biseci geldi mi?<br />
<br />
- Geldi?<br />
<br />
- Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?<br />
<br />
- Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edecem ona Hacı Babam?<br />
<br />
- İçeceksen sen iç cigarayı oğlum! Cigara seni içmesin!... Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse... Gördün işte gayrı... Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de... demiş ve teselli etmiş Kaymakamı, Ahmed Ağa, ama.... Kaymakam epey eyvah çekmiş tabiii..<br />
<br />
<b><font face="Verdana">O Kendini tanıttı</font></b><br />
</font><font face="Verdana">Kânûnî, bir gün kayıkla Boğaz&#8217;da gezmeye çıkmıştı. Ortaköy hizâsına gelince kıyıya yanaşıp, bir adam göndererek Yahyâ Efendiyi çağırttı. O da yanında bir ahbâbı ile gelip kayığa bindiler. Birlikte giderlerken, Yahyâ Efendinin ahbâbı, devamlı olarak Kânûnî&#8217;nin parmağında bulunan çok kıymetli bir yüzüğe bakıyor ve bu bakış dikkati çekiyordu. Kânûnî bu hâli farkedince, parmağındaki o kıymetli yüzüğü çıkarıp;</font><br />
<font face="Verdana">-Siz gâliba, bunu merak ettiniz, alıp daha yakından, bakıp inceleyiniz, dedi. <br />
</font><br />
<font face="Verdana">O zât yüzüğü aldı. Evirip çevirdikten sonra, denize atıverdi. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunanlar çok hayret ettiler. Biraz sonra o kişi inmeği arzu etti</font><br />
<font face="Verdana">Bir müddet gittikten sonra, o zât inmek istediğini bildirince, <br />
</font><br />
<font face="Verdana">Pâdişâh kayıkçıya;</font><br />
<font face="Verdana">-Kıyıya yanaş,dedi.</font><br />
<font face="Verdana">Kayık kıyıya yanaştı. O zât, ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultana uzattı. Avucunda biraz önce denize attığı yüzük vardı. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunan herkes, yine çok hayret ettiler. Kânûnî, elini uzatıp yüzüğü alınca, o zât birdenbire gözden kayboluverdi. <br />
</font><br />
<font face="Verdana">Kânûnî, Yahyâ Efendiye dönüp; <br />
</font><br />
<font face="Verdana">-Ağabey, ne oluyor, bu olanlar nedir ki? dedi. <br />
</font><br />
<font face="Verdana">O da; <br />
</font><br />
<font face="Verdana">-Efendim gördüğünüz, Hızır aleyhisselâm idi, dedi. <br />
</font><br />
<font face="Verdana">Bunun üzerine Kânûnî; <br />
</font><br />
<font face="Verdana">-O hâlde, bunu ne için, daha önce demediniz, bizi niye tanıştırmadınız?&#8221; deyince, <br />
</font><br />
<font face="Verdana">Yahyâ Efendi;</font><br />
<font face="Verdana">  -O kendini, tanıttı hükümdârım, lâkin siz tanımakta, geç kaldınız hünkârım, buyurdu.</font><br />
<br />
</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/hz-hizir-var-mi-ve-hayatta-298/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Minaredeki Şarkı</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/minaredeki-sarki-296/</link>
			<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 14:19:21 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Said Nursi'nin 'minaredeki şarkı' tepkisi 
Son Şahitler'den Hafız Enver Ceylan Bediüzzaman'ın Türkçe ezana olan tepkisini anlatıyor 
 
Son...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Said Nursi'nin 'minaredeki şarkı' tepkisi<br />
Son Şahitler'den Hafız Enver Ceylan Bediüzzaman'ın Türkçe ezana olan tepkisini anlatıyor<br />
<br />
Son Şahitler'den Hafız Enver Ceylan anlatıyor:<br />
<br />
&quot;Bediüzzaman'ı ilk ziyaretim 1952'de Akşehir Palas Otelinde olmuştur. Yedeksubaylığını yapan bir ziraat mühendisi de beraberimdeydi.<br />
<br />
&quot;Bediüzzaman bana dedi ki:<br />
<br />
&quot;Nerede olursanız olun namazınızı ihmal etmeyin. Siz zabit (subay) olduğunuz için diğer erler de sizden cesaret bulur ve onlar da kılarlar. Vakit bulamazsanız farz namazlarını kılınız.<br />
<br />
&quot;Mühendis arkadaşla konuştuktan sonra, Üstad bana döndü, mesleğimi sordu, müezzinlik yaptığımı söyledim.<br />
<br />
&quot;Üstad bir anda kaşlarını çattı:<br />
<br />
&quot;O şarkıyı siz de söylediniz mi?'<br />
<br />
&quot;Üstadın ne demek istediğini anlayamamıştım. Anlayamadığımı ifade edince, Üstad bu defa:<br />
<br />
&quot;Minarelerde söylenen o şarkıyı...'<br />
<br />
&quot;Türkçe ezanı kasdettiğini anlamıştım. Çok utandım ve sıkıldım, mahcup ve suçlu bir halde:<br />
<br />
&quot;Evet... Malesef! diyerek cevap verdim.<br />
<br />
&quot;Bu defa Üstad eski bir hatırasını anlattı:<br />
<br />
&quot;Bir talebem vardı. Bu  yeni uydurma ezan çıktığı vakit bana geldi. Yeni ezan  okuyayım mı, yoksa müezzinliği bırakayım mı?' dedi.<br />
<br />
&quot;Ben düşündüm... Bu muhlis kardeşim, bu vazifeyi bıraksın mı? Eğer bu vazifeyi bırakırsa, yerine bir fasık gelip, kendi isteğiyle okuyacak. Cahilliğinden bu ezanı hak bir şey zannedecek. O zaman kalbime şu geldi ve ona dedim ki: Sen müezzinliği bırakma. Minareye çıktığın vakit, kendi duyacağın kadar ezanın aslını oku. Aslî ezanı bitirdikten sonra onların istediklerini söyle. O zaman zaruretten dolayı, ezanın aslını okumuş ve tercümesini de duyurmuş olursun.'<br />
<br />
&quot;Üstadın anlattıklarını dikkatle dinliyordum. Müezzin olarak ben de böyle yaptığımı söyleyince Üstad çok memnun oldu.<br />
<br />
&quot;Öyleyse kurtuldunuz' diye bildirdi...<br />
<br />
&quot;Üstad devamla:<br />
<br />
&quot;Ben bu hususu Hamdi Efendiye de(Akseki) bildirdim. Ezanı bu şekle çeviren, bir ilândan ibaret zannediyorlar. Halbuki böyle değildir. Ezan-ı Muhammedî bir ilânat değildir. O divaneler bilmiyorlar. Şayet öyle olsaydı, her millet kendi lisanına  göre 'namaza gelin' diye çağırırdı. Halbuki bu ezan asr-ı saadetten beri  öyle devam ediyor. Bu ilâ-yı kelimetullahtır. İmanın esasını günde beş defa dünyaya ilân etmektedir. İslâmin şeâiridir. Bu şeâir, farzlar kadar  ehemmiyetlidir.'<br />
<br />
Allah azze ve celle bizleri ezansız,bayraksız bırakmasın...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/minaredeki-sarki-296/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bediüzzaman&#8217;ın Suriye müjdesi]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-suriye-mujdesi-295/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 09:38:41 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bediüzzaman&#8217;ın Suriye müjdesi 
28 Aralık 2009 Pazartesi 06:45 
Önceki gün akşam üstüydü. Telefonum çaldı. Telefonda İhsan Kasım El Salihi vardı....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bediüzzaman&#8217;ın Suriye müjdesi<br />
28 Aralık 2009 Pazartesi 06:45<br />
Önceki gün akşam üstüydü. Telefonum çaldı. Telefonda İhsan Kasım El Salihi vardı. İhsan Kasım Ağabeye Abdülkadir Badıllı Ağabey misafir olarak gitmiş. Güzel bir sohbet etmişler, Badıllı ağabey bir hatıra anlatınca o anda İhsan Ağabey heyecanlanmış ve bunu hemen Risale Haber&#8217;de yayınlamak üzere beni aramış. <br />
İhsan Ağabey telefonda bana diyor ki: &#8220;Abdurrahman kardeş Badıllı Ağabey şimdi bizden çıktı. Suriye ile ilgili bir hatıra anlattı. Mutlaka yayınlanması lazım, zamanıdır.&#8221; <br />
&#8220;Peki ağabey&#8221; dedim telefonu kapattım. Badıllı Ağabey&#8217;i aradım. Geçmişte benim Badıllı Ağabey&#8217;le bir röportajım vardı. Risale Haber okuyucuları bilirler. O zaman Badıllı Ağabey bana bir söz vermişti. İstanbul&#8217;a geldiğinde bana misafir olacaktı. Ben de ondan güç alarak Badıllı Ağabey&#8217;e:<br />
&#8220;Ağabey sizin bana borcunuz var. Siz borcunuza sadık değilsiniz&#8221; dedim. Benim bu şımarıklığıma Badıllı Ağabey tebessümle cevap verdi ve &#8220;İnşallah dua et kardeş borcuma sadık olayım. Yılbaşından sonra geleceğim artık sana borcumu ödeyeceğim&#8221; dedi.<br />
&#8220;İhsan Kasım Ağabey Üstad&#8217;la aranızda geçen Suriye ile ilgili bir hatıra olduğunu söyledi. Onun için aradım&#8221; deyince Badıllı Ağabey anlatmaya başladı:<br />
&#8220;Yıl 1958 idi. Ben Bediüzzaman&#8217;ı Isparta&#8217;da ziyaretine gittim. Ders yapıldı sohbetler yapıldı. Biraz rahatladıktan sonra dedim ki: <br />
&#8220;Üstadım ben Sizi Urfa&#8217;ya götürmeye geldim.&#8221; <br />
Üstad Hazretleri bana dedi ki: <br />
&#8220;Kürdoğlu, ben Urfa&#8217;ya gelmem. Çünkü Urfa&#8217;ya gelirsem siyasete karışırım.&#8221; <br />
&#8220;Üstadım Urfa ile siyasetin ne alakası var&#8221; diye sorunca, Üstad, &#8220;Kürdoğlu, Suriye ile Türkiye birbirinden ayrı. Bir tarafta Suriye bir tarafta Türkiye. Onlar böyle ayrı kaldıkları müddetçe ben rahatsız olurum. Ben onları birleştirmeye çalışırım. Aradaki sınırları kaldırmaya çalışırım ve bu da siyaset olur. Siyasete karışmış olurum. Onun için ben Urfa&#8217;ya gelmeyeceğim.&#8221;<br />
Abdülkadir Badıllı ağabey bu hatırayı anlattıktan sonra Türkiye ile Suriye arasında vizelerin kaldırılmasını, yakında da sınırları kaldırma hedefinin olduğunu anlatınca Badıllı Ağabey&#8217;in cevabı şu oldu: <br />
&#8220;Neden hayret ediyorsunuz? Bunu Bediüzzaman söylemedi mi ki? Bediüzzaman&#8217;ın söylediği şey muhakkak tahakkuk edecektir. O bugünün ve geleceğin bütün reçetelerini bize Kur&#8217;an eczane-i kübrasından tefsir ederek bırakmadı mı?  Bediüzzaman bir gün dedi ki, &#8216;Ma ketebtu illa ma şahettu.&#8217; Yani, <b>ben hiçbir şeyi görmeden yazmadım</b>. Bediüzzaman&#8217;ın beşaretleri zamanı geldikçe tahakkuk ediyor.  Tiflis&#8217;te &#8216;medresemin planını yapıyorum&#8217; dediği zaman İslam alemi parça parçaydı. Ama Üstad, o gün Tiflis&#8217;teki medresesinin planını yapıyordu. Evet bugün Tiflis&#8217;te, Gürcistan&#8217;ın birçok şehrinde, Rusya&#8217;nın birçok şehrinde, Moskova&#8217;nın göbeğinde onlarca medresesi var Bediüzzaman&#8217;ın.&#8221;<br />
Aslında Badıllı ağabeyin anlattığı bu hatırayı bu ilk yayınlamamız değil; zira daha önce Badıllı ağabeyle yaptığım röportajda da anlatmıştı fakat o gün böyle bir olay uzak göründüğü için bizi bu kadar heyecanlandırmamıştı. <br />
Badıllı Ağabey&#8217;in söylediği bir şey daha var. &#8216;&#8216;Bu bayramdan önce yirmi gün kadar Suriye&#8217;de kaldım. Bugünkü cumhurbaşkanının babası Hafız Esad oğlu Beşşar Esad&#8217;a o zaman demiş ki, &#8216;Oğlum ben yanlış yaptım. Türkiye&#8217;yle aramı hep gergin tuttum. Sakın sen bunu yapma. Sen Türkiye&#8217;yle aranı düzelt.&#8221; <br />
Acaba bugün Türkiye ile Suriye&#8217;nin arasının güzel olması bundan mıdır? Yoksa Türkiye&#8217;deki yönetimin Türkiye etrafındaki diğer ülkeleri düşman görmemesinden midir? Hafız Esat&#8217;ın oğluna söylediğinde hakikat payı olabilir. Türkiye bundan çok değil 7-8 sene öncesine kadar Suriye, Irak, İran, Yunanistan, Rusya ile düşmandı. Neden acaba? Gerçekten onlar mı aralarını bizimle gergin tuttular? Yoksa biz mi onlarla düşman olduk? Aslında yıllarca Türkiye&#8217;nin başına gelmiş yanlış kişilerin Türkiye&#8217;yi yanlış yönetmelerinden ve ırkçılık denen anayasal düşmanlıktan dolayı kendimize vehmi düşmanlar üretmişiz. Şükür ki bugün düşmanlıklar aradan kalkıyor, komşularımızla aramız düzeliyor. Sadece aramız düzelmiyor, sınırlarımız da düzeliyor. <br />
Badıllı ağabey son yaptığı ziyaretinde Suriye&#8217;de &#8220;Yakında Suriye ile Türkiye arasında giriş çıkışların nüfus cüzdanıyla olacağının&#8221; konuşulduğunu da anlattı.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-suriye-mujdesi-295/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NUR'A KARŞI BALTA ÇEKEN YOBAZLARIN: AĞAÇ ZAFERİ ! ?]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/nura-karsi-balta-ceken-yobazlarin-agac-294/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 22:51:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[NUR'A KARŞI BALTA ÇEKEN YOBAZLARIN: AĞAÇ ZAFERİ (http://www.saidnur.com/album/katran.jpg) ! ? 
 
Dört ay önce idi. 30'u aşkın yabancı ülkeden çeşitli...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>NUR'A KARŞI BALTA ÇEKEN YOBAZLARIN: <a href="http://www.saidnur.com/album/katran.jpg" target="_blank">AĞAÇ ZAFERİ</a> ! ?<br />
<br />
Dört ay önce idi. 30'u aşkın yabancı ülkeden çeşitli dallardan bilim adamları, iki otobüse dolup gelmişlerdi Barla'ya. Çam Dağı'na, oradan da Bediüzzaman Hazretleri'nin talebesi olan Ali İhsan Tola ile görüşmek için Senirkent'e...<br />
<br />
Bediüzzaman ve Risale-i Nurları hakkında, İstanbul'da beşincisi düzenlenen Uluslararası Sempozyum'a bildiri sunmak için gelmişlerdi ülkemize, sonra da okudukları eserlerin yazıldığı yerleri, Bediüzzaman'ın yaşadığı şartları merak ettiklerinden; Isparta, Barla ve oradan da Çam Dağına çıkmışlardı. Bu profesörleden birisi aynı zamanda bir üniversete rektörü idi. Ve ben bu rektörün kendi ağzından &quot;Bu yıl üniversiteye Risale-i Nurları ders kitabı olarak koyacağım.&quot; dediğini işittim. İşte böyle bir müfessirin her yıl, üç ay bir ağaç üzerinde yaşaması, dünyanın neresinde olursa olsun, kim olursa olsun; orijinal bir hadise idi.<br />
<br />
Bu Hazret-i Mevlana'nın eserlerini okuyup da merakını gidermek, ruhunu yâd etmek maksadıyla insanların Konya'ya gitmeleri gibi bir şeydir. <br />
<br />
Beziüzzaman'ın eserlerinden istifade edenlerin de Barla'ya gitmeleri...<br />
<br />
İşte bu ziyaret beldelerinden olan Çam Dağı'ndaki, Bediüzzaman Hazretleri'nin yazları üç ay üzerinde yaşadığı, Allah'a dua ve ilticada bulunduğu bir Katran, bir de Çam Ağacı vardı! Vardı diyorum. Çünkü; artık Allah'ın bir kuluna kuş gibi yuvalık yapan o ağaçlar şimdi yok. Bu karda-kışta birileri erinmemiş-üşenmemiş, Çam Dağı'nın tepesine çıkıp motorlu ağaç testeresiyle hususi o iki ağacı kesmişler...<br />
<br />
( Daha önce çok defa kesme teşebbüsleri olmuş. Her defasında bir inayet o ağaçları korumuştu. Ağaçların üzerinde şahit olarak pek çok balta yarası vardı. Demek vadeleri yetince, teşebbüs amacına ulaşmış. Tıpkı; Bediüzzaman Hazretleri'nin hayatında 18 defa şiddetli zehirle zehirlendiği halde ölmeyip de, vadesi yetip, vazifesi tamam olunca, bünyedeki zehrin kana karışıp vefat etmesi gibi....)<br />
<br />
Bundan tam kırk sene evvel, 27 Mayıs İhtilali'nin hemen akabinde Bediüzzaman Hazretleri'nin Urfa'daki mezarı ve naaşıda böyle bir tecavüze uğramıştı. O'na; hayatında rahat-huzur vermeyenler, şahsından ve kitaplarından alamadıkları kin ve intikamlarını, mezarını yıkıp-parçalayarak, cesedini kaldırıp-kaybederek almak istemişlerdi.<br />
<br />
Yine, İhtilalin birinci gününde, radyoda 7.30'da inkılap duyurulur. Saat yedi buçuğu beş geçe ise; Barla'da, evinin önünde bulunan büyük Çınar Ağacı'na dua etmek için çıktığı merdiven,bu karanlık güçler tarafından kırılarak kaldırılır.<br />
<br />
Bu ağaç kesme işi de bir parça onlara benziyor. Sanki; kitaplarına bir kusur bulamayanlar, fikir ve davasını çürütemeyenler, hınçlarını elsiz-ayaksız ve savunmasız mezardan, naaşından, kendi yaptırdığı mescidinden ve üzerinde dua ettiği ağaçlardan çıkarıyorlar gibi...<br />
<br />
Gibi diyorum. Çünkü olaya başka türlü bir izah bulamıyorum. Geçmiş olayların izi, bizi bu işte de derinlere götürüyor. Zaten devlet koruması altındaki orman ağacının kesilmesi işini aydınlatmak vazifesi de devlete düşüyor. Bu hadise fail-i meçhul kalırsa, ister istemez diğer fail-i meçhuller gibi aynı adrese fatura edilir. Bakalım Orman idaresi, olayın faillerini bulup orman kanunlarını tatbik edebilecek mi? Yoksa, Hukuk devletinde, orman kanunlarıyla iş yapanlar derin bir sessizlikle mi karşılayacak?<br />
<br />
Acaba cahil, kandırılmış çobanların ya da çocukların bir işi olabilir mi? Bir insan ne kadar Bediüzzaman'a kızarsa kızsın, bu karda-kışta, fırtınada dağın tepesine bu iş için çıkmayı göze alır mı? Kar bastırmadan ağaçları kesip, kimse görmeden ta ertesi bahara kadar olayın 'kim vurduya' gitmesini kim planlayabilir?<br />
<br />
Neticede iki ağaç kesilmiş, Bediüzzaman'dan kalan iki hatıra yok edilmiş. Peki, bunu yapan adamlar Nur Risalelerini ortadan kaldırmadıktan, kaldıramadıktan sonra, böylesi çocuk oyuncağı gibi tecavüzlerle ne elde edebilirler ki? Ne yani? Barla ve Çam Dağı'nı da coğrafyadan silmeyi mi deneyecekler? Bediüzzaman; &quot;Küfrün bel kemiğini kırmışım. Bir daha belini kaldırıp doğrulamaz!&quot; diyor. &quot;Sizin dinsizleriniz de dahil olduğu halde Avrupa'nın bütün dinsiz feyleoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm!&quot; diyor.<br />
<br />
Demek, beli kırılanların cBediüzzaman'ın karşısına ilimle, fikirle, akıl-mantıkla çıkmaya gücü yetmeyen gizli din düşmanı mihrakların gücü, ancak ağaçlara yetiyor. 70 yıldır yetişen İslam ağacını kesme, bölme, parçalama, yakma, yıkma dışında bir şey yapmamış olanlar, ortaya Risale-i Nurlar gibi bütün dünya dillerine çevrilmiş evrensel bir eser çıkaramamış olanlardan, başka ne beklenir ki?<br />
<br />
Var mı yetiştirdikleri Bediüzzaman çapında evrensel bir düşünür, ilim, fen ve sanat adamı? Milyonlarca insanın kitaplarını satır-satır okuduğu bir mütefekkir? Adına enstitüler kurulan, eserleri yabancı üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan müellif, müfessir, mütefekkir? Ortaya bir eser koymak, bir enternasyonal iş başarmak; emek ister, himmet ister, zeka ister, inayet ister. Zor iştir; yetiştirmek.<br />
<br />
Kesmek, kırmak, bölmek, yakıp-yıkmak ise çok kolaydır. Bir Bediüzzamanın'ın eserlerine, yetiştirdiklerine, bir de karşı çıkanların ellerindeki baltalara, kullandıkları metotlara bakıp kıyaslarsanız, kimin galip olduğunu hemen anlarsınız. Dinsiz, anarşist, ateist, yabancı uşağı nesiller yetiştirenlerin gücü; beyinlere, ruhlara, kaplere değil; ancak korumasız ağaçlara, hatıralara balta çekmeye yeter... Hala daha Bediüzzaman'ın Kürtlüğüne, olmayan Kürtçülüğüne takılıp kalmış kafaların ufku, çapı, kabiliyeti işte bu kadar... İrtica savaşçılarının sırf yeşil diye, işi ağaçlara saldırmaya kadar vardıracakları, doğrusu kimsenin aklına gelmezdi...<br />
<br />
&quot;Efendim, o ağaca tapıyorlardı!&quot;<br />
<br />
Madem öyle; Bediüzzaman'ı ve eserlerini çürütmek için bundan daha iyi delil mi olur? İspatlarsın o iddia ettiğin tapınmayı, bitirirsin işini. Bu kadar uğraşmana ne gerek var? Bütün ömrü; &quot;Allah'dan başkasına tapmayın!&quot; demekle geçen birisi için böylesi bir iddiaya hangi ahmak inanırsa!?<br />
<br />
(<b>Kendisi ölümlü olanın, üstünde oturduğu ağaç ölümsüz olur mu hiç?</b> Kim demiş o ağaçlarda kutsallık var diye? Öyle olmuş olsa idi, her ziyarete giden bir parça kopararak çoktaaan kökünü bitirirlerdi. Bir mübarek olayın hatırası, tarihe bir canlı şahit idi o ağaçlar. Şimdi milyonlarca fotoğraf ve kartpostallarda yaşayacaklar. Belki de zalim bir devrin sessiz sembolü olarak dünyaya tanıklık edecekler. Bu işi kimler yaptıysa; bence ellerindeki baltayı taşa bile değil, kendi başlarına vurdular... Bıraksalar, tabii ömrünü tamamlayıp, yıkılıp gidecek bir ağaçtan, bir dönemin karakter ve kafa yapısını gösteren sembol bir şahit çıkardılar. Artık bundan sonra; Allah'a açılmış bir el şeklindeki ağaç resimlerini, maketlerini, simgelerini her yerde görebiliriz. Allah'ın dünyadaki bir misafirine yuvalık yapan bir ağaç, ancak bu yolla, bu kadar ölümsüz ve meşhur olabilirdi. Tebrikler...<br />
<br />
İşin kader boyutuna gelince; Peygamberimize (s.a.v) Mekke dışında bir büyük ağacın altında Medineli bir gurup Müslüman; &quot;Seni; canımız, malımız bahasına ölünceye dek korumak için Allah'a söz veriyoruz!&quot; diye biat ediyorlar. Bu olay, Allah'ın hoşuna gidiyor ve onlara büyük mükafatlar vaad eden ayetler iniyor. Daha sonra, bu biat olayında bulunan sahabeler, her sene aynı ağacın altında buluşup, o biat hatıralarını yad ediyorlar. Bu Hz. Ömer devrine kadar sürüyor. Ondan sonra devam etmiyor. Çünkü; Bu sahabelerin, bir kutlu olayın yıl dönümünde hatıra tazelemek olarak yaptıkları işi, sonradan gelenler ve dışarıdan bakanlar nazarında olayın aslını bilmedikleri için; O ağacın zatında bir kutsiyet var. diye düşünmeye, zannetmeye başlıyorlar... Vakıa bu hale gelince, Hz. Ömer R.A da o Samra ağacını kestiriyor...<br />
<br />
İşte, -Allah-u Alem- Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden hatıra kalan o iki ağacın başına gelenler de böylesi bir kader cilvesi olsa gerek!<br />
<br />
Bundan sonra Barla'ya, Çam Dağı'na gelen yerli ve yabancı ziyaretçilere ne denilecek? O ağaçların eski halinin fotoğrafları gösterilip: &quot;Bakın böyle idi. Sonra kestiler!&quot;<br />
<br />
Kimler kesti?<br />
Güçü ağaçlara yeten fikir fukaraları... Yakıp-yıkmaktan başka bir mahareti olmayan zeka hadımları... İlahi rahmetten nasipsiz hırçın ruhlar... Bu millete huzuru çok gören hain mihraklar... Camii yakıp; Aleviler yaktı!, Cem evini silahla tarayıp; Sünniler yaptı!, solcu öldürüp; sağcılara, polisi tarayıp; örgütlere yıkmaya çalışan aşağılık provakatörler... Giydirilmiş kütükler... Yabancı emellerinin, yerli uşakları... vs. vs... Ne bilelim kimlerin kestiğini? Bir hırsız gibi gizli-kapaklı kaçak işler yaptıklarına göre; icraatlarına sahip çıkacak değerli ve şerefli insanlar değillermiş demek ki!... Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Katilin rütbe-i aklı görünür cinayetinde!<br />
<br />
Aslında; ne mezarını tahrip edip cesedini kaybedenlerin; Bir vasiyeti yerine getirdiklerinden haberleri var; ne de ağacını kesenlerin Bir büyük iradenin, -kaderin- hükmünü icraa ettiklerinden... Bunlar; İlahi senaryonun kötü adam rollerini gönüllü oynayan birer artist den başka bir şey değiller... Zavallılar; rollerinin İlahi senaryo ile sınırlı olduğunu bile bilemiyorlar. <b>Nur'a karşı baltalarla savaşa çıkıyorlar. Bunları gördükten sonra; Yel değirmenlerine karşı mızraklarla savaşa çıkan Donkişota gülebilir misiniz?</b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/nura-karsi-balta-ceken-yobazlarin-agac-294/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BAL ARILARININ KIŞLIK BAKIMI</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bal-arilarinin-kislik-bakimi-293/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 14:15:12 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bu sitenin Arıcı'lık Uzmansel danışmanı olmam sıfatıyla tarafıma gelen sorulardan dolayı aşağıda bahsetdiğim konuları yazma zorunluluğu kendimde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu sitenin Arıcı'lık Uzmansel danışmanı olmam sıfatıyla tarafıma gelen sorulardan dolayı aşağıda bahsetdiğim konuları yazma zorunluluğu kendimde hissetdim.Öncelikle en çok sorulan sorulardan birisi Arılı kovanlara kaç çıta bal bırakılacağı: Öncelikle bu iş Bölgelere göre değişir.Kışı sert geçen  Karasal iklimli bölgelerimizde 10 çıta arıya 8 çıta,yani17-18 kg bal bırakılmalıdır.Bu bırakılan bal yanında koloniye çıta üzerine; kapakla bez arasına 1 kğ lık ince poşetler içerisine konmuş arıyemi yada kek konmalıdır.ARIYEMİ YADA KEK HAZIRLANMASI:Öncelikle beyaz toz şeker ince şekilde  çektirilir ve ince bir elekten geçirilir,yani elenir. Daha  sonra 4 kg pudra şekerine 1 kg süzme çiçek balı ilave edilir.Bu İşlem bir Leğen yada kazanda yapılır.Bu karışıma isteğe göre vitabiol yada arıvit adlı vitaminler ile süt tozu ve soya unu karıştırılabilir ve İyice yoğurulur.Hazırlanan bu karışım sıcak bir ortamda yapılırsa daha iyi olur.İstek halinde bu karışıma,kıvama göre bal ilave edilebilir.Ancak kıvamın katı olması önerilir.Eğer katı hamur kıvamından ince ve akıcı olursa kovan içine akma tehlikesi bulunduğundan,koloniye akarak zarar verebilir.Hazırlanan bu kek yada arı yemi uygun bir havada koloniye verilir.Burada dikkat edilecek bir diğer husus da;hazırlanan karışımın poşet içine konduktan sonra,poşetin apzı sıkıca bağlanır yada düğümlenir.Elle bastırılarak yassı hale getirilir,bıçakla yandan bir kaç çizik atılır.Kovana kek konulduktan sonra bez örtülür.Bez üzerine bir,kaç kat gazete kağıdı konulmasında yarar vardır.Ancak ara,sıra bu gazetelerin kontrol edilerek rutubetli gazetelerin değiştirilmesi önerilir.Öte yandan sonbaharda alınan kavaralardaki polenler kazınarak bu kek içerine konulmasında da yarar vardır.Kışı ılıman geçen bölgelerde fazla bal bırakılmasına ihtiyaç yoktur.Ancak;Karasal bölgelerde ki kek oranı burada en az 3 yada 4 kat artırılması önerilir.Eğer koloni 15 yada üzeri ise bu işi makinayla yapılması önerilir.Bazı vilayetlerimizde hazır kek yapan imalatcılar bulunmaktadır.Burada kek hazırlatılması zaman işgücü bakımından tavsiye edilir.Diğer bir Konu VAROA mücadelesidir.Bu sitede bahsedildiği ve bilindiği üzere Varoa;Bal arılarının Kan ve Lenf sıvılarıyla beslenen bir parazit dir.Bu Parazit'in en büyük tehlikesi yumurtalarını bal arısı yavru gözlerinde üremesidir.Bu parazit geç baharda ve yazın genellikle erkek arı yavru gözlerini tercih eder.Bu nedenle bilinçli arıcılar tuzak hazırlayarak,bu parazitle mücadele de büyük avantaj sağlarlar.Bu tuzak için boş bir arı çıtası ele alınır ve üstden bir yada 2 cm. mum bağlanır.Daha sonra bu hazırlanan çıta kuvvetli kovanlara verilir.Bu çıta kontrol edildiğinde,bal arıları takılan ince peteği takarak örerler ve erkek arı gözleri oluştururlar.Oluşturulan bu göze ana arı tarafından erkek arı yumurtaları bırakılır.5. günün sonunda bu çıta kovandan alınır,Petek çıtadan kesilerek alınır ve kaynayan suya atılarak mücadele tamamlanır.BU işlem 3 yada 4 kez yapıldığında ve erkek arı gözleri imha edildiğinde parazit epeyce azaltılır.Öte yabdan arılıkların konulduğu yerin tabanın beton olması ve yerden 50cm yükseklikte olması,ilaçlamadan sonra zeminin tazyikli suyla yıkanması da önerilir.Kovan dip tahtasının geçmeli oluşu,hem temizlik,hemde ilaçlama da ölen yada yarı baygın varoa'ların ve petek kırıntısı gibi atıkların temizlenmesi açısından da faydalıdır.Ancak bu tip kovanlar gezginci arıcılar tarafından tercih edimemektedir.Vaora mücadelesinde erken ilkbahr ve geç sonbaharda yapılması önerilir.Bundan amaç nektar akışının başlamadan yapılmasıdır.Ülkemizde Tarım Bakanlığından ruhsat almış pek çok ilaç mevcutdur.Bu ilaçların reçetesi üzerinde yzaıldığı gibi kullanılması,takılan konularda ilgili veteriner hekim yada sitedeki uzmansel bölümünden sorulması önerilir.Ancak bazı izlenimlerde özellikle hobi olarak  bir kaç kovan arı besleyn kardeşlerimizde yoğun şekilde varoa bulaşık kovanlara rastladım.Koloniyi kurtarmak amacıyla ilaç kullanmasını önerdim.Ancak kovanda bulunan bal'ın kesinlikle tüketilmemesini önerdim.En önemli husulardan biriside Bakanlıkca ruhsatlı ilaç yada preparatların kullanılması mutlaka önerilir.Aşırı sıcak ve soğuk havalarda ilaçlama yapılması kovan ve arı sağlığı açısından zararlıdır.Son yıllarda bu sitede bahsetdiğim Kekik yağı içerikli preparatlar sevindirici bir durumdur.Ancak;Parazit'in bu maddelere bağaşıklık kazanmaması için,ilkbahar ve sonbaharda yapılan ilaçların dönüşümlü olarak yani değişik etken maddeli ilaçlar kullanılması önerilir.Başta arıcı kardeşlerimiz olamk üzere tüm çiftci kardeşlerimize bereketli yıllar dileğimle,sağlıklı ve mutlu günler sizlerin olsun,selam ve dua ile.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bal-arilarinin-kislik-bakimi-293/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>TASARRUFLU OLMAK</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/tasarruflu-olmak-292/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 07:30:06 GMT</pubDate>
			<description>Öncelikle hepinize sağlık ve mutluluk dileklerimle satırlarıma başlıyorum.Efendim ben yazar değilim.Ancak;kendimce gördğüm ve fikrimce toplumun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Öncelikle hepinize sağlık ve mutluluk dileklerimle satırlarıma başlıyorum.Efendim ben yazar değilim.Ancak;kendimce gördğüm ve fikrimce toplumun pençesine düştüğü bir hastalık olan israf,tasarruflu olmak konusunu işlemek istiyorum.Günümüzde Batı toplumunu istila eden ve bizede bulaştı vede bu hastalık hiç de öyle geçeceğe benzemiyor.Ancak;ufak,tefek önlemlerle ve çocuklarımza vereceğimiz basit eğitimlerle bunun önüne bir nebze geçilebilir düşüncesindeyim.Bilindiği üzere İSRAF dinimizcede haram kılınmıştır.Öte yandan Anadoluda yaygın olan "Yılan bile toprağı perhizle yalamış" sözü çok manidardır.Eskiden pantalonlara süvari dikilir,Çamaşırlar ve gömleklere hatda çoraplara bile yama atılırdı.Ayakkabılara pençe atılırdı.Şimdi bakınız site ve apartman önlerindeki çöplüklere  ekmek ve yiyecek dolu.Ne kadar tezat bir durum??.Bir yanda açlıktan ölen veya bir lokma ekmek arayan dünya insanı öte yanda çöplükte et,ekmek,salam,sosis ve benzeri yiyecekler!!.Bir yanda su gibi içilen içkiler ve besili obez insanlar,öte yanda kumun üstünde açlıktan kıvranan yada çöplüklerden yiyecek toplayan insanoğlu tezat,tezat,tezat...Atalarımız biri yer öteki bakar,kıyamet ondan kopar demişler.Nerede Ömer Adaleti??Herkesin kapısında son model arabalar,yerli olmaz canım!! İllaki Yabancı olacak,Parfümümüz FDransadan olacak,Affedersiniz kilotumuz da yabancı olacak haa...Matmazel yada Sör Havai adalarına yılbaşı tatiline gidecek ancak;ömrü boyunca çalışarak üç,beş kuruş biriktirerek Hacca gidecek vatandaşa"Kardeşim bırakınız bu cahil adetini" diyen lümpenlere ne diyelim???Nerdeyse tuvalete bile arabayla gidecek olduk.Ondan sonrada efendim akaryakıt pahalı!!İşin başka boyutu daha bu hareketsiz ve monoton hayatdan dolayı,başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere,stres ve çağın bir sürü hastalıkları ortaya çıktı.Bu yanlış alışkanlıklardan dolayı Terzi,kalaycı,ciltci vs gibi pek çokda meslek yok oldu,yada yok olmakta.Bir pantalona fermuar dikip kullanmak,yada gömleğin yakasını çevirip giymek işi bitdiii.Eskiden bayat ekmekler yağda kızartılır,üstüne pekmez dökülür ve çcuklara yedirilir yada papara veya tirit yapılırdı.Günümüzde ise marketlerde tost ekmeği yada galeta unu adında pek çok ekmek satılmakta bunlar pekela evlerde yaplabilir.Bayat ekmekler hafifce kızartılıp çekilerek galetea unu yada köfte içi yapılabilir.Çocukluğumuzda cips yerine tüketdiğimiz ekmeğin unla karıştırlmış yumurtaya bulanmış daha sonra yağda kızartılmış ekmekleri inanın özledik.Eskiden insan tersi bile değerlendirilirdi şimdi ise Bahcesi olanlar bile Kimyasal gübre almakta.Bunun yerine evsel atıkların değerlendirilmesi ve organik gübre yapılması neden düşünülmez anlaşılır gibi değil.Muslıklardan şakır,şakır su akıyor.Bu israf basit bir contayla halledilebilir.İnsan düşündükce pek çok çözümler üretebilir ancak bu iş başta Ebeveynlerere,Eğitimcilere ve İdarecilere düşmekte.Tasarruf işinide önce dediğimiz gibi"Balık baştan kokar" ata sözü mucibince üsten aşağı doğru dvam edip gelecek.Kamu kuruluşlarındaki makam araçları günbe gün artmakta,Lojman saltanatı ise ayrı bir dert,hastalık hastası olduk.Avuç,avuç ilaç kullanılmakta.Alınan ilaçların büyük bir kısmı çöpe gitmekte,öte yandan bu ilaçların insan vücuduna yaptığı tahribatıda tekrar düşünelim.Hiç umursamıyorum varsın bana:Cimri,pinti,nekes,kitibiyoz desinler.Bu başkalırından para dilenmektenden iyidir olsa gerek.Bu itibarla size sağlıklı günler dileğimle..</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/tasarruflu-olmak-292/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vitaminler-1</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/vitaminler-1-288/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 21:57:31 GMT</pubDate>
			<description>Sağlıklı bir şekilde hayatımıza devam edebilmek için vücudumuzun ihtiyaç duyduğu temel elementleri yeteri kadar almamız gerekiyor. Bunu yapabilmek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="&amp;quot">Sağlıklı bir şekilde hayatımıza devam edebilmek için vücudumuzun ihtiyaç duyduğu temel elementleri yeteri kadar almamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için de, ne kadar besin elementi varsa düzenli olarak tüketmeliyiz. Besin elementlerini kabaca 5 gruba ayırabiliriz. Bunlar; vücudumuzda enerji verici olarak kullanılan karbonhidratlar, yapım görevini üstlenen proteinler ve vücudumuz için karbonhidratlardan sonra enerji kaynağı olarak kullanılabilen, fazlası vücutta depo edildiği zaman bir takım sorunlara yol açan yağlardır. Bunların yanısıra mineraller ve vitaminlerden de temel besin elementleri kadar olmasa da, eser miktarda besinlerle birlikte almak zorundayız. </font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Değerli okurlarım; size vitaminlerden bahsetmek istiyorum. Yaygın olarak duymakta olduğumuz vitamin çeşitleri, bulunduklar bitki türleri ve vücudumuza olan faydaları&#8230;</font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Bilim çevreleri vitaminleri suda ve yağda eriyenler olmak üzere iki sınıfa ayırmışlardır. Bunlardan suda eriyenler;  B vitamini türevleri ve C vitaminidir. Yağda eriyenler ise;  A, D, E ve K vitaminleridir. </font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">A vitamini deyince aklıma hemen turuncu renkli bitkiler geliyor. Havuç, balkabağı, portakal, mandalina vs&#8230; Bu türlerin ortak özelliklerinden bir tanesi; herbirinin de Beta karoten ihtiva etmeleridir. Beta karoten; vücudumuzda gerekli işlemlerden geçtikten sonra A vitaminine dönüşmektedir. Başka bir ifadeyle Beta karoten A vitamininin öncüsüdür. Beta karotenin yaratılış harikası olan vücudumuza olan faydalarını sıralayacak olursak;</font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Beta karotenin en belirgin özellikleri; </font><br />
  <br />
  <br />
  <b><font face="&amp;quot">Antiaging </font></b><font face="&amp;quot">dediğimiz geriye yaşlanma başka bir ifadeyle yaşlanma karşıtı ya da gençleşme&#8230;</font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Antiaging işlevi ağırlıklı olarak beta karotenin; <b>antioksidan</b>, <b>immunostimulant</b>(bağışıklık sistemini uyarıcı), <b>kanserden koruyucu, kanser önleyici</b>, <b>tümör önleyici</b>, <b>stres önleyici</b>, ve<b> antimutajenik</b> etkilerinden dolayı ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir insanın bağışık sistemi güçlü ise; anormal materyallere karşı vücut kendini rahatlıkla koruyabilecek ve zarar görmesi önlenecek, dolayısıyla daha genç kalacaktır. Anormal materyallerden kastım; zararlı bakterilerden tutunda, kanser özelliğindeki hücrelere, tümörlere kadar, çerve kirliliğinden ötürü maruz kaldığımız ağır metallere kadar vücuda zararı dokunan tüm oluşumlardır. Antioksidan etkiden tümör önleyici etkiye kadar yukarıda saydığım tüm aktiviteler bağışıklık sistemimizin güçlenmesini destekleyici vasıftadırlar. </font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Beta karoten bu faydalarının  yanısıra; allerjenik etki de gösterebilmektedir. <b>Adrojenik</b> yani erkeklik hormonlarının aktivitesini artırıcı etkisinin bulunduğu da söylenmektedir. <b>Acne</b> dediğimiz ergenlik çağındaki gençlerin yüzünde ortaya çıkan siyah noktalara karşı yok edici etkisi bulunmaktadır. </font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Beta karotenin en önemli özelliklerinden bir tanesi de <b>makula dejenerasyonunu önleyici</b> özellikte olmasıdır.</font><br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Erkeklerde günde 30-300  mg alındığı zaman <b>antifotofobik</b> etkisini göstermektedir. Yani bir nevi gözün, ışığa karşı dayanıklılığını artırmak için kullanılabilir.</font><br />
  <br />
  <b><font face="&amp;quot">Romatizma önleyici</font></b><font face="&amp;quot"> özelliği vardır. Günde üç defa onikişer miligram alındığında erkeklerde <b>ülserleri önleyici </b>etkisi ispatlanmıştır. </font><br />
  <br />
  <b><font face="&amp;quot">Göz kuruluğuna</font></b><font face="&amp;quot"> karşı faydalı olduğu kayıtlarda geçer.  Midevidir, mukus üretici etkisi vardır.</font><br />
  <br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">En fazla beta karotene <b>Gilaburu</b>&#8217;da rastlanıldığı kayıtlarda geçer. (<i>Viburnum opulus subsp. var. Opulus</i>) Yeşil bitkilerden semiz otunda (<i>Portulaca oleracea</i>), kuzu kulağında (<i>Rumex acetosa</i>) ve ıspanakta (<i>Spinacia oleracea</i>) oldukça fazladır.</font><br />
  <br />
  <br />
  <font face="&amp;quot">Bilim ve dua ile&#8230;</font><br />
  <font face="&amp;quot">Biyolog Mustafa ERSÖZ</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bio. Mustafa ERSÖZ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/vitaminler-1-288/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hocalar Risale-i Nur&#8217;a itiraz ederse&#8230;]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/hocalar-risale-i-nur-itiraz-ederse-287/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 08:16:10 GMT</pubDate>
			<description>*Bismillahirrahmanirrahim*  
 
*Aziz, sıddık, müstakim kardeşlerim,*  
 
*_Gayet ciddi bir ihtarla bir hakikati beyan etmeye lüzum var. Şöyle ki: ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><i><b>Bismillahirrahmanirrahim</b> <br />
<br />
</i><b>Aziz, sıddık, müstakim kardeşlerim,</b> <br />
<br />
<b><u><font color="#ff0000">Gayet ciddi bir ihtarla bir hakikati beyan etmeye lüzum var. Şöyle ki: </font><br />
</u></b><br />
&#8220;Gaybı Allah'tan başkası bilemez.&#8221; sırrıyla, ehl-i velayet, gaybî olan şeyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük bir velî dahi, hasmının hakikî halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini Aşere-i Mübeşşerenin mabeynindeki muharebe gösteriyor. Demek,<b><font color="#0000ff"> iki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer, bütün bütün zahir-i şeriate muhalif ve hatası zahir bir içtihadla hareket edilmiş ola. <br />
</font></b><br />
Bu sırra binaen &quot;Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenler...&quot; (Âl-i İmrân Sûresi: 3:134.) deki ulüvv-ü cenab düsturuna ittibaen ve <b><font color="#ff0000">avâm-ı müminînin şeyhlerine karşı hüsnüzanlarını kırmamakla, imanlarını sarsılmadan muhafaza etmek ve Risale-i Nur'un erkânlarının haksız itirazlara karşı haklı, fakat zararlı hiddetlerinden kurtarmak lüzumuna binaen ve ehl-i ilhadın iki taife-i ehl-i hakkın mabeynindeki husumetten istifade ederek, birinin silâhıyla, itirazıyla ötekini cerh edip ve ötekinin delilleriyle berikini çürütüp ikisini de yere vurmak ve çürütmekten içtinaben, Risale-i Nur şakirtleri, bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisille karşılamamalı. <br />
</font></b><br />
<font color="#00cc00"><u><b>Yalnız kendilerini müdafaa için musalahakârâne, medâr-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir. <br />
</b></u></font><br />
<b><font color="#ff0000">Çünkü <u>bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş.</u> Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor. <br />
</font></b><br />
İstanbul'da malûm itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan <b><font color="#0000ff">bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbâlarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. <u>Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidâl-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.</u></font></b> (Kastamonu Lahikası) <br />
<br />
<b>Bediüzzaman Said Nursi <br />
<br />
<u>SÖZLÜK:</u></b><br />
<br />
ADÂVET : Düşmanlık, kin. <br />
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE : Peygamberimiz(a.s.m)tarafından hayatta iken cennetle müjdelenen on sahabi.(Hz.Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe; Hz. Ömer;Hz. Osman; Hz. Ali; Hz. Talha; Hz. Zübeyr; Abdurrahman bin Avf; Ebû Ubeyde bin-il-Cerrah; Said bin Zeyd; Sa'd bin Ebî Vakkas) <br />
AVÂM-I MÜ'MİNÎN : Müminlerin geniş halk tabakası. <br />
BEYÂN : Açıklama; izah; anlatma. <br />
BİNÂEN : Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten. <br />
CERH : Çürütmek, yaralamak. <br />
DÜSTUR : Kaide, prensip, ölçü, ayar. <br />
EHL-İ DALÂLET : Doğru ve hak yoldan sapanlar, îmân ve İslâmdan çıkmış olanlar. <br />
EHL-İ HAK : Hak (doğru) yolda olanlar. <br />
EHL-İ İLHAD : Dinsizler. <br />
EHL-İ İRŞAD : Mürşidler, irşad ediciler. <br />
ENÂNİYET : Benlik, gurur. <br />
ERKÂN : Rükünler, esaslar. <br />
ETBÂ : Tâbi olanlar, uyanlar, birisinin idâresinde olanlar, bağlı olanlar, halk, yönetilenler. <br />
GAYBÎ : Gaybe âit ve onunla ilgili; hazırda olmayan, görünmeyenlere âit; âhirete âit. <br />
HAKİKAT : Gerçek. <br />
HASM : Muhâlif. Karşı taraf. Düşman. <br />
HİDDET : Öfke, kızgınlık, gazab. <br />
HODGÂM : Yalnızca kendini dert edinen. <br />
HUBB-U CÂH : Makam sevgisi. Şöhret düşkünlüğü. <br />
HUSÛMET : Düşmanlık. Kin beslemek. <br />
HÜSN-Ü TEVECCÜH : Güzel alâka ve sevme, güzel bulma. <br />
HÜSN-Ü ZAN : Güzel düşünme. <br />
İÇTİHÂD : Anlayış, kanaat; dinî bir meseleyi kitap ve sünnet gibi kaynaklardan çıkarmak için gayret gösterme. <br />
İÇTİNÂB : Çekinme, sakınma, kaçınma. <br />
İHTAR : Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme. <br />
İMÂ : İşâret etmek, işâretle anlatmak, işâret. <br />
ÎTİDÂL-İ DEM : Soğukkanlılık. <br />
İTTİBÂEN : Bağlanarak, uyarak. <br />
KÁMET : boy pos, endam, derece, mertebe. <br />
LÜZUM : Lâzım olmak. Gereklilik. <br />
MÂBEYN : Ara; iki şey arası. Sekreterlik. Özel kalem. <br />
MÂLÛM : Bilinen. <br />
MÂZUR : Özürlü olma, mâzeretli <br />
MEDÂR-I İTİRAZ : İtiraz sebebi. <br />
MEĞER : Halbuki Ancak, oysa ki, şu kadar ki. <br />
MEŞREB : Âdet, huy, yaratılış, ahlâk; takip edilen usûl, yol. <br />
MEZKÛR : Sözü edilen, zikredilen, bahsedilen. <br />
MUÂRIZ : Karşı, zıd, ters. <br />
MUHÂFAZA : Korumak. <br />
MUHÂFAZA : Korumak. <br />
MUHÂLİF : Uymayan, zıt olan, karşı duran. <br />
MUHAREBE : Savaşma, harb etme. <br />
MUKABELE-İ BİLMİSİL : Aynıyle mukabele etmek, karşılık vermek. <br />
MUSÂLÂHAKÂRÂNE : Barış içinde, barışarak. <br />
MÜBÂREZE : Çekişme, kavga, dövüş, mücâdele, çarpışma. <br />
MÜDÂFAA : Savunma. <br />
MÜSTAKÎM : İstikamette giden, doğru yolda olan. <br />
NEFS-İ EMMÂRE : Kötülüğü teşvik eden, emreden nefis. <br />
NİZA : Çekişme, kavga. <br />
REVAC : Sürüm. Kıymet, değer, geçerlik, makbuliyet. <br />
RÜESÂ : Reisler, başkanlar. <br />
SIDDIK : Doğruluğu meslek edinmiş <br />
SIRR : Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. <br />
SOFÎMEŞREB : Riyazet ve nefisle mücadele ile hakikate varmaya çalışan kimse <br />
SUKÛT : Değerden düşme, düşüş, alçalış. <br />
ŞERİAT : Doğru yol, hak din yolu; İslâm dini, İslâm'ın bütün hükümleri. <br />
ŞEYH : Tarikat dersi veren mânevî lider, mürşid. <br />
TÂİFE-İ EHL-İ HAKİKAT : Hakikat yolunda olanlar, gerçek yolunda olanlar grubu. <br />
TEHEVVÜR : Korkusuzca düşünmeden hareket etmek. Maddi ve manevi hiçbirşeyden korkmamak. Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi. <br />
ULÜVV-Ü CENAB : Mertlik, cömertlik, büyüklük. <br />
VARTA : Tehlike, uçurum, çukur yer. <br />
VELÂYET : Velîlik, velî olan kimsenin hâli. <br />
VELÎ : Evliyâ, Allah'ın sevgili kulu. <br />
VUKÛ : Meydana gelme. <br />
ZÂHİR : Görünen, açık, dış yüz.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/hocalar-risale-i-nur-itiraz-ederse-287/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>LAVOİSİER İN KAFASI</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/lavoisier-kafasi-286/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 11:36:29 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*LAVOİSİER İN KAFASI* 
    Kimya biliminin dehası Lavoisier'in, asıl eğitimi 
 hukuktu ve Paris Barosu''na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel 
 gözlem ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>LAVOİSİER İN KAFASI</b><br />
    Kimya biliminin dehası Lavoisier'in, asıl eğitimi<br />
 hukuktu ve Paris Barosu''na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel<br />
 gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları nedeniyle bütün dünyada ün<br />
 kazanmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip<br />
    "Bu kelleler hiçbirşeye yaramaz" dediği<br />
   için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp, giyotinle ölüme mahkum edildi.<br />
     Lavoisier; matematikçi Lagrange'i çağırdı ve <br />
    "kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam; insanın<br />
    kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte  demektir"... dedi<br />
     Lavoisier'in kafası kesildi, sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.<br />
 <br />
   Matematikçi Lagrange diyor ki; <br />
    "Lavoisier'in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. <br />
    Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler"....</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/lavoisier-kafasi-286/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>YÜRÜYÜŞ SONRASI (Değişen Köyüm)</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/yuruyus-sonrasi-degisen-koyum-284/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 17:32:03 GMT</pubDate>
			<description>Bugün  terkedilmiş bir binanın yerine yapılan evleri  gördüm.Yer oldukça büyük.Harabe ev yıkılmış,birkaç ev yapılmış.Etraf yüksek taş duvarlarla...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bugün  terkedilmiş bir binanın yerine yapılan evleri  gördüm.Yer oldukça büyük.Harabe ev yıkılmış,birkaç ev yapılmış.Etraf yüksek taş duvarlarla çevrilmiş.Oldukça estetik,benim için ulaşılamaz şekilde lüks.(Belliki sahibi zengin birilerine satmış.) Yüksek duvarlar bana eski komşularımızla sınırların nasıl koyulduğunu hatırlattı.Bahçe sınırları nergis sümbül ile belli edilirdi.Arazisi çok olan bir köşede  dikenli incirde bulundurur,muhtelif güller,zambak gibi çiçeklerle sınırını belli ederdi.Çitler komşunun çiçeğinin sebzesinin büyümesine engel olmazdı.Şimdi bu devasa duvarların dibinde sadece çim grubu otlar,kuş yüreği olabilecek.Güneşine engel olduğu komşular bahçelerinin her tarafını eskisi gibi değerlendiremeyecekler.Başka şeylerde söylenebilir ama, benim aklıma bunlar geldi nedense.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mavikuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/yuruyus-sonrasi-degisen-koyum-284/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bediüzzaman bu üniversitenin rektörüdür</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-bu-universitenin-rektorudur-277/</link>
			<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 16:52:46 GMT</pubDate>
			<description>Bediüzzaman bu üniversitenin rektörüdür 
 
İntiharın eşiğinden Risale-i Nur vesilesiyle dönen şahıs. 
 
  
 
İsmet Oflas kimdir?</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bediüzzaman bu üniversitenin rektörüdür<br />
<br />
İntiharın eşiğinden Risale-i Nur vesilesiyle dönen şahıs.<br />
<br />
 <br />
<br />
İsmet Oflas kimdir?<br />
<br />
 <br />
<br />
1943 doğumlu. Eğitimini ancak orta ikiye kadar sürdürebildi. Köy Hizmetleri 9. bölgede Müdürlüğünde sivil savunma amirliği yaptı. Aynı zamanda Köy Hizmetlerinde sendika başkanlığında bulundu. Sendika başkanlığı 18 yıl devam etti. Yirmi iki sene evvel emekli oldu. Van'da yaşıyor. Beş çocuğu var.<br />
<br />
 <br />
<br />
İNTİHAR ETMENİN YOLLARINI ARIYORDUM<br />
<br />
 <br />
<br />
Risale-i Nurları ne zaman ve kimin vasıtasıyla tanıdınız?<br />
<br />
 <br />
<br />
25 Mart 1967 yılında Köy Hizmetlerinde çalışıyordum. Yedi-sekiz aydır da evlenmiştim. Büyük bir bunalım içindeydim, büyük sıkıntı yaşıyordum. Manevi bir boşluk olduğunu tabi sonradan anladım. O tarihte rahmetli annem gündüz vakti: “Ben saat 1’de komşuya çay içmeye gideceğim” dedi. Ben de, “Git ama çıkınca da kapıyı üstüme kilitle öyle git” dedim. Annem şaşırdı, “Gündüz vakti neden üstüne kilitleyeyim kapıyı oğlum?” dedi. Ben ısrar edince, annem mecbur kaldı kapıyı kilitledi gitti. <br />
<br />
 <br />
<br />
Yalnız kalınca odanın içinde bir aşağı bir yukarı gidip geliyorum kendi kendime, “bir tabanca alıp kafama mı sıkayım, yoksa gidip Van Gölü İskelesinden kendimi aşağıya mı atayım?” diyorum. Ama sonra düşünüyorum “suda can vermek zor olur. Başka bir metot bulayım” diyorum. Böyle bir müddet nasıl intihar edeyim diye düşünüyordum. <br />
<br />
 <br />
<br />
O anki haleti ruhiyem çok kötüydü, böyle kendimden, dünyadan, her şeyden nefret eder durumdaydım. Odanın içinde bir aşağı, bir yukarı gidip gelmeye devam ediyordum. Eskiden duvarların içinde dolaplar olurdu. Şimdiki gibi formika dolaplar yoktu tabi. Sıkıntıdan gidip dolabın içinde duran radyoyu açıp karıştırmak istedim.<br />
<br />
 <br />
<br />
Demek ki, o tarihten yirmi sene evvel -Cenab-ı Hak razı olsun verenden- birisi Küçük Risale-i Nur kitaplarından üç tane rahmetli babama vermiş. Kim vermiş bilmiyorum. Ve öğrenemedik de.  Babama da sorduk öğrenemedik. Tabi o yirmi yıl içinde beş altı tane ev değiştirmişiz. 1963-1964 senelerinde Yedikulak nahiyesinde oturuyorduk. Esas yerimiz oradaydı. Oradan Van'a gelince beş-altı kiralık ev değiştirmiştik. Buna rağmen rahmetli annem Risale-i Nurları, “Bunlar din kitabıdır” diye korumuş ve radyonun arkasına koymuş. Radyoyu karıştırırken gözüme ilişti. O ana kadar da Risale-i Nurları ne görmüşüm ne okumuşum, ne de bir Nurcuyla tanışıklığım var. Fakat bazen kahvehanede münafıklar din aleyhine atıp tuttukları zaman ben diyorum “sucu, sütçü, Nurcu... Nur–cu... Yani bunlar nur satıyorlar.” “Ya biz Allah yolunda değiliz, Allah yolunda olanlardan ne istiyoruz?” diye tartışıyordum. Kapatıyordum konuyu, aleyhlerinde konuşmalarına engel oluyordum. “Bu konuları açmayın, Nurcular aleyhine de konuşmayın” diye savunuyordum onları vicdanen. <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Neyse… Elime aldığım ilk kitap Küçük Sözler, altında Yirmi Üçüncü Söz, altında Bediüzzaman Cevap Veriyor. Küçük Sözlerin ilk sayfasını açtım Birinci Söz: “Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübarek kelime İslam nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisanı haliyle virdi zebanıdır” Cümlesini tamamlayamadım gözlerimden yaşlar adeta boşanırcasına akıyordu. Kendimi tutamıyordum. Bu, o gün zihnimde kalan cümlelerdir. Yoksa özellikle ben bu cümleyi ezberlemiş değilim. Şimdi tabi gözyaşlarım bana mani oluyor okudukça ağlıyorum, ağladıkça okuyorum. Öyle zorlanıyorum ki gözyaşlarımdan. Ağlamamak istiyorum. Ama elimde değil. Gözyaşlarımı elimle siliyorum iki de bir. O kadar aceleye gelmiş ki, bir anda hakikat deryasının içine düşmüştüm. Çölde susamış bir insan gibi okumuyorum, adeta içiyorum. Elhamdülillah… <br />
<br />
Ben şimdi 42 yıldır Risale-i Nurla meşgulüm elhamdülillah. O günkü anladığımı hala yakalayabilmiş değilim. O günkü anladığımı, kırk iki sene öncesi aldığım feyzi hala almış değilim...<br />
<br />
 <br />
<br />
BU ÜNİVERSİTENİN REKTÖRÜ BEDİÜZZAMAN<br />
<br />
 <br />
<br />
Geçenlerde kanalların birinde profesörler tartışıyorlar: “Efendim, okuyoruz ama anlamıyoruz” diye. Ya ben İlkokul mezunuyum. Ben niye anlıyorum, siz neden anlamıyorsunuz? Kuvvetli bir Arapçamız yok. Haydi, hodri meydan... İbreti âlem için çıkacağım bir gün onların karşısına ama ne zaman bilmiyorum.  O profesörlerle tartışacağım. Siz profesörsünüz ben ilkokul mezunuyum. Haydi buyurun. Hangi meseleyi istiyorsanız gelin. Bu, Medresetüzzehradır zaten. Bir üniversite, onun rektörü de Bediüzzaman, dersleri, ders kitapları da Risale-i Nur külliyatının tamamıdır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Neyse ben, Küçük Sözleri gözyaşlarıyla okumaya devam ediyorum. Odanın ortasında ayaktayım. Çok sıktı beni o gün gözyaşlarım. Bırakmıyor ki, ben okuyayım. Ama şiddetli bir şekilde okumak istiyorum tam aksine. Bunu tarif edemiyorum tabi. Oku, oku, oku, ağla!,  Oku, ağla... O şekilde küçük sözlerin tamamını ayakta bitirmişim. Tam bitirince dizlerimin ağrıdığını hissettim. O ana kadar hiç farkında değildim. Koltuğa oturdum. Bu defa Yirmi Üçüncü Söz'ü elime aldım. Onu da okudum. Benim ilk Risale okumam bunlar olduğu için, özellikle bu eserleri çok seviyorum. <br />
<br />
 <br />
<br />
Ardından rahmetli annem saat beş gibi eve geldi. Kapıyı açtı, girdi içeri. Dedi, “Oğlum ne yapıyorsun?” Dedim, “Ana, bana çabuk bir banyo suyu hazırla.” Dedi, “Oğlum hayırdır?” Dedim, “Ben hemen namaza başlıyorum.” “İyi de oğlum, nereden bu kararı verdin?” diye sordu annem. “Ana, ben okudum bu kitapta, bütün ağaçlar, kuşlar, hayvanlar her şey Allah'ı zikrediyor. Bir tek ibadet etmeyen bizim gibi asiler, garipler” diye cevap verdim. Annemi pencere kenarına götürdüm. Bu bizim Şerefiye Mahallesi... Şimdiki bu sokaklar, evler, hiç birisi yok. İki üç tane ev var.  Cami de yok orada. Sonradan yapıldı. Belki var elli bin, yüz bin tane, serçe kuşları... Mevsim de ilkbahar olduğu için bir sürü kuş... Hep beraber uçuyorlar. Bu günkü caminin yerinde de bir kavak ağacı var. Rüzgâr vuruyor, hafif hafif sallanıyor ağaç. Rahmetli anneme, “Bak ana, bu kuşlar, ağaçlar hepsi Allah'ı zikrediyor. Bak rüzgâr “hu hu” diye Allah'ı zikrediyor. Ağacın yaprakları sallanıyor. Onlar da ayrı ayrı Allah'ı zikrediyorlar” dedim. Annem, “Tamam.” dedi. <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Demek annem benim halimden korkmuş hemen gitmiş, yaşlı bir nene var bizim komşumuz ona, “Gel çabuk, bizim İsmet akıllanmış” demiş. Tabi benim haberim yok. Allah rahmet etsin o nene geldi, kapıda durdu. Şöyle ayaklarını denk aldı. Yani kendini sağlama alıyor. Benden bir hareket gelirse dayanmak için. Rahmetli annem de onun paçalarını tutmuş arkadan, demek ki o da kendini güvenceye alıyor. (Gülüşmeler) Nene bana yumuşak bir sesle, “Oğlum İsmet ne yapıyorsun?” dedi. Dedim, “Hiç.” Baktım hafif tebessümle gene soruyor, “Daha daha ne yapıyorsun?”… Deliyi konuşturacaklar ya... Baktı gene konuşmuyorum. Benim daha jetonum düşmemiş tabi. Bu defa, “Sen annene ne demişsin?” diye soruyu değiştirdi. Ben de, “Anneme dedim, kuşlar Allah diyor, ağaçlar Allah diyor, rüzgâr Allah diyor, ağaç yaprakları Allah diyor, her şey Allah diyor bizden başka” diye cevap verdim.<br />
<br />
 <br />
<br />
O hiç hareket etmiyor ama kendini güvenceye alıyor. Sağ ayağını öne, sol ayağını arkaya kavga edecek gibi... Annem de eteğini arkadan tutmuş. Şimdi pıs pıs pıs konuşuyorlar. Ve bir buçuk metre var aramızda. Meğerse annem üç İhlas, bir Fatiha, bir Ayetel kürsi okuyor. Uzaktan üstüme üfürüyor. Görüntüsü hala gözümün önünde, korkuyorlar, yanıma yaklaşamıyorlar. (Gülüşmeler) Ben tabi iki elim cebimde odanın ortasında onların haline bakıp tebessüm ediyorum. Neyse bir anlam veremediler. Aradan bir iki gün geçti. Elhamdülillah hakikati annem de anladı, o nene de anladı. Yani anladılar ki, ben delirmemişim aksine akıllanmışım…<br />
<br />
 <br />
<br />
RESMİ DAİREDE 400-500 TANE RİSALE DAĞITTIK<br />
<br />
 <br />
<br />
Daha öncesinde nasıl biriydiniz ki, anneniz de çevrenizdekiler de sizden böyle bir şey beklememişler?<br />
<br />
 <br />
<br />
Tek cümle söyleyeyim, ben artist gibi adamdım. O derece yani. Kimse benden böyle dini cümleler sarf etmemi beklemezdi... Ama elhamdülillah o günden sonra bütün dünyam değişti. Mesela ertesi gün gece rüyama Üstad Hazretleri girdi. Rüyamda bizim eve misafirliğe gelmiş. Bir tane yatak sermişler. Ben ve Üstad beraber yatıyoruz. Anneme kızıyordum, “ Ya… Allah senden razı olsun, sen niye Bediüzzaman Hazretlerine doğru dürüst bir yorgan bırakmamışsın da bu yamalı yorganı onun üstüne bırakmışsın?” diyordum. Tam yatağa girecekken, Üstad Hazretleri de sağ tarafta uzanmış, yorganı kaldırdım. Orada uyandım. Böylece Risale-i Nurları tanımış oldum.<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Risale-i nurları kendiniz öğrendiniz, peki Nurcuları nasıl tanıdınız?<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu olayın ardından ertesi gün çalıştığım daireye gittim. Oda da altı bayan iki erkek varız o zaman. -Bazısı tedrici anlar ve yapar, Benimki ani oldu.- Hemen gittim anlatmaya başladım. Tabi bayanlar anladılar ben namazdan, Bediüzzaman'dan ve Risalelerden bahsedince, tereddüt ediyorlar. Bir tane de bayan amir var başımızda. Ölmüşse Allah affetsin. Bu bayanlar yememişler içmemişler hemen gidip o amire hanıma her şeyi anlatmışlar<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir ara baktım o amir beni çağırdı, “İsmet oğlum, herkes seni bu dairede seviyor. Sen Nurcu damgası yiyeceksin. Bak bu toplumda damga yeme” gibisinden konuştu. Ben tebessüm ettim. Çıkmak istedim. Çıktım odadan. Sonra içime doğdu birden dedim, “Vallahi bu arkadaşlar benim aleyhimde konuşuyor.” Geri döndüm kapıyı açınca baktım herkes o amirin başına toplanmış. Ben girince herkes kendine çeki düzen vermeye başladı. Amir, “Gelin buraya” dedi. Ben onlara kesin tavrımı belirttim. “Kanımın son damlasına kadar, paramın son kuruşuna kadar, hayatımın son dakikasına kadar, hepsi Allah'ın izniyle Risale-i Nurları tanıyacak. Bu davada geçecek benim ömrüm” dedim.<br />
<br />
 <br />
<br />
Daha Risale-i Nuru tanıdığınız ilk gününüzde mi bunları söylediniz?<br />
<br />
 <br />
<br />
Evet, daha ilk gün oluyor bunlar. Ama demek bu anlattıklarım tesir etmiş ki, ya iki, ya üçüncü gündü demek o beş bayan da karar alıyorlar namaz kılmak için. Hemen bir oda açtım. O bayanlar namaz vakti gelince girip namaz kılıyorlardı, diğer zamanlar kapıyı kilitleyip kapatıyordum. Böyle başladı. <br />
<br />
 <br />
<br />
Üçüncü gün başka bayan bir şef geldi. Yukarıda baktım münakaşa sesleri geliyor. Ben sordum kimle münakaşa ediyor. Dediler “yukarı da birisi var, Nurcu muymuş, neymiş onunla tartışıyor...” Böyle deyince hemen gene sordum, “Kimdir bu?” diye. “Yukarıda Muhittin isminde biridir” dediler. O da demek mühendis bir arkadaş. Erzurumlu. Gittim beşinci kata çıktım. Muhittin hangisi diye sordum. Masadaki bir adamı gösterdiler. Gittim tam önünde dikildim. Dedim, “Muhittin siz misiniz?”  “Evet, benim” dedi. Direk sordum, “Nurcu musun?” diye. <br />
<br />
 <br />
<br />
O günlerde de zordu tabi dairenin orta yerinde. Sağına soluna bakıp yutkundu önce, hiç unutmam, “Evet, Ben Nurcuyum” diye cevap verdi. Tabi o öyle deyince, ben elimi kaldırıp “Çak şu beşi” dedim. O önce irkildi, şaşırdı. O bayan da ona az önce çok kızmıştı, kadını yukarı çıkarken gördüm böyle kızgınlığından bağırıyordu. Neyse çaktı beşi ve arkadaş olduk. O zaman servis otobüsü vardı. Sonradan kişiye özel araba tahsis edilmeye başladı. Ben dedim ki, “Bundan sonra otobüse binerken beraber bineceğiz, inerken de beraber ineceğiz. Kim Nurculuk yüzünden sana düşmansa, istiyorum bana da düşman ola, kim dostsa, istiyorum bana da dost ola.” Tıpkı Hz. Ömervari... <br />
<br />
 <br />
<br />
Muhittin kardeş, “Tamam” dedi. Ben, “Bu dairede başka Nurcu kardeş var mı?” diye sordum. “Fevzi Aras var” deyince birden benim ayağımın bağı çözüldü, sinirim çıktı ta tepeme kadar. Çünkü gece yarılarına kadar onunla daktiloyla beraber yazı yazardık. O dönemde sokaklar karanlıktı. Elektrikler bu kadar yaygın değildi, şehirler ışıl ışıl değildi. Jipimiz vardı devamlı kapıda dururdu. O dediğimiz arkadaş da şofördü. Vardiyalı çalışanları evlerine biz götürürdük. O arabada beklerdi. Ben her arkadaşı evinin kapısına kadar götürürdüm evine giriyordu, ben ondan sonra geri dönüp jipe biniyordum. Beş senedir halimiz bu. “Vay Fevzi Vayyy, demek öyle?” <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
O gün müydü, ertesi gün müydü? Bekledim Fevzi'yi buldum. Güzel bir fırça çektim ona. “Ya sen ne biçim Nurcusun? Dört beş senedir beraber gidiyoruz, gece bayanları bıraktıktan sonra beni eve götürüyorsun. Ya sen neden demedin Bediüzzaman gibi bir şahıs var, Risale-i Nur gibi bir eser var? Neden beş yıl geçti bir gün bana anlatmadın. Böyle Nurculuk olur mu?” diye hayli yüklenmiştim… Tabi o da üzüldü benim bu sitemlerim karşısında özür diledi. Helalleştik falan.  Ve biz daha sonra beraber derslere gidip gelmeye başladık. Artık heryere beraber gidiyorduk… <br />
<br />
 <br />
<br />
Sonra başka arkadaşlar da vardı elhamdülillah. O arkadaşlarımızla çok güzel hizmetlerimiz oldu. Dairede belki 400-500 tane risale, özellikle ilk onlarla başladığım ve çok sevdiğim için Küçük Sözler ve Yirmi Üçüncü Sözü dağıttık. O zaman İttihad gazetesi vardı. Daireden yirmi beş kişiyi gazeteye abone ettik. Odacı, “Bana ver.  Ben dağıtırım” diyordu. Ben ona, “Bu devlet işi değil, hizmet işidir. Bu iş bana ait” diyordum ve herkese götürüp kendim dağıtıyordum. Elhamdülillah o gün bu gündür hizmetlerde koşturmaya çalışıyoruz.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ama seksenli yıllar benim içimi yakan yıllardır. O yıllarda cemaatte ayrılmalar oldu. Ben taraftar değilim böyle şeylere. Fakat bunlar bu son seneler de kalmadı elhamdülillah benim görüşüme göre. Herkes hizmetini yapıyor. Hatta gönül ister ki, umumi işlerde, toplantılarda, mevlitlerde, bütün cemaatler müşterek olsunlar. Bediüzzaman herkesin Üstadıdır. Risale-i Nur benim davamdır diyenler, Kur’an benim davamdır diyenlerin, hatta diğer tarikattaki kardeşlerimizin dahi buna iştirak etmeleri için istiyorum ki her cemaat, kendisine düşen görevi yerin getirsin. Ortak projeden yanayım. Bu dava hepimizin umumi malıdır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Van'da her sene yapılan Bediüzzaman Mevlidinden mi bahsediyorsunuz?<br />
<br />
 <br />
<br />
Evet, mevlitlerden bahsediyorum. Anma törenlerinden bahsediyorum. Yani ben mevlitte de, camide de, Nurşin Camisinde açılış konuşması yaptım, iki defa ders yaptım. Anma toplantısında da Üstadın biyografisini okudum. Başka yerlerde de konuşmalar yaptım. Ama bu gün müşterek olsa çok iyi olur. Ben isterim ki daha iyi hatip varsa, daha iyi Üstadı Risale-i Nuru anlatan varsa onlar da katılsınlar. Onlar da dâhil olsunlar. Maalesef bunu henüz yakalayabilmiş değiliz. Evet aradaki uyumsuzluklar bitmiş, ama hala bazı kardeşler yanlış anlamaya devam ediyor. Eski alışkanlıklar devam ediyor.<br />
<br />
 <br />
<br />
Herkes kendi cemaatinde hizmetine devam etmeli ancak müşterek ve temel meselelerde birleşmeliyiz. Ortak hareket etmeliyiz. Ben bunu söylüyorum. Yoksa başka cemaatten gelsin benim olduğum cemaate katılsın diye bir derdim yok. Bir arzum da yok. Onların da ihtiyacı yok. Allah'a şükür Risale-i Nur ile ilk karşılaştığımızdan itibaren talebe olmaya çalıştık. İlk günkü heyecanım hiç bitmedi, bugüne kadar da beraberim. Onu tanıyınca sanki dünyaya yeniden geliyorsun. Âlemim değişti, dünya değişti, her şey değişti. <br />
<br />
 <br />
<br />
Ayda üç defa Milli Piyango çekilişi olurdu hiç unutmuyorum. 9, 19, 29. günleri... Haftada bir de Spor Loto olurdu. Hepsinin hastasıydım. Fakat Risale-i Nur sayesinde hepsini bıraktık Allah'a şükür. Sildi süpürdü. Beni bambaşka bir insan yaptı. Cenab-ı Hakkın inayeti, merhameti imdadıma yetişti bana merhamet etti. Risale-i Nur gibi bir eseri bize de nasip etti. Yoksa kim bilir ne hallerdeydik şimdi?<br />
<br />
 <br />
<br />
İntihara giderken, Risale-i Nurlarla kurtuldunuz...<br />
<br />
 <br />
<br />
İntihara giderken, dünyayı daha güzel görmeye başladım. Kâinatı bu kadar güzel yaratan Allah, bize de en güzel şeyi nasip etti elhamdülillah...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir sendikacı olarak halkın içinde yaşayan bir insansınız. Son dönemlerde gündemde olan açılım hakkında neler düşünüyorsunuz? <br />
<br />
 <br />
<br />
Elbette bu açılımı çok faydalı görüyoruz. Siyasi cenahtan da riskli gördüğümüz halde ben çok takdir ediyorum. Yani bu bir risktir, siyasetin, bir partinin buna el atması... Diğer devlet güçlerinin de ne derece destek olduğunu bilmemekle beraber, her halde katkıları vardır diye düşünüyorum. Mutlaka taraftardırlar ki bu böyle gidiyor. Hem faydalı görüyorum, hem de gecikmiş görüyorum aslında. <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Başbakanın “Said Nursi'siz Türkiye'nin maneviyatı eksik kalır” demesini nasıl karşıladınız?<br />
<br />
 <br />
<br />
Çok sevindim ama bazılarına çok kızdım. Efendim “Niçin Bediüzzaman dememiş, Said Nursi demiş?” Bu beni hem güldürdü, hem sinirlendirdi bir Nur talebesi olarak. “Bediüzzaman Said Nursi” de deseydi gene tenkit edeceklerdi. Edenler de var. Ben karşıyım. Benim hoşuma gitmiyor böyle konuşmalar. Ya Başbakan söyledi ya, gündeme getirdi ya, ister sevsin, ister sevmesin, ister beğensin ister beğenmesin... <br />
<br />
 <br />
<br />
Biz demokrat isek, Nazım Hikmetin yanında, Ahmet Kaya'nın yanında da olsa Said Nursi'yi de söylemesinden ben şeref duyarım. Üstadın isminin böyle gündeme gelmesinden, koskoca Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı “Said Nursi'siz bu milletin maneviyatı eksik kalır” demesinden ben memnun oldum. Sevindim. Ben böyle karşılıyorum. “Yok, efendim küçülttü, Bediüzzaman demedi, Said Nursi dedi.” Bunlar bana göre fenafissiyaset olanların işidir. Fenafirresul, fenafilüstad ıstılahı var ya, bunlar da siyasette fani olmuşlar. Başkası benim gibi düşünmeyebilir. Ben böyle değerlendiriyorum. Risale-i Nur dürbünüyle bakmak lazım. Neden düşman olayım ki ben buna? Euzu billahimineşşeytani vessiyaset... <br />
<br />
 <br />
<br />
Ehveni şer olarak demokratları destekledik. Şimdi demokratların a'sı, z'si kalmadı. Cenab-ı Hak onlardan alıp başkasına mı verecek?  Veya günün birinde daha çok toparlanılarak, yeniden mi ortaya çıkılacak? Bunu bilmiyoruz. Şu anki durumumuz, asli vazifemiz, işin bir tevafuku, inayeti Rabbani diyelim, Cenab-ı Hak bizi asli vazifemize dönderiyor. “Kur'an’ın bir mucizesi olan Risale-i Nurla meşgul olun. Bu milletin iman hakikatlerine ihtiyacı var. Gidin gösterin, elinizdeki topuzu atın” demiş Üstad. Ama dinlemedik. Yanlış anladık O'nu. Karşıdaki diyecek, “Beni Nurla celbedip, topuzla başıma vurmasın.” Ben de diyorum ki, topuzu atmanın tam zamanıdır. Nurla gidelim yanlarına, kavli leyyinle. Bu milletin temeli İslamdır. Soldaki de yüzde beşi dinsiz olsa dahi, yüz de doksan beşi Kur’an’a müşteridir. Bu noktaları da dikkate almamız lazım. <br />
<br />
 <br />
<br />
Bundan sonra Suriye'ye vizesiz girilebilecek. Bu konu hakkında neler söylersiniz?<br />
<br />
 <br />
<br />
Ben alkışlıyorum ve diyorum ki, İttihadı İslam’ın kapısından girildi. İttihadı İslam'a doğru gideceğiz. Suriye'yle bir dönüm noktasıdır bu. Hem askeri tatbikatı yapmaması, hem Müslümanların başında bulunan İsrail belasına bu iktidarın dirsek çevirmesini ben alkışlıyorum. Ama yine de devletler menfaatlerine bakarlar. Ekonomik yönden, siyasi yönden ve başka yönlerden Yahudilerle elbette konuşulacak, elbette bazı meselelerde anlaşılacak da, alış veriş de yapılacak, ticaret de yapılacak,  ama şimdi sen kalkıp çoluk çocuğu, bin beş yüz tane Gazzeli'yi öldür. Böyle şey olmaz… <br />
<br />
 <br />
<br />
O nedenle bu gelişmeyi alkışlıyorum ve tebrik ediyorum bu günkü iktidarı bu meselelerden dolayı. Daha da gelişme olacak inşallah… Irak'ın Kuzeyiyle güzel diyaloglar kurulması, İranlılarla güzel diyaloglar kurulması... Ben bütün bunları müspet gelişme olarak görüyorum.<br />
<br />
 <br />
<br />
Ermenilerle yapılan görüşmeler de var...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bediüzzaman Hazretleri birçok talebesini Ermenilerle çatışırken şehit vermesine rağmen diyor ki: “Siz Ermenilerle dost olun. Dost olmada sizin faydanız vardır.” Bu sebeple ben Ermenilerle olan görüşmeleri de alkışlıyorum. Çünkü gayri müslim dahi olsa o insanların aç, sefil, zelil, perişan olmasından yana değiliz. Onlar da Allah'ın yarattıklarıdır. Onlar da dinini yaşıyor. Herkesin dini kendisini bağlar. Fakat insan olarak, komşu olarak,  madem bize komşudurlar elbette nereden gelirse gelsin zulme karşıyız. Çünkü zulüm haksızlıktır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Orada da Türkî Cumhuriyetler var. Müslüman kardeşlerimiz var.  Onlarla da diyalogumuz iyi olsun, petrol anlaşmalarımız olsun, yok Nabucco  projesi, Mavi akım projesi falan filan, yani Türkiye artık enerji köprüsü oluyor Avrupa'ya, dünyaya. Onun için elbette Ermenilerle olan görüşmeler de gecikmiş. Bakın bu da gecikmiş. Onun için iktidarın bu cesaretini de alkışlıyorum ben. Ak Partili değilim. Bunu da söylüyorum. Ne zaman tam manasıyla inandım demokrat olduklarına o zaman onlara da oy veririm. Şart değil Allah ondan alır, buna verir. Şahıslar, isimler önemli değil.  Bu açıdan böyle bakıyorum. İlerideki günlerin de ne getireceğini de bilemiyorum. “Gaybı ancak Allah bilir.” O sebeple komşularımızla olan münasebetlerimizde gayet güzel gelişmeler oluyor. <br />
<br />
 <br />
<br />
İşte Bulgaristan, Macaristan... Bulgarlar onca zulüm görmüş. Onlarla güzel diyaloglar kuruldu. Barış temin edildi. Bir güvenceye alındı sınırlarımız. Müslüman kardeşlerimizin de demokrasi ve inanç bakımından birçok eksiklikleri giderilmeye başlandı. Keşke Çeçenistan'da da olsaydı. Keşke Keşmir'e el atabilseydik. Keşke Batı Türkistan'a, Doğu Türkistan'a da el atabilseydik de o katliamlar önlenseydi. Bu güne kadar bizi avutmuşlar. Yani ben bunları konuşmak istemiyorum. Benim meselem Bediüzzaman hazretlerinin dediği gibi, “Biz bir iman cereyanındayız.” Ama bazen de dünyaya bakma vaziyetindeyiz. Hülasa geç kalınmış bunlar. Yani Doğu Türkistan niye dile getirilmiyor? Veya Halepçe... Birkaç gün ah vah edildi ama candan yapılmadı. Burada çoluk çocuk katliamı oldu. Saddam yaptı ama burnundan geldi. Allah ahirette ne verecek onu bilemem. Kanıyla Kur’an’ı yazdı, hâlbuki bid'adır en azından. Milleti kandırmaya gittiler, o zulmü de yaptı. Efendim nükleer bomba kullandı. O da ayrı bir meseledir. Yani komşularla olan meseleleri şahsen ben takdirle karşılıyorum. Seviniyorum. Ancak, tabi bunların tam neticesinin alınması, sağlam temellere oturtulması lazımdır. <br />
<br />
 <br />
<br />
Peki bu gelişmeler Güneydoğuyla ilgili de ümit veriyor mu?<br />
<br />
 <br />
<br />
Mesleğimiz ve meşrebimiz icabı, Risale-i Nurdan aldığımız derse göre ümitsizlik yok. Ümitvarız ama şartları çok ağır görüyorum. Çünkü herkes aynı görüş ve düşünce de olmayabiliyor. Yıllardan beri yapılan yanlışlıklar birike birike, dağdan inen bir kartopu gibi gelmiş Türkiye'nin önünde dağ gibi yığılmış kalmış. Bütün kurum ve kurallarıyla maalesef bir zorluk önümüzdedir. Bu küstürülen milletler, efendim şehit anaları... Hepimiz ağlıyoruz askerin, polisin ardından. İçimiz sızlıyor. Elbette bu barışın olması en büyük emelimizdir. Zaten Üstad Hazretleri, “Ey Kürt ve Türk!” diye o kadar çok hitap etmiş ki... “Bir olun, birlik olun” diye çok nasihatlerde bulunmuş. <br />
<br />
 <br />
<br />
“Kürtler sizin kuvvetinizdir” meselesi var ya, onu da hiç kullanmak istemiyorum. Çünkü onu da çok istismar edenler var. İşlerine öyle geliyor. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ırkçılık yapan bizden değildir” demiş. O bunu söyledikten sonra, bunun üzerine söz olur mu? <br />
<br />
 <br />
<br />
“Irkçılık yapan bizden değildir.” Bitti. “Efendim benim haklı gerekçelerim var.” Haklı gerekçen olamaz senin. Ama zulme, haksızlığa, demokratik, insan haklarına dayalı, masumların hakkını çiğnemeden elbette hakkını arayabilirsin. Çok şeyler oldu. Bakın 17 bin 500 faili meçhul cinayetler işlendi. Şimdi anlıyoruz. Daha önce yoktu. Ama şimdi bakıyoruz ki işler başka yapılmış. O ona yüklemiş, o ona yüklemiş... Devamlı masum insanlar öldürülmüş. Hepsi masumdur demiyoruz ama ne olursa olsun eğer bir hukuk devletiyse bunlar mahkemeye çıkarılmalıydı. Bunların ifadeleri alınmalıydı. Elbette suçlu ve suçsuz ayırt edilmeli. Yaş ve kuruyu beraber yakmak ne bir dini inanca sığar, ne de insanlığa... Ama ne olursa olsun gelişmeler iyidir diyorum. Ümitsiz de değilim. Fakat yolu biraz zor görüyorum. Sonuçta bir mücadeledir uğraşılacak. Milletin de çoğunluğu bunu istiyor. Bütün taraflar da istiyor… Ben buna inanıyorum. <br />
<br />
 <br />
<br />
Kırk sene önce kerametvari bir şekilde Risale-i Nurları tanıyarak hayatınıza çekidüzen verdiğinizi söylüyorsunuz. Peki geçen bu zaman zarfında istenen netice alındı mı? Risale-i Nur hizmetleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Hedefine ulaşıyor mu?<br />
<br />
 <br />
<br />
Ben şu anda fecri sadık olarak görüyorum. Bazıları hala falan yıl, filan yıl diyor. Ben öyle görmüyorum. Fecri sadık geliyor. Ne demek fecri sadık? Biz bir zamanlar kahvehanelerde Bediüzzaman derken etrafımıza bakıyorduk ismini söylemek isterken yavaşça ismini dile getiriyorduk. Çünkü bir münafığın, beş para etmez bir insanın gidip, “Bunlar Nurculuk propagandası yapıyor” dedikleri an bizi hemen savcılığa, mahkemeye, karakola götürüyorlardı. Bu Türkiye'de çok oldu. Biz öyle günlerden geliyoruz. O sebeple, ben bu günleri fecri sadık olarak görüyorum. Adım adım gidiyor elhamdülillah. Şartlar zorlayacak. Ne Ahmet'ten, ne Mehmet'ten... Risale-i Nur Kur'an’ın nuru, Kur'an’ın tefsiridir.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-bu-universitenin-rektorudur-277/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>GDİ’ler GDO’lardan Daha Tehlikeli:)</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/cankurtaran/gdi-ler-gdo-lardan-daha-tehlikeli-276/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 18:50:41 GMT</pubDate>
			<description>*Muhsin YİĞİT-*Bugüne kadar GDO’ların hep sebze-meyve üretirken çevreye; bunları ve türevlerini tüketirken de insanlara, biyolojik olarak yapacağı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Muhsin YİĞİT-</b>Bugüne kadar GDO’ların hep sebze-meyve üretirken çevreye; bunları ve türevlerini tüketirken de insanlara, biyolojik olarak yapacağı tesirler üzerinde duruldu.<br />
<br />
Ama GDO’ları icad ve imal edenlerin, çevreye ve insana verdikleri zararı umursamadan, daha fazla verim, daha fazla para için kıyım yaparken akıl ve ruh sağlıklarının yerinde olup olmadığı hiç konuşulmadı.<br />
<br />
Önce insanı bozdular. GDİ (Genetiği Değiştirilmiş İnsanlar) ürettiler.<br />
Oysa yeryüzündeki en kıymetli organizma insandı ve insan bozulunca bozulmayacak şey yoktu.<br />
<br />
GDİ’ler nasıl elde edildi ?<br />
GDR (Genetiği Değiştirilmiş Rejimler)’in  tek tip insan yetiştirme arzusu sonucu öncelikle rejime kayıtsız-şartsız inanan ve rejimi kutsayan insan tipi elde edildi.<br />
Ardından GDES (Genetiği Değiştirilmiş Eğitim Sistemi) vasıtasıyla tektipliği kemale erdirilmiş, diplomalı GDİ’ler elde edilmeye devam edildi.<br />
<br />
Bu arada başta Öcalan olmak üzere, memleketteki tüm terör örgütü liderlerinin GDES ile eğitilmiş fakülteliler olmaları GDİ laboratuvarlarında da üretim hatası olabileceğini göstermekteydi.  <br />
<br />
Şimdi sahne zamanıydı.<br />
GDİ’ler GDK (Genetiği Değiştirilmiş Kurumlarda) görev alacak, milletin bin yıllık değerlerine savaş açacaktı.<br />
<br />
Rektör olup, üniversite kapısında durdurulmuş otobüste başörtülü avına çıkacak.<br />
Yargıç olup 367 türünde nice garip kararlara imza atacaktı.<br />
Asker olup milleti dirsek-temas aralı hizaya getirecekti.<br />
<br />
GDK’lardan artan GDİ’ler GDS (Genetiği Değiştirilmiş Siyaset) sahasına sürülecek, orada tüm zamanların en uzun muhalafette kalma rekorunu kıracak.<br />
<br />
İyi-kötü, güzel-çirkin, lehte-aleyhte ne varsa karşı çıkacak, daha evvelden kendisinin savunduğunu, rakip siyasi savunursa ona da itiraz edecek ve kronik muhalif siyasetçi rolünü en güzel şekilde oynayacaktı.<br />
<br />
GDİ’lerin GDM (Genetiği Değiştirilmiş Medya) ayağına bakarsak;<br />
Köşe yazarlığını köşe kadılığına dönüştürecek, asacak-kesecek yargılayacak, bağrından çıktığı millete bidon kafalı diyecek, patronu ile statükonun beklentilerine cevap verebilmek için jonglörlük yapacak, yabancıların gözüne girmek için soykırımı kabullenecek sonra da Nobel ödülü alacaktı.<br />
<br />
Bin yıllık tarihine sırtını çevirip, kendi kültür ve değerlerine karşı bu kadar hasmane ve kurumsal düzeyde savaş açabilecek kadar çok ‘Çılgın Türkler’in’ varlığı varlığı, GDİ çalışmalarının en başarılı olduğu yerin maalesef Türkiye olduğunu göstermektedir.<br />
<a href="http://www.adanahaber.com/yazidetay.asp?yaziid=1624" target="_blank">http://www.adanahaber.com/yazidetay.asp?yaziid=1624</a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>cankurtaran</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/cankurtaran/gdi-ler-gdo-lardan-daha-tehlikeli-276/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sabun Artıkları</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/sabun-artiklari-275/</link>
			<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 20:47:31 GMT</pubDate>
			<description>Eğer  evimizde kullandığımız sabun kırıklarını  biriktirip pet şişede sulandırırsak ,ellerimizi hırpalamayan bir temizlik maddesi elde etmiş...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Eğer  evimizde kullandığımız sabun kırıklarını  biriktirip pet şişede sulandırırsak ,ellerimizi hırpalamayan bir temizlik maddesi elde etmiş oluyoruz.Özellikle tahta- taban temizliğinde işe yarıyor.Ben yeni keşfettim.Paylaşmak istedim.Bilgilerinize</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mavikuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/sabun-artiklari-275/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ÖNEMLİ BİR UYARI</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/onemli-bir-uyari-273/</link>
			<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 10:08:16 GMT</pubDate>
			<description>*ÖNEMLİ BİR UYARI, 
Bu bilgiyi Olabildiğince iletmeye çalışın.* 
  
 Bir benzin istasyonunda arabasina benzin doldurmakta olan bir bayanın yanına...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>ÖNEMLİ BİR UYARI,<br />
Bu bilgiyi Olabildiğince iletmeye çalışın.</b><br />
 <br />
 Bir benzin istasyonunda arabasina benzin doldurmakta olan bir bayanın yanına gelen birisi  boyaci oldugunu<br />
 söyleyerek, hizmet amacıyla kibarca kartını sunuyor.<br />
 <br />
Karti aldiktan sonra arabasina biniyor bayan. Adam da, baskasinin kullandigi bir arabaya giriyor. <br />
 <br />
Bayan, istasyondan çikmaya hazirlanirken, arkadaki arabanın da ayni anda istasyondan çiktigini ve kendisini takip<br />
 ettigini farkediyor. <br />
 <br />
Tam aninda da bir basdönmesi ve zor nefes almakta olduğunu hissediyor bayan.<br />
 <br />
Cami açmak isterken, adamin verdigi karti alan elinden tuhaf bir koku alıyor.<br />
 <br />
Arkadakilerin de nerdeyse kendi arabasina yapışırcasına yaklaştıklarını görüyor. Kaybedecek zaman olmadigini düsünerek basiyor<br />
 gaza, o hizla giderken ilk gelen park yerine daliveriyor. <br />
 <br />
Sert bir frenle durduruyor arabayi, ayni anda da kısa aralarla bastığı klaksonla imdat işareti verircesine durmadan velvele<br />
 saçiyor ortaliga.<br />
 <br />
Baskalarinin da bulundugu park yerine gelen ikinci araba var hızıyla çıkış yönünü alarak uzaklasip gidiyor.<br />
 <br />
Adamlardan böylece kurtulan bayan, uzun bir süre sonra kendine gelebiliyor ve normal nefes almaya başlıyor  ancak. <br />
 <br />
Bayani böyle çok ciddi bir duruma sokan bir maddenin karta sürülmüş olduğu anlasiliyor. <br />
 <br />
Adi, BURUNDANGA oln bu uyusturucu madde, bir kişinin üstündekileri çalmak  veya baska kötülükler<br />
 yapmak için kullaniliyor.<br />
 <br />
Basit bir kart üzerine kolayca sürülebilen bu uyusturucu, cinsel taciz amaçlı kullanılan uyuşturucuya nazaran dört defa daha<br />
 tehlikleli.<br />
 <br />
 <br />
Yolda, disarda tanimadiginiz birisinden ve hele yalnızken asla böyle bir kart almayın sakin.<br />
 <br />
Ikametgâhlara kadar gelerek hizmet sunanlarin da kullandığı bir yöntem bu. <br />
 <br />
Uyanik olun.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/onemli-bir-uyari-273/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>DOMUZ GRİBİ’nden korunmak için basit fakat etkili önlemler</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/domuz-gribi-nden-korunmak-icin-basit-272/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 16:49:47 GMT</pubDate>
			<description>DOMUZ GRİBİ’nden korunmak için basit fakat etkili önlemler. 
Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>DOMUZ GRİBİ’nden korunmak için basit fakat etkili önlemler.<br />
Aşağıda okuyacağınız önlemler Dr.Vinay Goyal tarafından herkesin yararlanabilmesi için yayınlanmıştır.<br />
Dr.Vinay Goyal: Yoğun bakım ve Tiroit uzmanıdır. MBBS, DRM DNB.<br />
20 yıldan fazla klinik tecrübesi vardır.<br />
Hinduja Hastanesi, Bombay hastanesi, Saife Hastanesi, Tata Memorial hastanesi gibi önemli kurumlarda görev yapmıştır. <br />
Şu anda Malad’da, Riddhiviayak Cardiac and Critical center’da Nükleer ilaç departmanı ve tiroit klinikleri şefi olarak görev yapmaktadır.<br />
Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.<br />
Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.<br />
1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)<br />
2. “Hands-off-the-face” “Ellerinizle yüzünüze dokunmayın” yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.<br />
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız listerin kullanınız). H1N1 ‘in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.<br />
4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunak virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.<br />
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.<br />
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide’de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetını devam ettiremez.<br />
Herkesin faydalanabilmesi için bu bilgiyi lütfen e-mail listenizde bulunan herkese iletiniz. <br />
Sağlıklı günler dileğiyle.<br />
Dr.Vinay Goyal</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/domuz-gribi-nden-korunmak-icin-basit-272/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başbuğ'un referans gösterdiği Kinyas Kartal, Bediüzzaman'ı anlatmıştı]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/basbugun-referans-gosterdigi-kinyas-kartal-bediuzzamani-271/</link>
			<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 10:50:47 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un referans gösterdiği Kinyas Kartal, Bediüzzaman'ı anlatmıştı. 
 
 
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un konuşmasında...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un referans gösterdiği Kinyas Kartal, Bediüzzaman'ı anlatmıştı.<br />
<br />
<br />
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un konuşmasında sözlerinden alıntı yaparak referans gösterdiği Kinyas Kartal, Bediüzzaman Said Nursi ile düşüncelerini Necmeddin Şahiner'e anlatmıştı. <br />
<br />
Son Şahitler adlı kitapta yer alan hatıralarda Kinyas Kartal, Bediüzzaman ile ilgili hatıralarını şöyle anlatmıştı: <br />
<br />
Kinyas Kartal: l900 yılında Kafkasya'da doğdu. Van Milletvekilli ve TBMM Başkanlığı yaptı. Bediüzzaman'la birlikte Batı Anadolu'ya sürgün edilenlerdendir. l988'de vefat etti. <br />
<br />
Anadolu kulübünde görüşüyoruz <br />
<br />
Van Milletvekili Kinyas Kartal'dan l977 seçimlerini müteakip Anadolu Kulübünde görüşmek üzere randevu almıştık. <br />
<br />
Kulübün giriş holünde bir müddet beklemiştik ki, açılan kapıdan uzun boylu, yaşlı, fakat yakından çok daha dinç görünen bir adam, bize doğru gelmeye başlayınca, bu zatın beklediğimiz Kinyas Kartal olduğunu anlamıştık. Kendisi o sırada, Meclis'in en yaşlı parlamenteri olmak sıfatıyla Meclis Başkanlığı makamında bulunuyordu. Önce kendimizi tanıttık. <br />
<br />
&quot;Hoş geldiniz&quot; diyerek, bizi üst salona götürmek için asansöre davet etti. Bu arada elimde bulunan Bilinmeyen Taraflariyle Bediüzzaman Said Nursî isimli eserimizi kendilerine takdim ettim. Kitabı eline alır almaz, &quot;Allah ona rahmet etsin&quot; diye başladı konuşmaya. <br />
<br />
Ak saçlı, ak kaşlı Kinyas Kartal, bir Şarklının samimiyet ve safveti içinde konuşuyordu. Bazı sualler tesbit etmiş ve sırasiyle kendilerine bu sualleri tevcih edecektim. Fakat Kartal Bey, ben sormadan anlatmaya başlamıştı: <br />
&quot;Ben sizin randevu talebinizden sonra, diğer gazetecilerden biri sanmıştım. Çünkü bugünlerde çeşitli gazeteciler görüşmek için hep arayıp duruyorlar. Sizi onlardan birisi zannetmiştim. Fakat bilseniz beni ne kadar memnun ettiniz. Ne kadar çok memnun oldum sizden.&quot; <br />
<br />
Çok rahat ve sade bir dille anlatıyordu yaşlı parlamenter. Yarım yüzyıl önce cereyan eden bir hâdiseyi ana hatlarıyla gayet net ifade ediyordu. Hâdiseyi diğer bütün şahitlerden de dinlediğimiz için teferruatiyle ve bütün detaylarıyla bilmenin rahatlığı içinde, kendisini dinliyor ve kelime atlamadan not almaya çalışıyordum. <br />
<br />
Said Nursî'nin ikazlarıyla Van, Şeyh Said isyanına katılmamıştı <br />
<br />
Elli bir yıl öncesine hayalen gitmiş, hatırında kalanları şöyle anlatıyordu Kinyas Kartal: <br />
&quot;l926 yılında Mart ayı başlarıydı, zannediyorum ilk günleriydi. Bizi Van'dan batıya sürgün gönderiyorladı. Önce bir ortaokul binasında toplamışlardı. Daha sonra ikişer ikişer ellerimizi kelepçeleyerek dışarı çıkarttılar. Ben Said Nursî'nin, daha önceleri Van'da ismini, faziletini ve şöhretini duymuştum. Fakat kendilerini hiç görmemiştim. İlk görüşüm bu sürgün sırasında oldu. <br />
<br />
&quot;O yıllarda 25 - 26 yaşlarındaydım. Okuldan çıkarırken bizi kendisiyle birlikte bağladılar. Birçok nüfuzlu kimseler de Van'dan çıkartılıyordu. Van Müftüsü, Gevaş Müftüsü de bu sürgünler kafilesindeydi. Said Nursî'nin ikazlarıyla, Van vilâyeti Şeyh Said isyanına katılmamıştı. <br />
<br />
&quot;Göl kenarına öküz kızakları hazırlamışlardı. Mevsim itibariyle hep kar ve buz vardı. İlk gece, Ağrı'nın Hamur kazasında geçti. Kafile konakladı, herkes yattı. Fakat Seyda yatmamış, geceyi hep ibadetle geçirmişti. Sonra geç vakit gelip amcamların ayak ucunda bir yerde yatmıştı. Amcam, 'Aman efendim hiç oraya yatılır mı?' diye kendisini orada yatmaya bırakmadı.&quot; <br />
<br />
Bir sürgünün canlı şahidi <br />
<br />
Kinyas Kartal bir sürgünün yaşanan, canlı şahidiydi. O günlerle ilgili hatıralarını teklifsiz, tekellüfsüz, gönül rahatlığı içinde ifade ediyordu. Onun Şark misafirperverliği, Anadolu Kulübünde de kendini göstermişti. İkram ettiği soğuk meşrubatımızı içerken, Bediüzzaman gibi bir çile sultanını uzun ömründeki bir ânı, bir izi, silinmeden tesbite çalışıyorduk. <br />
<br />
&quot;Korkarım Hoca uça!&quot; <br />
<br />
Aradan geçen tam elli bir yıla rağmen, Van Milletvekili Kartal Beyin anlattıklarını ilk elden almanın sevinci içindeydik: <br />
&quot;Yolculuğumuz esnasında, akşamları çeşitli yerlerde konaklıyorduk. Bediüzzaman geceleri yalnız başına bir odada kalmak istiyordu. Müfreze komutanına: 'Beni yalnız bir odaya bırakın, geceleri kimseyi rahatsız etmek istemiyorum' demişti. Yüzbaşı Abdülkadir Bey, bu arzusuna uyarak kendisine ayrı bir oda temin etmeye başladı. <br />
<br />
&quot;Seyahatımız esnasında şahit olduğum bir hâdiseyi, size bütün samimiyetimle nakledeyim: Bir askeri, kendisinin yanında vazifelendirmişlerdi. Asker bir gün yüzbaşısına gelerek şöyle dedi: <br />
Ben bu zatın kapısında bekliyorum. Bundan sonra bekleyemem, çünkü kapısını ben kilitliyorum, kapı açılıyor. Namaza kalkıyor. Kendisiyle birlikte binlerce adam namaz kılıyorlar, korkarım Hoca uça!... <br />
<br />
&quot;Yüzbaşı askere şu cevabı verdi: <br />
Oğlum Hoca uçarsa sen de eteğine yapış, nereye giderse birlikte gidersin.' <br />
<br />
Öküz efendinin ayağı kanıyor<br />
<br />
Galiba Ramazan'dı... Kafilede hiç kimse orucunu tutamıyordu. Müftü efendiler dahil. Tabii Hoca orucunu da tutuyordu. Kızakları çeken öküzlerin, bir ara ayaklarının taşa takılıp kanamasıyla Bediüzzaman: <br />
&quot;Beyler, inelim, öküz efendinin ayağı kanıyor' deyince, ben cevaben: <br />
&quot;Hocam biz para verdik bunların sahiplerine...' demiştim. O zaman Seyda: <br />
&quot;Oğlum, onlar bu hayvanların sahibi değil, ancak mutasarrıfıdırlar' cevabını vermişti. <br />
<br />
İki talebenin bereketi <br />
<br />
Zigana'da Bayram münasebetiyle tatlı verildi. Kafilede Kör Hüseyin Paşanın fakir bir akrabası vardı. Van müftüsü Masum Efendi, bir adam için camide para toplamıştı. O zaman bronz paralar vardı. Masum Efendi toplanan bronz paraları bütün para ile değiştirmek istiyordu. <br />
<br />
Yine kafilede bulunan Arvasîlerden Abdullah Efendi, Bediüzzaman'a hitaben: 'Hocam bu bronz paralardan ne çıkar, altın çıkar da beraberce yiyelim' dedi. <br />
Üstad buna şöyle cevap verdi: 'On, on iki altınım vardır. Harcıyorum, uzun seneler devam ediyor. Ne kalmış, ne kalmamış bilemiyorum. Şimdi diyeceksiniz ki, benim kerametim midir? La Vallah!... İki fakam (talebem) vardı, onların bereketi idi...' <br />
<br />
Bediüzzaman'ı Burdur'a götürdüler&quot; <br />
<br />
&quot;Seyda ile yolculuğumuz İzmir'e kadar devam etti. Başında bir kefiye (sarık) vardı. Alırlar, hakaret ederler diye düşünüyordum. İzmir'de Mezarlıkbaşı semtinde bir otelde, zannediyorum Abdülkadir Paşa Otelinde, iki gece kaldık. Sonra bizi Manisa'nın Muradiye kazasına verdiler. Bediüzzaman'ı da Burdur'a götürdüler. <br />
<br />
&quot;Yolculuk sırasında zaman zaman çeşitli sohbetler oluyordu. Kendisi sık sık, 'Eski Said öldü' deyince, ben de, 'Hocam nasıl eski Said öldü?' diye sorar ve anlamak isterdim. Bu defa bana, 'Ben eskiden bir oturuşta bir kitap yazardım. Şimdi senelerdir bir kitap yazıyorum, hâlâ bitiremedim' cevabını verirdi. <br />
<br />
Bediüzzaman'ın telaşı <br />
<br />
&quot;Trabzon'da telaşlı bir hali vardı. Sebebini sorarak öğrendim. Yolda kızakçılardan emanet aldığı gözlüğü geri vermeyi unutmuş; gözlük kendisinde kalmıştı. Telaş ve heyecanla kızakçıları arıyordu.&quot; <br />
<br />
Ben Seyda'nın hayranıyım <br />
<br />
Kinyas Kartal anlatıyor, biz de dinliyorduk. Sonra kendilerine Bediüzzaman'ın eski bir dostu olarak, bu Mecliste bulunmasının ve Meclise riyaset etmenin güzel bir tevafuk olduğunu söyleyince, Kinyas Bey aynen şunları söyledi: <br />
<br />
&quot;Ben Seyda'nın hayranıyım. Onun dostuyum diyemem, buna kendimi lâyık göremem. Dostluk nerede, biz nerede, ben onun hayranıyım...&quot;</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/basbugun-referans-gosterdigi-kinyas-kartal-bediuzzamani-271/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>METALLERDEKİ ŞİFA</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/metallerdeki-sifa-270/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 19:42:17 GMT</pubDate>
			<description>Merhaba değerli okurlarım; 
  Bu yazımda sizlere günlük hayatta ismini fazlaca duyduğumuz bazı metallerin bitkiler içerisine girdiği zaman vücudumuza...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Merhaba değerli okurlarım;<br />
  Bu yazımda sizlere günlük hayatta ismini fazlaca duyduğumuz bazı metallerin bitkiler içerisine girdiği zaman vücudumuza verdiği faydalardan bahsedeceğim. Bahsedeceğim metaller bitki içerisinde miligram seviyelerinde bulunurlar ve artık; metal değil <b>mineral</b> ya da <b>kofaktör</b> olarak anılmaya başlarlar. Fazla ayrıntıya girmeden, bu minerallerin tıbbi yönden vücudumuza olan faydalarından kısaca bahsetmek istiyorum.<br />
  <br />
   <br />
   <br />
  <b>Demir:</b> Karahindiba yapraklarında ve ekinezya köklerinde oldukça yüksek miktarda rastlanılmıştır. 1 kg karahindiba yaprağı ve ekinezya kökü&#8217;nde 5 gr demir bulunmakta ve  Kekikte (<i>Thymus vulgaris</i>) bu miktar 1,5 gr&#8217; a kadar düşmektedir. <b>Demir eksikliğine bağlı kansızlıkta</b> kullanılabilir. 20 gr karahindiba yaprağı ya da 25 gr ekinezya kökü kaynatılıp içilirse kadınların adet kanamalarından kaybettikleri demir yerine konabilir. Fakat demir miktarı tür içerisinde yetiştiği ortama göre de değişiklik göstermektedir. Mesela karahindiba için ihtiva ettiği demir aralığı 31-5000 ppm olarak verilir. Ekinezya kökünde ise bu aralığın 700-4800 ppm arasında değişiklik gösterdiği kayıtlarda geçer. Pelinotu da denilen <i>Artemisia vulgaris</i> türünde ise; bu aralık birbirine daha yakındır ve dolayısıyla maksimum sınır, karahindiba ve ekinezyaya kıyasla daha düşük olmasına rağmen, arazi çalışmalarında pelinotundan daha fazla miktarda demir minerali elde edebilme ihtimalimiz oldukça yüksektir. <i>Artemisia vulgaris</i>&#8217;deki demir oranı 1200-3900 ppm arasında değişiklik göstermektedir. Bu da demek oluyor ki; bir bayanın adet kanamalarından kaybettiği demirin yerine konabilmesi için gerekli olan pelitotu miktarı günde 25-75 gr arasında değişiklik gösterir. 50 gr pelinotu almak daha akılcıdır. <br />
  <br />
  Değerli okuyucum; şunu da belirtmek isterim ki; demir, yukarıda bahsettiğimiz faydalarının yanısıra, <b>prooksidant</b> özelliğe de sahip olduğu için, fazlası<b>serbest radikal oluşumuna</b> sebep olacaktır. <br />
   <br />
   <br />
  <b>Çinko:</b> Bu minerali; <b>antiseptik</b>,  <b>antidiyabetik</b>, <b>kan durdurucu</b>, <b>tansiyon düşürücü</b>, <b>sperm sayısını artırıcı</b> ve <b>bağışıklık sistemini dengeleyici</b> olarak kullanabildiğimiz gibi; ülsere, sara hastalığına, şişmanlığa, egzemaya ve prostat iltihaplanmasına karşı da kullanabiliriz.<br />
   <br />
  Çinko mineralinin en fazla bulunduğu tür; <i>Lactuca sativa</i> (Marul) dır. Maruldaki çinko oranı 2,7-974 ppm arasında değişir.  Bu oranın <i>Aloe vera</i>&#8217;da en fazla 770 ppm &#8216;e kadar çıktığı gözlemlenmiştir.<br />
   <br />
   <br />
   <br />
  <b>Krom:</b> Miktar olarak az rastlanır. Yapılan çalışmalar neticesinde en fazla krom ihtiva eden türler; <i>Hibiscus sabdariffa</i> (Afrikabamyası, Karabamya) ve <i>Taraxacum officinale</i> (Karahindiba)&#8217; dır. Karabamya&#8217;nın çiçeğindeki krom miktarı 54 ppm iken, Karahindiba&#8217;nın yapraklarında bu miktar 50 ppm ile sınırlıdır. Yulafda (<i>Avena sativa</i>) ise bu oran 39 ppm&#8217;dir. <b>Antiaging</b>, <b>kalp koruyucu</b>, <b>obesite önleyici</b>, <b>şeker ve tansiyon düşürücü</b>, <b>yağ yakıcı </b>ve <b>insülin ürettirici </b>özelliklere sahiptir. <br />
   <br />
   <br />
  <b>Nikel:</b>  En fazla bulunduğu türler; soyafasülyesi(<i>Glycine max</i>)tohumu ve marul yapraklarıdır.<br />
   <br />
   <br />
  <b>Gümüş:</b> en fazla domatesde ve kızıl meşe köklerinde bulunuyor. Akmeşe, Marul, şeftali, fasülye tohumu ve maydanozda da rastlanılmış. Antibakteriyel ve kan durdurucu özelliklere sahip.<br />
   <br />
   <br />
  <b>Bakır:</b>  <b>Yorgunluğa</b>, <b>kansızlığa</b> ve <b>kemik erimesine</b> karşı kullanabildiğimiz gibi; <b>antidiyabetik</b> (2-4 mg/gün), <b>kalbi koruyucu</b>, <b>kolesterol seviyesini düşürücü </b>ve <b>bağışıklık sistemini dengeleyici</b> olarak kullanabiliriz.<br />
   <br />
  <i>NOT: Paranoid ve şizofrenioid kişilik bozukluğu olan hastalar kullanmamalı.</i><br />
  <br />
  Domateste (<i>Lycopersicon esculentum</i>) 0,4-100 ppm arasında, fındıkta (<i>Corylus avellana</i>) 13-82 ppm arasında, susamda (<i>Sesamum indicum</i>)14-56 ppm arasında ve fasülyede (<i>Phaseolus vulgaris</i>) 0,62-45 ppm arasında değişiyor.<br />
   <br />
   <br />
  <b>Alüminyum: </b>Ensefalopatiktir yani beyinde arazlara yol açıcı özelliği vardır. <b>Kandidisit</b>tir, kandida mantarını yok edici özelliğe sahip. Kadınlarda <b>vajina iltihabını önleyici</b>dir.<br />
  Dolayısıyla bu metal sadece <b>harici</b>(dermatolojik) olarak kullanılmalıdır.<br />
   <br />
   <br />
  Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere,<br />
   <br />
   <br />
   <br />
  Bilim ve dua ile kalın&#8230;<br />
  Biyolog Mustafa ERSÖZ<br />
   <br />
   <br />
  NOT: Bu yazının hazırlanmasında Dr. James Duke&#8217;nin online veri tabanından faydalanılmıştır.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Bio. Mustafa ERSÖZ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/bio-mustafa-ersoz/metallerdeki-sifa-270/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarı niçin bilinmiyor?]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-said-nursinin-mezari-nicin-bilinmiyor-269/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 06:23:47 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Beni toprakta aramayın zira ben ariflerin gönlündeyim( hz. Mevlana) 
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının bilinmemesi medyada her zaman polemik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Beni toprakta aramayın zira ben ariflerin gönlündeyim( hz. Mevlana)<br />
<b><u><font color="#0000ff"><br />
</font></u></b><br />
Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının bilinmemesi medyada her zaman polemik konusu oldu. Bediüzzaman'ın bu konuda net izahları olmasına, Nur talebelerinin bu nedenle mezar meselesini gündeme getirmemesine rağmen zaman zaman aynı konu gündeme getirilmekte. <br />
<br />
İşte bu konuda Sorularla Risale-i Nur sitesinde yöneltilen bir soru ve cevabı: <br />
<br />
<b><u>Soru: </u></b><br />
<br />
Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının yıkılacağını bilmesi ve bununla alakalı talebelerine vasiyet etmesindeki hikmet nedir? Üstad'ın şu an mezar yeri belli olsaydı ve insanların diğer islam büyüklerinin mezarlarını ziyaret ettigi gibi onun mezarını da ziyaret etseydi ne gibi bir sakınca olabilirdi ki? <br />
<br />
<b><u>Cevap: </u></b><br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi, hayatta iken de diğer büyük zatlardan farklı olarak bir tarz ortaya koymuştur. Bunun nedeni ise çağın gereği ve ihtiyacından kaynaklanmıştır. Eskide şahıs zamanı idi ama içinde bulunduğumuz asır ise şahıs zamanı değil, şahsı manevi zamanıdır. <br />
<br />
Mesela Komünizim, Sosyalizim, Sekülerizim, Liberalizm gibi manevi şahıslar ortaya çıkmış ve dine hücum etmişlerdir. Bunlara karşı verilecek cevabın da aynı sistemle olması lazımdır. Diğer taraftan eskiden devletler bir şahısla -Kral, İmparator, Padişahlıkla- idare edilirdi. Yani şahıs ön plandaydı. Ama asrımızda artık bu sistemler de değişti. <br />
<br />
Şahıs yerine şahsı manevi olan meclisler, parlementolar kuruldu. Dolayısı ile Üstadımız da zamanın gereği olarak, dikkatleri kendine değil, şahsı meneviye çekmeye çalışmıştır. Bunu yaşarken yaptığı gibi, ölümünden sonra da yapmış oluyor. Zaten kendisi de vefatından önce mezarının bilinmemesi gerektiğini söylemiş ve hatta haber vermiştir. Dediği gibi de olmuştur. Hayatta iken teveccühten rahatsız oluyordu. Vefatından sonra da bu rahatsızığı yaşamak istemediğini ifade etmiştir. <br />
<br />
Bediüzzaman, arkasında bir halife değil, Risale-i Nur Külliyatı gibi bir hazineyi bırakarak Hakk'ın rahmetine kavuştu. Hayatta iken, arzu etmediği bir hususun vefatından sonra gerçekleşmesini asla istemedi. Önce, gereksiz kabir ziyaretinin yapılmaması ikazında bulundu. &quot;Dostlar uzaktan ruhuma fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum&quot; dedikten sonra, kendisini Nurlara vakfetmiş birinin kabri başında nöbet tutarak, lüzumsuz ziyaret edenlere bu hususu bildirmesini ister. <br />
<br />
Emirdağ Lahikası'nda yer alan, talebelerine yaptığı son dersinde ise, daha dikkat çekici ifadelere yer verir. <br />
<b><i>&quot;Benim kabrim gayet gizli bir yerde... bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.&quot; </i></b><br />
<br />
Evet, Bediüzzaman'ı arayan Risale-i Nur sayfalarında bulabilir ve sohbet edebilir. Ruhuna fatiha göndermek isteyen herkes, bulunduğu yerde okumak suretiyle (mezarına uğramasına gerek kalmadan) gönderebilir ve göndermelidir.<br />
 <br />
Allah'a emanet olunuz...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/bediuzzaman-said-nursinin-mezari-nicin-bilinmiyor-269/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BAL ARILARININ SONBAHAR BAKIMI</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bal-arilarinin-sonbahar-bakimi-268/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 08:05:00 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Yazıma başlarken herkese sağlık,sıhhat ve afiyet dilerim.Malum Ekim ayındayız ve de önümüz kış.Bu itibarla kışlatılacak bal Arı'larında mutlaka bakım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Yazıma başlarken herkese sağlık,sıhhat ve afiyet dilerim.Malum Ekim ayındayız ve de önümüz kış.Bu itibarla kışlatılacak bal Arı'larında mutlaka bakım gerekir.Elzem olan Arı kolonilerinin Ege ve Akdeniz'in sahil kesimlerine indirilmesidir.Ancak gerek maddi imkansızlıklar,gerekse de başkaca nedenlerle de olsa bu imkan dahilinde olmaktadır.Önemli olan kışı en az zayiatta bahar'a çıkarmaktır;Bu itibarla bazı tedbirler almak gereklidir.Öncelikle Kovan istikametleri Doğu-batı istikamette olmalı,Kışlatılacak alan rutubetten ari,dere ve vadi içleri olmamalıdır.Öte yandan aşırı rüzgar ve tepe üstleri de kışlatılacak arı kolonileri için uygun değildir.Mümkün mertebe bir sundurma altı;yağmur ve kar almayacak yerler en uygun alan olarak nitelendirilebilir.Bal arılarına kışı geçirecek yeteri kadar bal bırakılmalıdır.Kışa girecek arılara mutlaka varova parazit ilacı mutlaka verilmelidir.Öte yandan,anasız kovanlar mutlaka kontrol edilmeli ve analı kovanlarla birleştirilmelidir.Kovandaki boş kavrarlı petekler mutlaka alınmalı ve bölme tahtası yada bir şeker çuvalına boş bir çıta dolandırılarak kovan daraltılmalıdır.Daha önce bu sitede yazmış olduğum Teknik arıcılık ve Ana arı yenileme işlemleri mutlaka yapılmış olmalıdır.Kışı soğuk geçen bölgelerimizde; Kovan kapağı ile çıtalar arasına mutlaka örtü konmalıdır.Bu iş için şeker çuvalı en ideal örtüdür.Bu örtü üzerine duruma göre bir kaç kat temiz gazete kağıdı konulması;Hem rutubeti alır,hem de kovan ısını dengelemede yardımcı olur.Kovan uçuş delikleri bir naylon parçasıyla daraltılır.Bu işlem hem kovana yağmacı arı,hem de yabani böcek,sinek,arı ve güvelerin kovana girmemesi açısından bal arısına avantaj sağlar.Öte yandan Ege ve Akdeniz bölgesinde şu an mevsimsel yağışlar olmaktadır.Buda kazgan,püren,Harnup gibi bal arısına faydalı bitkilerin açması demektir.Bu bitkilere kolonilerin taşınması tavsiye edilir.Ancak burada da yağmacılığa ve ayılara,özellikle iki ayaklı hırsızlara dikkat edilmesi önerilir.Nakliye esnasında dikkat edilmesi, bal arılarının boğulmaması için gerekli tedbirlerin alınması, ayrıca nakliyeden önce yetkili kurumlardan gerekli belge ve müsaadenin alınması önemlidir.Öte yandan basınımızca da sık,sık gündeme getirilen Bal arısı yüklü araç kazalarının olmaması için,koloni sahiplerinin sürücüleri sık,sık uyarmaları,gerekli hallerde çift şoför bulundurmaları ve de ara,sıra mola vermelerini tavsiye ediyorum.Kayıpsız ve zayiatsız bir kışlatma dileğimle.... Sağlık ve esenlikler dilerim.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bal-arilarinin-sonbahar-bakimi-268/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>SİGARAYA PAYDOS DİYEBİLDİK , PEKİ DAHA TEHLİKELİ OLAN BAĞIMLILIKLARIN FARKINDA MIYIZ ?</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/karden/sigaraya-paydos-diyebildik-peki-daha-tehlikeli-267/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 12:55:26 GMT</pubDate>
			<description>Dünya 21. yüzyılı yaşarken, toplumların her konuda son derece hızlı bir değişim ve gelişim içerisinde olduğunu görmekteyiz. Geleneksel metotlarla,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Dünya 21. yüzyılı yaşarken, toplumların her konuda son derece hızlı bir değişim ve gelişim içerisinde olduğunu görmekteyiz. Geleneksel metotlarla, çağımızdaki yaşam koşullarına ayak uydurmamız ve kendimizi geliştirmemizin mümkün olmadığı hepimizin malumudur. Küreselleşen dünyamızda gelişmiş toplumların gerisinde kalmadan arzu edilen refah seviyesini yakalamamız için yenilikleri çok iyi takip etmemiz ve her alanda kendimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla arzu elden gelişmişlik düzeyinin yakalanabilmesi için, bilgi ve teknoloji güdümünde yapılan çalışmalarla birlikte, disipline edilmiş ve eğitim düzeyi yüksek bir toplumun yaratılması zorunludur. Ekonomik güce dayalı olarak gelişen ve küreselleşen dünyamızdan kendimizi soyutlamamız mümkün olmadığına göre, bizlerin de; devlet ve milletçe gelişmiş olarak dünya arenasında yerimizi her hal-ü kârda almamız gerekmektedir.<br />
&#8220;İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi&#8221; her ne kadar 10 Aralık 1948 yılında imzalanmış ise de, güçlü devletlerin gayri samimi olan liderleri kendi çıkarları doğrultusunda bir dünya siyaseti geliştirdiklerinden, geçen bunca zamana rağmen İnsan Haklarının hiç de iyi korunamadığına şahit olduk. Söz konusu dünya liderleri gerek gördüklerinde diğer devletleri de baskı altına alarak susturmuş ve insan haklarını hiçe sayarak insanlık tarihi çoğu kez hançerlenmiştir. <br />
Kendilerine kimsenin güç yetiremeyeceğini zanneden bu zorba liderler, yapmış oldukları hatalı uygulamalar sonucunda, toplumsal güveni kaybetmiş ve sonuçta büyük bir nefret kazanmış olarak siyasi arenadan çekilmek zorunda kalmışlardır. Son yıllarda bazı sağduyulu liderlerin iktidara gelmesiyle, dünyanın daha iyi yönetildiği dönemler olmuştur. Gerçekten demokrasiye inanmış olan güçlü devlet liderlerinin tüm dünya devletlerini birlikte kucaklaması sonucu; Dünya Sivil Toplum Örgütlerini ve dünya basınını da arkasına alarak ortaya koydukları güç sayesinde, topluma zarar veren baskıcı liderlerin dayatmalarının, artık eskisi gibi etkili olmadığı görülmüştür. <br />
Bu gelişmelere paralel olarak, çağımızda gücünü iyiden iyiye hissettiren &#8220;toplumsal gücün&#8221; çalıştırılmasıyla, sigara konusunda başlatılmış olan mücadelede büyük bir mesafe alınmıştır. Ayrıca, tıbbın ve iletişim araçlarının gelişmesiyle daha da bilinçlenerek çığ gibi büyüyen toplumun destekleri sayesinde, olur olmaz yerlerde sigaranın içilmesine gem vurulmuştur. <br />
Sakin kafayla düşündüğümüzde, &#8220;sigaranın bu kadar imrenilecek nesi var ki?&#8221; diyebiliriz. Lakin bunu gelin de bir tiryakiye veya sigaraya yeni başlamış birisine sorun! Sigaranın zararlarını anlatarak onları ikna etmemiz mümkün olmadığı gibi, içmemesi yönünde bir telkinde bulunulduğunda dahi bunu hakaret kabul edecektir. Aklı ergenleşmemiş olanlara bir şeyi anlatmanın ve kabul ettirmenin zorluğu bir yana, eski tiryakilerin de &#8220;hadi oradan!&#8221; demelerine muhatap kalmamak için bunca yıl sigara içenlere karşı koyamayarak, aynı mekânlarda sigara dumanını hep birlikte soluduk. <br />
Her konuda olduğu gibi, sigaranın bıraktırılması konusunda da daha etkili olabilmek için söyleyiş adabının ve usulünün çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Yine, uyarmaya çalıştığımız kişilerin ters tepki vermemesi için, onların da adap ve usullerin bilincinde olması gerekmektedir. Aksi takdirde iyi niyetle yapılan tüm girişimler ters teperek verilen emekler heba olduğu gibi, hiç yoktan kırgınlıklara sebebiyet verilmiş olacaktır. <br />
Sigaranın bırakılmasına yönelik olarak, zararları konusunda tiryakilere yapılan nasihat ve telkinleri şöyle bir düşündüğümüzde, toplumun bu kadar ciddi olarak çaba gösterdiği ikinci bir konu olmadığı kanaatindeyim. Sağlık yönünü bir tarafa bırakalım, kokusu ve çevresine verdiği zararın dışında, çirkin görüntüsünü de sinelerimize çekerken, sigara bağımlılarına gösterilen bunca sabrı takdir eden bir tiryakinin olduğuna da inanmıyorum.<br />
Aslında bunlara sabır gösterilmesi de gerekmiyordu. Ne yazık ki, çoğu zaman şikayetlerimizi dile getirdiysek de derdimizi anlatmamız mümkün olamamıştır. Bu işin çözümü için; ya toplumsal bir konsensüsün sağlanması veya kamu baskısının güçlü bir şekilde ortaya konması gerekmektedir. <br />
Zararlı alışkanlıklara karşı mücadelede etkili olmak için, uygun bir zaman ve zemine ihtiyaç vardır. Zaman ve zemin iyi seçildiğinde karşı tarafın itiraz etme gücü kendiliğinden kırılarak direnme kabiliyeti ortadan kalkmaktadır. Geç de olsa, uygun zamanı ve zemini toplum yakalayarak, dövüş ve kavgalara yer bırakmayacak şekilde sigaraya karşı ciddi bir mücadele başlatılmıştır. <br />
Yaklaşık olarak 72 milyon olan ülke nüfusumuzdan 15 yaş üzerindekilerin neredeyse yarısına yakını sigara bağımlısı olup, bunların ekserisi bağımlılıktan kurtulmak istemesine rağmen kendilerine söz geçirememenin sıkıntısı ile daha da çok içmekte teselli bulmaktadır. Bunların bağımlılıktan kurtulduklarını varsayarak içmeyenlere dahil ettiğimizde nüfusumuzun %75-80&#8217;inin sigaraya karşı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda tam bağımlı olarak sigarayı içen ve içilmesini savunanların oranı %20 &#8211; 25&#8217;lerde kaldığı halde, kanunun yürürlüğe girdiği 19 Temmuz 2009 tarihine kadar sigara içenlerle aynı mekânları paylaştığımızdan içilen sigaranın dumanını hep beraber soluyarak verdiği zararları da birlikte paylaşmış olduk. Ne kadar direnilmişse de, sigara dumanından kendimizi korumamız mümkün olmamıştır.<br />
Dünyadaki diğer toplumların da yakın tarihe kadar aynı kaderi paylaştıkları aşikardır. Böyle bir zulme kimsenin hakkı olmamalıydı. Çok büyük bir hatadan dönülerek, bu konuda toplumsal gafletin ön ayaklarının bir şekilde kırıldığına inanıyoruz.<br />
Sigara tiryakisi olanlar; sigara dumanına son derece duyarlı olan yeni doğmuş bebekleri, yaşlı ve hasta ebeveyinleri ile körpe çocuklarını dahi hiç düşünmeden ve her hangi bir kısıntıya gitme gereğini de duymadan bir marifetmiş gibi sigara içmeyi inatla sürdürmekten geri kalmadılar. Yaşadığımız mekânlardaki tüm objelerin dokularına kadar işleyen berbat kokusu ve dumanının verdiği kirliliğe bu güne kadar nasıl da tahammül edildiğine şaşıyoruz.<br />
Üzülerek ifade ederim ki; şahsım itibariyle 20 yıl boyunca tam bir tiryaki olarak sigara içtim ve kendimle yapmış olduğum zorlu bir iç savaş sonucu sigarayı bıraktığım 1989 yılına kadar içtiğim sigaranın bende bıraktığı hiçbir güzel hatıranın olduğunu hatırlamıyorum.<br />
Basında ve toplumsal alanda yıllardır sigaranın zararları tartışılarak bu güne gelindi ve neticede içilebilecek ve içilemeyecek mekânlar belirlenerek uyulması gereken kurallar kanun nezdinde toplumun önüne kondu. Artık geriye dönüşün olmaması için hepimizin bu kurallara uyması ve uymayanların da uyarılması gerekmektedir. Bu mücadeleye destek vermenin bir insanlık ve vatandaşlık görevi olmasının yanı sıra &#8220;Avrupa Birliği Müktesebatı&#8221; açısından da ayrıca önem arz ettiğini belirtmek isterim. Artık sigara içmenin ayıplandığı ve yadırgandığı çağı yaşamaktayız ki, halen bunu kabullenmekte zorluk çekenler mevcut ise de, artık kimse kusura bakmasın. Bu tarihten itibaren sigarasız bir yaşamın kabullenilmesinin zaruri olduğu ve bu çirkin oyunun bittiği noktadayız ! <br />
<br />
Toplumun sigara içme konusundaki duyarlılığına, devlet de gerekli desteği vererek sigaraya karşı açılan savaş; barışa dönüştürülmüş ve büyük bir zafer kazanılmıştır. Bu barışın yaşatılması için toplumsal desteğimizi sürekli ve etkili bir şekilde sürdüreceğimize inanıyorum. <br />
<br />
(*)Sigaranın dışında; BAĞIMLILIĞI TEHLİKELİ BOYUTLARA ULAŞMIŞ ve sinsi sinsi topluma büyük zarar vermeye başlayan, yeni çağın teknolojisi sayesinde tanışmış olduğumuz bilgisayar, internet ve cep telefonu gibi haberleşme kompleksinin, yanlış kullanılması sonucu geleceklerini karartan bunca insana ne demeli.<br />
Bu gün için milli ve manevi değerlerimizi, sigaradan daha çok tahrip etmeye namzet olan ve hepimizi ciddi olarak ilgilendiren son derece kötü başka alışkanlıkların mevcudiyetini bilemezlikten gelerek, genç nesillerin önemli bir kısmının, ihmale kurban edemeyiz.<br />
Toplum olarak savaş açılması gereken o kadar çok problemlerimiz var ki, bunların başında ilk olarak, malumunuz üzere cehalet gelir. Cehaletin ortadan kalkması için de, toplum olarak çok iyi bir eğitim süzgecinden geçmemiz gerekir. Gelecek nesillerimiz, devletin eğitim kurumlarında gereği gibi eğitilmezse, birileri devreye girer ve kendi emellerine hizmet ettirmek üzere bir gençlik yetiştirir. Buna engel olmak için milletçe ve devletçe seferber olmayı milli bir görev kabul edip sabırla yapacağımız mücadele sonunda toplumsal problemlerimizin çoğunu aşacağımıza inanıyorum. Bu konuda topluma çok büyük görev düşmektedir. Zira halkın desteklemediği hiç bir projenin başarıya ulaşması mümkün değildir. Devlet, toplumsal desteği arkasına alarak eğitim konusundaki çalışmalarını hassasiyetle ve sürekli bir şekilde sürdürmelidir.<br />
Gençlik döneminin talepleri çok değişken ve kaygan olduğu için genellikle gençlerin bu dönemde daha çok hata yaptıklarını görüyoruz. Gençlerin en verimli ve alımlı çağlarının; öncelikle bilgisayar, internet ve cep telefonu gibi çağımızın teknoloji araçlarının yanlış kullanılmasından dolayı, atâlete dönüştüğünü ve bu felakete kimsenin aldırmadığını veya cesaret edip bu tehlikeyi ciddi olarak gündeme getiremediğini üzülerek ifade etmekteyim.<br />
İnternet, bilgisayar ve cep telefonunun kötü kullanımı o kadar güçlü ve tehlikeli bir bağımlılık yapmaktadır ki; buna kendini kaptıranlar adeta çevresiyle ilişkisini koparmakta, birinci derecedeki görevlerini dahi yerine getirmede duyarsızlaşmakta ve sadece kendi iç dünyası ile ilgili uğraşlarla yaşamını sürdür hale gelmektedir. Dolayısıyla, gelecekle ilgili maddi ve manevi hiç bir endişe taşımaz hale gelerek saatlerce bu cihazların başında vakitlerini boşa geçirmektedirler. Geri dönüşü olmayan ve som altından daha kıymetli olan &#8220;ZAMAN&#8221; ın, özellikle gençlik döneminde bu şekilde heba edilmesi gerçekten endişe verici bir durumdur! Zamanı bu şekilde, hunharca katleden bir gençliğin geleceği konusunda endişe duyulmaması mümkün değildir. Dolayısıyla, ihmal edilmeden ve daha fazla geç kalınmadan bu konuya ilgili gerekli tedbirlerin alınması kaçınılmazdır.<br />
Bizler, bilgi ve iletişim çağındaki teknoloji icatlarını son derece önemsiyor ve toplumların hızlı gelişmesinde belirleyici unsur olduğunun ve yeni teknolojileri kullanamayanların da bu günkü çağa ayak uyduramayacaklarının bilincindeyiz.<br />
Ancak; yüksek tahsil yapmış olsa dahi, başıboş bırakılan gençlerin çoğunun, iradesine hakim olamayarak, internet ve bilgisayar konusunda bağımlılık derecesine varan bir felâkete sürüklendiğini üzülerek müşahede etmekteyiz. <br />
Sigara bağımlılığının insan sağlığına verdiği zarardan daha fazla, bilgisayar, internet ve cep telefonu kompleksine bağımlı hale gelenlere vereceği zararı, geç kalmadan toplumun görebilmesi gerekir. Zira, bu bağımlılığın neticesinde kişiler, ailedeki sorumluluklarını dahi unutturarak şahsiyetlerinin zayıflaması sonucu, sadece kendi egosunu tatmin etmekle yetinen birer kişiliğe bürünmektedirler. Sakın hiç kimse benim çocuğum bu duruma düşmez demesin! Toplumca çok uyanık olmamız gerekmektedir.<br />
İnsanlara zarar veren alışkanlıklar sadece yukarıda belirtilen konulardan ibaret de değildir. Ancak, acilen tedbir alınması gereken problemler bunlardır. Devlet olarak, özellikle eğitim konusundaki duyarlılığın daha da artırılması sayesinde bu sorunların, &#8220;sürekli ve kaliteli eğitim programları&#8221; ile desteklendiğinde, çok kısa zamanda aşılacağına inanıyoruz.<br />
Sağlık Bakanlığı&#8217;nın sigara konusunda yapmış olduğu devrim niteliğindeki uygulamanın bir benzerinin; Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nca bilim çağının anahtarı olan bilgisayar, internet ve cep telefonu gibi iletişim araçlarının kullanımı konusunda da ortaya konması, ülkemiz için çok gerekli ikinci büyük bir &#8220;devrimin&#8221; yapılması anlamına gelecektir. <br />
Gerekli önlemler alınmadığında, teknoloji çağının insanlara sunmuş olduğu söz konusu bu harika cihazların yanlış kullanımı, onları birer canavara dönüştürecektir. Gerekiyorsa ki; böyle durumlarda mutlaka gerekmektedir; psikolog ve rehber eğitimciler devreye sokularak bu işin ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir. Teknolojinin bu gibi tehlikeleri yanında, verimli nesiller yetiştirilmesi ve eğitilmesi konusundaki katkısı ve gerekliliği göz ardı edilemez. Toplumsal düzenin sağlanması için, mutlak eğitimli nesillere ihtiyaç vardır. Eğitimsiz toplumların kaderinde çözümsüzlük ve kargaşa yatar. Bilgi çağını iyi değerlendirip modern ve gelişmiş bir toplum olarak dünya devletleri arasında yerimizi almadıkça, maddi-manevi hiçbir konuda başarı sağlayamayacağımız ve arzu edilen huzura kavuşamayacağımız çok açıktır.<br />
Toplumun en kıymetli nüvesi olan; anne, baba ve evlat üçlüsü tarafından temsil edilen AİLENİN: bir ayağı sakat olursa; topal olur, iki ayağı sakat olursa; yıkılır, üçüncü ayağı da sakat olursa; yok olur. Ailenin yok olması, toplumun yok olması demektir. <br />
Hayat, sorumluluk bilincinde olanlara karşı son derece cömertken, yanlış yapanlara karşı da, son derece acımasızdır.<br />
Hepimizin gayesi, yanlışlıkları asgariye indirilmiş ve sorumluluklarının bilincinde olan güçlü ve dinamik bir nesil yetiştirmek ve topluma düzenli ve huzurlu bir hayat sunmak olmalıdır.<br />
<b>Cemil DOĞAN</b><br />
<br />
(*) Başkalarına zarar vermedikçe, kanunda belirtilen yerlerde sigara içenler ile internet bağımlılarını bu eleştirinin dışında tuttuğumuzu özellikle belirtmek isterim.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>karden</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/karden/sigaraya-paydos-diyebildik-peki-daha-tehlikeli-267/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BİR GERÇEĞİN TESPİTİ (ÇOCUKLARIMIZ)</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/karden/bir-gercegin-tespiti-cocuklarimiz-266/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 12:53:21 GMT</pubDate>
			<description>GİRİŞ: Aşağıda verilen makale, yeni konuşmaya başlayan çocuklardan başlayarak, ilköğretim okulu ve lise çağındaki gençler için geçerli olup, her...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>GİRİŞ: Aşağıda verilen makale, yeni konuşmaya başlayan çocuklardan başlayarak, ilköğretim okulu ve lise çağındaki gençler için geçerli olup, her evladımızın başına gelecek tehlikeleri içermektedir.<br />
Bilhassa genç anne ve babaların özellikle üzerinde durmaları gereken çok önemli bir konudur. Bu konuda geç kalan aileler büyük bedel öderler.<br />
Lise son sınıfına gelen çocuklar, aileden ve okuldan almış oldukları eğitim ile çevreden almış oldukları davranışlara göre şekillenmiş olduklarıdan, elde edilen alışkanlıkların değiştirilmesi ve islah edilmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir. Ağaç yaşken eğilir, insan çocukken eğitilir. <br />
EVET:<br />
ÇOCUKLARIMIZ; son 20 - 25 yıldan bu yana, aman özgür olsunlar, aman hiç bir şeyden mahrum kalmasınlar, çevreden baskı hissetmesinler diyerek; bencilliğe, sevgisizliğe, zahmetsiz elde edilmiş bolluğa ve başı boşluğa itildiler. Alabildiğine sınırsız bir hoşgörü anlayışıyla yetiştirilen bu çocuklara, ailesinin alım gücünü aşan düzeyde; paraysa para, arabaysa araba, giyimde ise en lüks markalı giyeceklere kadar ne istedilerse verildi.<br />
Gençler bu yüzden; rahatlığa, kolay yaşamaya ve bol paraya alışırken, sorumsuz hale gelerek kabulü mümkün olmayan kötü alışkanlıklar da edindiler. Sonuçta; saygı, sevgi, acıma, koruma, yardımlaşma ve paylaşma duyguları gelişemedi. Çünkü küçüklüklerinden beri canlarının istediği her şeyi anne ve babalarına kolayca yaptırmaya alışmışlar. Aldıramadıkları zamanlarda ise değişik şantaj oyunları ile aileleri üzerinde baskı kurarak dediklerini yaptırmanın yollarını buldukları gibi, bu durum zamanla alışkanlık haline gelerek, sorumluluktan uzak haylazlığa özenen bir nesil oluşmuştur.<br />
Son yıllarda gençlerde görülen davranış bozukluğu endişe verici en büyük hastalıklardan biri olarak karşımıza çıktığı inkar edilemez. Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli faktörler; inançsızlık, bilgi yetersizliği ve eğitim noksanlığıdır. Bunlar büyük bir eksiklik olup, çoğu gençlerimiz karşılaştıkları sorunları bu noksanlıklardan dolayı kendi başlarına çözemeyince, sorunlar zamanla büyüyerek bunalıma girilmekte ve bu hastalığın kurbanı olmaktadır.<br />
Sağlam bir bilime ve eğitime dayanmayan, çocuksu duyguları ön plana çıkaran gençlerin bir kesimi; kendileri için çok önemli olan hayati konularda dahi ilgisiz kaldığından, kafalarında tasarladıkları üretken olmayan kısır bir döngü ortamında bunalıp kalmışlardır.<br />
Büyüklerini hiçe saymak ve yaşlıları alaya almak gibi, sosyal ve çağdaş toplumların hiç bir zaman bağışlayamayacağı bozuk davranış şekilleri de ayrıca bunlara eklenerek, bu tip gençler evlilik yaptığı zaman, düzensiz ve sorumsuz davranışları yaşantılarına da yansıyarak daha henüz evliliklerinin ilk cicim aylarında dahi &#8220;hasta aile kurumunun&#8221; doğuşuna sebep olmaktadır. Moda adı altında; sloganlı konuşmalar ve göstermelik yaşam şekilleri, çok kısa zaman içerisinde çekilmez hale gelerek, çıkara dayalı ilişkiler toplumda çatışmalara dönüşerek çok üzücü olaylara neden olmaktadır. <br />
Bu tip yaşantıya özenenler doğal olarak, toplum içerisinde arzulanan yaşam düzenini kuramayınca, çevresinde mutlu yaşamakta olan yakınlarına saldırma fırsatı arar hale gelmektedir. Bu kabul edilemez yaşam tarzını, çağdaşlığın vazgeçilmez uygar göstergesi şeklinde algılayan gençlerin çoğaldığını üzüntüyle seyretmekteyiz. <br />
Genel olarak gençlik dönemi çok kaygan bir zeminde geçtiği bilinmelidir. Kendilerini bekleyen bin türlü tehlikeyi de göremeyen bu gençlerin, büyük bunalımlara düştüğünü ve bunun içerisinden çıkamayarak evliliklerinin çok kısa zamanda yıkıldığını görüyoruz. Arzulanmayan bu olaylar karşısında, her düşüşte aldığı yaraların izleri daha geçmeden ve acısı dinmeden, yeniden daha sancılı bir olayın içerisine düştüğünü ve daha da ağır yaralar aldığını görmekteyiz.<br />
Henüz körpe çağda oldukları bu dönemde, günümüz teknolojisinin kendilerine sunduğu, çağdaş olmayan ve eğitimden uzak, televizyon, internet ve cep telefonu üçgeninin maharetlerine yakalanarak, kendilerini kontrol edemeyen gençler üzerinde çok ciddi bağımlılık etkisi yaparak, acımasızca içerisine çekmektedir. Bu büyük sorun, hem erkekler hem de kızlar için geçerlidir.<br />
Öte yandan hızla şehirlere akın eden ailelerin çocukları kente geldiğinde, aileleri tarafından kontrol altında tutulamadığından, ailelerinden ayrışarak yalnız başına hiç tanık olmadıkları ortamlara bilmeden düşmektedir. <br />
Öbür taraftan eğitim sistemine ayak uyduramayıp tahsillerini yarıda bırakan disiplinsiz ve mesleksiz kalabalık bir gençlik gurubu oluşmaktadır. Kullanılmaya çok müsait hale gelmiş bu gençler, şehirlerde yuvalanmış şer güçler ile bir araya gelerek oluşturdukları potansiyel güçle çevreye zarar verdikleri bilinmektedir. Başıboş olan bu gençler, özellikle bir araya getirilerek bunlardan faydalanan şer güçler, &#8220;sonu hüsranla biten kara günlerin aktörlüğünü yapmakta olduğunu&#8221; hiç bir zaman unutmamalıyız.<br />
Bilindiği gibi, şehir gençliğinin önemli bir kısmı, artık anne ve babanın kontrolünden çıkmıştır. Aralarında hiç akrabalık bağı olmayan bu gençler, (kızlı-erkekli) bir araya gelerek birlikte yaşama modeli oluşturmakta ve bu yaşam modelinin yürümesi için para; mutlaka ana araç olup bunu sağlamak için se, olur olmaz yerlerde çalışarak para temin etme zorunluluğu, geleceğe açılan tüm güzel kapıların kapanmasına da maalesef model olmaktadır. <br />
Gençlerin bulunduğu bu çağda, kendilerini bekleyen tehlikeleri ve sorunları anlatarak, onları ikna etmek günümüzde artık mümkün olmamaktadır. Bu tip yaşam tarzını kabul eden gençler, başkalarının üzerinden geçinen çıkar peşindeki güçler tarafından özel olarak yetiştirilmiş figüran yakışıklı genç erkekler ve güzel çöpçatan kızlar tarafından kandırılarak ahlaki kurallara uymayan, tamamen kendi emellerine hizmet edecek şekilde alıştırılmaktadır. <br />
Bu çıkar peşindeki guruplara yeni katılan söz konusu toy gençler, tecrübe yönünden donanımsız olduğundan çok kolay kullanılır duruma gelmektedir. Ayrıca, yoldan çıkarılmış bu gençler, arkadan gelen tecrübesiz yeni gençleri de kendilerine çekerek, guruplar halinde yapılan eğlenceye yönelik partilerde; geyik sohbetleri, içki ve uyuşturucu kullanma alışkanlığına sürüklenmektedir. <br />
Gayet ustaca kendilerine sağlanan ve sunulan bu renkli ortamlarda, çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı ilaçlar toy gençlere verilerek, akıl almaz çirkin tekliflere hoşgörü ortamı yaratılmakta ve gençlerin birçoğu, dönüşü olmayan ahlaki bozuklukların içerisine çekilmektedir.<br />
Okula gidiyorum, dershaneye veya ders çalışmaya arkadaşıma gidiyorum diye evden çıkan gençlerin aileleri uyanık değilse; bir müddet sonra çocuklarınızı dersten ve evden kopmuş, paradan başka, anne ve babalarını dahi tanımayan problemli hale gelmiş gençlerin arasında bulursunuz.<br />
Çocukların eğitiminde, gerekli tedbirler zamanında alınmamışsa ve bu konularda geç kalınmışsa, genellikle bunun bedeli çok ağır ödeniyor. Böyle bir manzara ile karşı karşıya kalmamak için işi baştan sıkı tutmak gerekir. Aksi halde son pişmanlık fayda vermez. <br />
Duygusal olmamak kaydıyla, anne ve babalar çocuklarınızın sorunlarını birlikte paylaşmalısınız. Şayet acıma hissi ile onlara yaklaşıp pes edeceğinizi sezdirirseniz; sizlere hiç acımayan, şımarık ve sorumsuz bir evlat örneğini karşınızda bulursunuz. <br />
Çocuklarınızın ilk hatasının telafisi çok basit olabilir, ikinci hatasının telafisi de ümit verici olabilir. Ancak hata üçe çıkmış ise, sorunun çok büyük olduğu kaçınılmazdır. Ayrıca bu duruma gelmiş bir çocuğun yaşamına, yalan söyleme alışkanlığı da eklenmişse, ilk yapılacak iş kesinlikle gerekli tedavi için ilgili kurumlara başvurmaktır. <br />
Çocuğumuzun sorunlu olduğunu kimse anlamasın, haylaz ve sorumsuz damgası yemesin felsefesini güdenler az değildir. Bunun delilikle ilgisi yoktur, sorun tamamen yanlış eğitimden kaynaklanmakta ve erken harekete geçilirse tedavisi mümkündür. <br />
Çocuklarınızın yetiştirmesi konusunda yanlış yapmaya devam edilirse, zamanla bunun yol açacağı sorunların birikmesi ile vuku bulacak bir sorun, bin deliyi aratır duruma gelecektir. Psikiyatri tedavisi bir delilik olayı değildir. Ancak, bir tedavi aracıdır. İhtiyacı olan çocukları bu tedavi yönteminden kaçırmak ise en büyük deliliktir.<br />
Yanlış uygulamalarla koskoca bir bencilliği gençlere bilmeden armağan eden aileler, şimdi çocukları tarafından terk edilmeye başlanmış ve artık onlara söz geçiremez duruma gelinmişse, neticede çok vahim bir sona yaklaşılmış demektir.<br />
Biçare anne ve babalar, böylelikle çocukları ile birlikte kader ağına düşmüş olup, suskun bir bekleyişle ciğergah olmaktadır. İçleri kavrulup küle dönüşmüş halleri ile bu aileler, çocuklarını kurtaracak birilerinden medet beklemeye koyulurlar. Ancak, vakit çok geç, inanmak istemeseler de gerçek gelip çatmış ve evlat elden gitmiştir. <br />
Peki, bu düzeni kim düzeltecek, bu çaresiz gençliği kim kurtaracak? Genel olarak sistemi bozanın, bugüne kadar tekrar düzeltebildiği ve kurtarıcı olabildiği görülmemiştir.<br />
Sonunda, çocuklarının suçlarını gizlemek uğruna, aileler susup sinmeleri üzerine, gençler de kendi kaderlerine terk edilmiş olurlar. Bu durumda; ailesinden ve töresinden uzaklaşan gençler, karşılaştığı ve içine düştüğü bataklığa gittikçe saplanarak kurtulma şansını da kaybederler. Bu tip gençler mücadele gücünü de tüketmiş olduğundan, bulundukları ortama teslim olurlar. Bunlar bozuk düzenin birer parçası haline gelerek kadere boyun eğmiş çaresiz gençlerdir. Bu yaş; insanın körpe yaşıdır, zekasının oynak devresidir. Genellikle kafasının hükmettiği şekilde davranarak başarıya ulaşacağına inanıyorsa da, edinmiş olduğu yanlış alışkanlıklar etrafında bocalamaktan ileri gidemezler.<br />
Doğruyu göremeyen, kendisine rehber tayin etme olgusundan uzaklaşan, paylaşımdan kaçan, ferdiyetçiliği bir marifetmiş gibi göstermeye çalışan ve kendilerini çok açıkgöz sanan bu gençler; yanlış tutumlarından dolayı helak olup gitmektedir. Hiçbir şey olmamış gibi bu durumu seyretmemizi bekleyenler var, olur mu, buna hangi anne-baba seyirci kalabilir.<br />
Ebeveynlerinin gençlerden istedikleri tek şey; geçim için gerekli maddi imkana sahip olmuş, ailesiyle birlikte güzel ve dengeli bir düzen içerisinde yaşamlarını sürdürmeleridir. Acele etmeden, etrafındaki tehlikeleri de bertaraf ederek sağlam zemin üzerinde yürüyen evlatlarını yetişmiş olarak görmek; ebeveynlerin en büyük beklentisi ve hakkıdır da.<br />
Ebeveynler olarak elbette; miskin, tembel ve içine kapanmış gençlik istemiyoruz. Ancak, zamanı gelince geceleri yatmayan, gündüzleri de kalkma saatini genel olarak disipline edemeyen bir gençliğe sahip ailelerin, hayatta iflah olduğu görülmemiştir.<br />
Gençler şöyle bir yanılgı içerisine girmekteler. Büyüklerimizin tavsiyesine uyarak onların dediklerini yapmayı alışkanlık haline getirirsek, atılımcılığı öğrenemeyiz, yeniklerden uzak kalırız diyorlar. Etki altında kalarak ufkumuz daralır ve çağa ayak uydurmak için kendimizde mevcut olan öz güvenimizi harekete geçiremeyiz şeklindeki anlamsız endişelere kapıldıklarına şahit olmaktayız. <br />
Aslında, bilinçli ve istikrarlı hareket edilerek toplumda arzulanan hedefe ulaşıldığında buna doyum olmaz, bundan mutluluk duymayan hiçbir ebeveyn de olamaz. Buna itiraz edecek bir annenin, bir babanın olacağı kanısı gençlerde hasıl olursa, onlara büyük haksızlık yapmış olursunuz. <br />
Diğer taraftan kısır düşüncelerin ürünü olan ve garantisi olmayan hayal mahsulü işler peşinde koşarak kısa zamanda zengin olma tutkusu; bugünkü gençliğin bir kesimi için yıkım olmaktadır. Aklın kadar iş, paran kadar aş ve dengin olan bir eş seçme konusu, hata kabul etmez. Bu konuda yapılan seçimin, yaşam boyunca &#8220;senin hayatının temel taşı&#8221; olacağını unutma. İdare edemeyeceğin bir işe kalkışırsan, sonun hursan olur ve iflas edersin. Gelirinden daha fazla harcama yaparak yaşamaya kalkışırsan, malınla birlikte sende tükenirsin. Kendi inancına ve kültürüne uymayan biri ile evlilik yaparsan da ömür boyu baş ağrısı çeker ve anandan doğduğuna pişman olursun. <br />
Kanatlanmadan uçmaya kalkışırsan yuvasından düşen kuş yavrusu gibi dibe düşer; kurdun, kuşun yemi olursun. Dengesiz ve başarısız bir gençlik dönemi geçirenlerin, gelecek için vaat ettikleri tek şey de; genel olarak mutluluk değil, bedbaht yolculuğuna davetiye çıkarmaktır. <br />
Gençler için en büyük rehber; bilim ve tekniğe dayalı, ahlaki kurallarla pekiştirilmiş eğitim kurumlarıdır. Kontrol mekanizması gelişmiş, çağın yeniliklerini yakalamayı ve uygulamayı bilen eğitim kurumları her toplum için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Unutulmamalı ki, geldiğimiz yirmi birinci yüz yılda atılan her yanlış adımın yaratacağı tahribat; ancak yarım asırda telafi edilebilir. Yarım asır bir insan ömrüne eşdeğer olup, gerekli gayreti zamanında göstermediğiniz takdirde, gelecek konusunda iyimser düşünme şansımız bile kaybetmekteyiz. Sorunların artarak devam edeceğini unutmamak gerekir. <br />
Ne var ki bu kadar çaba ve çırpınışın sonunda istenilen hedefe ulaşılamamışsa; anne, baba ve evlat üçlüsü bir araya geldiğinde, içine düştükleri buhran nedeniyle biri birilerini suçlamaya başlarlar. Ailede bu suçlamalar zamanla bir savaşa dönüşerek acı gerçeğin reçetesini birlikte yazarlar. Bu gerçeğin sonunda kurtuluşu yakalamak artık mümkün değildir. Artık birilerinin feda edilmesiyle ortalık durulur ve acı son kemale erer, buna kemale ermek denirse.<br />
&#8220;İnsanlar, kaybettiği zamanı ve geçen ömrünü bir daha kazanma şansına sahip değildir.&#8221; Kesinlikle geriye dönüş yoktur.<br />
<b>Karden Cemil DOĞAN</b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>karden</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/karden/bir-gercegin-tespiti-cocuklarimiz-266/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kimsenin gemisine binmeyin!</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/kimsenin-gemisine-binmeyin-263/</link>
			<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 17:45:33 GMT</pubDate>
			<description>Kimsenin gemisine binmeyin! 
 
Hayat şartları insanları farklı farklı mesleklerde çalışmaya sevkediyor. Birçoğumuz istediği işi yapamıyor, yada...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font size="4">Kimsenin gemisine binmeyin!<br />
<br />
Hayat şartları insanları farklı farklı mesleklerde çalışmaya sevkediyor. Birçoğumuz istediği işi yapamıyor, yada istenen yerde ve görevde çalışılmıyor.<br />
<br />
Bu yazım firmaların emrinde çalışan, ticaretle uğraşan ve bilgisiyle ticaret yapan yada yaptıran mühendisler hakkında olacak...<br />
<br />
1993 yılından beridir bu sektörün içerisindeyim. Tanıdığım Birçok meslektaşım var. Kimi kendi işini yapıyor, kimi başkasının işinde çalışıyor, kimi de kamuda çalışıyor.<br />
<br />
Mühendis denince benim anladığım; Her türlü soruna karşı çözüm üretebilen, bilmediğini doğru biçimde araştırıp, hızlıca öğrenip hayata ve uygulamaya katabilen teknik elemandır. Tabi bunun yanında öğrendiği bilgileri de bazı doğru süzgeçlerinden geçirmesi ve değer yargılarıyla yoğurması gerekir. Örneğin; işiyle ilgili bir bilgi öğrendiği zaman bunu uygulamadan önce bu yapacağı işin etik açıdan doğruluğu, maddi kazanç ve kayıplara etkisi, mesleğinde ve kişiliğinde geri dönülmez hatalara sebep olup olmadığını düşünmesi gerekir.<br />
<br />
Malesef bazı meslektaşlarım, Bir işe girdikleri zaman, işveren vekili olarak kendilerini görüyorlar ve sadece hedeflerinde daha çok para kazanmadırma isteği oluşuyor. İşverene ne kadar çok kazandırlarsa, o kadar kendilerini verimli zannediyorlar. Bu nedenle muhatap oldukları müşterileri yada insanları kandırma yoluna de gidiyorlar. Daha net bir ifadeyle mesleklerini ayaklar altına alıp, kendi kişiliklerinide mesleklerini de çok ucuza satıyorlar.<br />
<br />
Bununla ilgili birkaç hatıramı yeri gelmişken anlatmak istiyorum.<br />
<br />
Sorumlusu bulunduğum bir işte, hizmet aldığımız firmanın mühendisi benim değer verdiğim bir arkadaşımdı. Kendisiyle iş konusunda yaptığımız bir tartışma esnasında, bana kendisinin de inanmadığı, yapmadıkları bir hizmet hakkında tartışıyor ve yaptıklarını ispat etmeye çalışıyordu. Kendimi tutamayıp tartışmayı kestim ve kendisine şunları söylemiştim.<br />
<br />
"-Arkadaşım, sen şu anda bir firmada çalışıyor olabilirsin. Ancak mühendis olduğunu hiçbir zaman unutma. Ben seni bu firmanın elemanı olarak değil, isminle ve mühendisliğindeki dürüstlüğünle tanımak ve yıllar sonra karşılaştığımız zaman yüzyüze bakabilmek istiyorum. Sen böyle yapmakla kişiliğini ayaklar altına alıyor ve mesleğini firmanın emrine veriyorsun. Biliyorsun ki sende bu söylediklerine inanmıyorsun. Yarın bu işten ayrılabilirsin. O zaman firma sahibi seni tanımayacak ve bu yaptığın aşırı! iyiliğin kıymete geçmediğini görerek çok üzüleceksin. Böyle yapma ve bana doğru neyse onu söyle! dedim. Arkadaşım bana o zaman epeyce kırılmış ve daha mesafeli davranmaya başlamıştı. Ancak bir daha bu tür tartışmalara da girmeden doğru neyse onu söylemeye başlamıştı.<br />
<br />
Aradan bir yıl geçtikten sonra bana gelerek, Selami Bey, sen doğru söylemişsin. Ben bu firma için kendimi ve kişiliğimi ortaya koyup, yalan söylüyordum. Hiç kıymete geçmemiş ki en basit bir konuda beni dışladılar. Sen çok haklıymışsın dedi. Kendisi şu anda kendi firmasını kurdu ve karşımızda firma sahibi olarak dürüst kişiliğiyle duruyor.<br />
<br />
Bir başka örnek daha anlatayım, bende hikaye çok...<br />
<br />
Bir firmada çalışan arkadaşım, Antalyada düzenlenecek olan kendi firmalarının bölge bayileri toplantısına katılmamız için bizleri ısrarla davet ediyordu. Israrına dayanamayıp hadi gidelim dedik ve 4 arkadaşla birlikte tüm masraflar onlara ait olmak üzere antalyaya gittik ve bu toplantıya/seminere katıldık. Aradan yıllar geçse dahi bana sorduğu şu sorular hiç değişmedi. 1. sorusu: "Abi antalya gezisi nasıldı?" 2. sorusu:" Abi işler çok kötü, bizden neden mal almıyorsunuz." Şimdi bu soruları sorabilecek bir arkadaşın sözüne kanıp keşke diyoruz antalyaya hiç gitmeseydik. Bu benim meslektaşım ve bir firmada çalışan arkadaşımdı. Demekki sırf bizi minnet altına almak için bu geziye davet etmişler.<br />
<br />
Buna benzer bir olay daha anlatayım.<br />
<br />
Bir firma alttan giriyor, üstten giriyor, kendi işe yaramaz mallarını bize kabul ettirmek istiyor. Ne olur bize bir imkan verin, sunum yapalım, yeni ürünlerimizi tanıtalım diye ısrarla karşımıza geliyor. Kendisi de mühendis. Tüm ifadelerinde benim mühendis yönüme bakın, ben tüccar değilim diyor. Sonra başlıyor ürünlerini anlatmaya...<br />
Antalyada düzenlenen büyük bir toplantı için, tüm masraflara, (Yol, 5 yıldızlı otelde konaklama) sponsor olmayı teklif ediyor. Gidenler gitti... Ben gitmedim. Kesinlikle gitmem de...Çünkü; Bu toplantıdan belli bir zaman geçtikten sonra, benim karşıma geçip antalya nasıldı diyecek bir tüccar görmeyeceğim. <br />
<br />
Şimdilerde algılar değişmiş. Direk para alırsanız rüşvet olur da herkesin bildiği bir yerde masrafları ödetirseniz rüşvet olmaz. Yani Rüşvetin şekli değişmiş. Direkt olarak verilemeyen rüşvetler, farklı farklı yollardan hedefe ulaştırılmak isteniyor. İlgili makamlara doğrudan para teklif edemeyecek firmalar, farklı etkinlikler düzenleyip, sponsorluk teklif ediyorlar. Yeter ki bir şekilde makamları etkileri altına almayı başarabilsinler. Amaçları tümüyle bu...<br />
<br />
Bir firma temsilcisi meslektaşım, ukala bir şekilde kendi fikrini kabul ettirmek için imalı konuşarak "-herkesin bir fiyatı var" sözüne karşı, kendisine "-Doğru diyorsun herkesin bir fiyatı olabilir ancak bana henüz benim fiyatımı veren çıkmadı." demiştim. Bu düşüncede olan o kişi, şu anda sektör dışında başka bir iş yapıyor.<br />
<br />
<br />
Sizde başınızın dik olması için kimsenin gemisine binmeyin. 15-16 sene emek verip elde ettiğiniz mesleğinizi, çok ucuza ayaklar altına sermeyin. Mesleğinizle hayat boyu gurur duyun.<br />
<br />
Bu yazının ana fikri ve mesleğimin ana prensibi şu ki: "Kimsenin gemisine binmeyeceğim..."</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>selsarac</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/selsarac/kimsenin-gemisine-binmeyin-263/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evet, Risale-i Nur Rusya'da yasaklanmalı!]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/evet-risale-i-nur-rusyada-yasaklanmali-262/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 12:29:10 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Evet, Risale-i Nur Rusya'da yasaklanmalı! *Şubat 2006. Babamın 80. yaşını kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan&#8217;dan da akrabalar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Arial"><font color="#000080">Evet, Risale-i Nur Rusya'da yasaklanmalı! </font></font><font face="Arial"><b><font size="3">Şubat 2006. Babamın 80. yaşını kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan&#8217;dan da akrabalar gelmişti &#8211; amcamın ailesi. Amcamın hanımından çocukları torunları hakkında soruştum. Bir kız torunu için çok üzüldüğünü söyledi &#8211; cünki bir Tatar ile evlenmiş. Ben dedim ona &#8211; burda kötü birşey yok. Ama o cevaben dedi: onlar bizim dinimizden değil ki &#8211; biz Hristiyanlar, o da &#8211; müslüman. Ben de meraklandım &#8211; bu İslam dininin ne kötülüğü var, neyinden sakınmam lazım?</font></b> <font size="3">Kaleningrad şehrine gelince ben buradaki müslümanlarla tanıştım, İslamiyeti yakından öğrenmeyi başladım. Bana İslam akidesinin sırlarını açan Said Nursi&#8217;nin kitaplarını okumaya verdiler. Ben sohbetlere, derslere katılmaya başladım.</font></font><br />
<font size="3"><font face="Arial">Risale-i Nur dersleri nasıl oluyor? 7-8 kişi toplanıyor ve sırayla Said Nursi kitapların okuyorlar. Sonra çay içiyorlar. Çay zamanında güzel sohbet ediyorlar. Sonra namaz kılıp evlerine dağılıyorlar. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">İlk bakışta bunda bir fevkaledelik yok. Ama ben kendimde bazı değişmeler farketmeye başladım. Ben kimim? Ben bir marangoz, bir ameleyim. Ve her amele gibi ağır iş gününden sonra stresi gidermek için bira ve bazen bayramlarda daha da sert içkiler içmeyi seviyordum. Ama birden bire ben birşeyi fark ettim &#8211; müslümanların sohbetlerine katıldıktan sonra bende içkiye karşı olan meylim yok oldu. Bira içmeyi de bıraktım, içkiye olan düşkünlüğüm kayboldu. Ben sigara içiyorum, ama hissediyorum &#8211; zamanla sigaraya olan meylim de yavaş yavaş sönüyor, şimdi daha az sigara içmeye başladım. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Ama hepsi bunlar büyük oğlumun problemi yanında hiç hükmünde denilebilirdi, çünki o narkotik müptelasıydı. Tedavi etmeye çalıştık. Kendisi de anlıyordu &#8211; narkotiği bırakmasa yakında hayatı bitecek, o iptiladan kurtulmaya çalışıyordu. Narkotiği kullanmamak için içki içmeye başladı. İşin kaybetti, sonra başka işe girdi &#8211; onu da az kaldı kaybedecekti. Şimdi ise o içkiyi de, narkotiği de bıraktı. Ben oğluma ne yaptım? Hiçbir şey &#8211; onu sadece Said Nursi eserlerin mütalaa eden müslümanların sohbetine katılmaya davet ettim. Ve bu onun kötü düşkünlüğünün kaybolması için yol açtı, kafi oldu. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Geçende duydum ki Said Nursi eserleri hakkında bir mahkeme olmuş, orada onun kitapların Rusyada yasak etmeyi karar vermişler. Doğru yapmışlar! Yasak etmek lazım! Toplum ona normal yaşamayı engelleyen herşeyi gidermesi ve yasaklaması lazım. Şimdi Rusların günlük hayat tarzı nedir? Sarhoşluk ve narkotik tiryakiliği! Eğer ben Said Nursinin eserlerin okuyarak sarhoşluğu bırakmışsam, demek ki ben alkolik ve narkomanlar toplumunun normal hayatın bozuyorum. Buna Said Nursinin eserleri sebep oldu, demek sebebin gidermesiyle herşey yine normale dönecek. Said Nursi eserlerinden bir satır okumayan bilmeyen halkı da kandıracağız &#8211; diyeceğiz ki bu kitaplar ekstremizm (aşırı radikalizm) ve millet ve dinler arası bölücülük çağrısını yapıyor, hatta terorizmi destekliyor diye lekelendirsek te olur. Sen de &#8211; ey insanlar &#8211; buna karşı ne diyebilirsin ki çünki sen bu kitapları okumamışsın bilmiyorsun. Biz ise okumuşuz ve dediğimizi biliyoruz. Biz diyoruz ki YASAKLAMALI! O zaman sen avam rahat uyuyabilirsin. Sarhoşluk ve narkomani ile devlet te mücadele ediyor, şiddetli kanunlar çıkartıyor. Mesela yakında umumi yerlerde içki içmeyi yasakladı. Şiddetli kanun ama kim ki ona itaat ediyor &#8211; nasıl içiyorlardı öyle devam ediyorlar sadece gizli içiyorlar. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Eğer biz milletimizi sarhoşlukta görmeyi ve herzaman narkomanlar (narkotik tiryakileri) ile karşılaşmayı istesek, mutlaka Rusyada Said Nursi eserlerinin yayınlamasını yasak etmek lazım. Onun eserleri böyle topluma büyük bir zarar getiriyor. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Ben daima müslümanlarla görüştüğüm halde beni hiçkimse zorla İslamiyeti kabul ettirmeye çalışmıyor. Onlar benden sen başka dinden diye çekinmiyorlar. Onlar beni sadece bir insan olarak kabul ediyorlar, zaten onların fikrince her insana saygı göstermeli. Eğer başka insanları saymıyorsan &#8211; demek ki sen onların Yaratıcısın da saymıyorsun. Hakiki dindar müslüman hiçbir zaman ekstremist (aşırı radikalist) olamaz. Zaten Said Nursi eserlerinde İslamiyetin esasların açıklıyor, ahlağı öğretiyor ve sırf elem ve bela getiren kötülükten ve ahlaksızlıktan kurtulmaya çağırıyor. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Sonuç olarak Said Nursinin şu sözlerin aktarmak istiyorum: &#8216;Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüflerdir&#8217;. </font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3">Burda söylediğim herbir sözümü tasdik etmeye hazırım. Bu mektup sırf gönül rızasıyla yazılmış olduğundan ben adımı ve adresimi gizlemiyorum, aynen yazıyorum.</font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Rusya, Kaliningrad şehri</b></font></font><br />
<font face="Arial"><font size="3"><b>Datsun Nikolay Pavloviç</b>&quot;</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>seyyah</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seyyah/evet-risale-i-nur-rusyada-yasaklanmali-262/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BİR ARICI'NIN HATIRATI]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bir-aricinin-hatirati-260/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 13:47:19 GMT</pubDate>
			<description>Ben yazar,çizer değilim.Ancak;arkadaşlar teveccüh gösterip bizi köşe yazarı yaptı.Öncelikle şahsıma gösterilen bu alakadan dolayı herkese teşekkür...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ben yazar,çizer değilim.Ancak;arkadaşlar teveccüh gösterip bizi köşe yazarı yaptı.Öncelikle şahsıma gösterilen bu alakadan dolayı herkese teşekkür ederek başlıyorum.<br />
<br />
Ana sayfadaki bir üretici kardeşimizin hatıratını okudum ve bu hatıratı yazmayı uygun buldum.yaklaşık 25-30 yıllık bir arı'cılık merakımız mevcut. Arı'cıyım, bal'cı değil haa??. yazının devamını okumanız halinde aradaki farkı görürsünüz. <br />
<br />
Bundan yaklaşık 15 yıl önceydi.O yıl mevsim kurak gitmiş çok az bal almıştım.Ana caddede yürürken bir marketin önünde bir arıcı kardeşimize denk geldim.Elinde bir kasa dolusu bal vardı.Kendisine sordum"Hoca hayırdır" dedim.Markete bal verdim,ancak dürzüden parasını alamdım!!! bende kalan balı alıp çıktım" dedi. vede öfkeliydi.Kendisine "Ne balı bu hoca?" dedim. cevaben "gardaş sana yaramaz şeker balı"n dedi.Tabi bu yöntemleri bilen adamım.gerçekten şeke balı dedikleri sahte baldı.Hemen bir çıta çekip,bala baktım kar gibi beyaz,kuş gözü gibi eksik yok harpadan doldurmuş,adama gülen bir baldı.kendsine sordum."Ula hoca,balın hepsimi böyle?". Evet ama nedecen dedi.Şeytan dürtledi,aklıma bir fikir geldide dedim.Bu balı arıya vereyim,arıdaki iyi balı çıkarıp satayım.ne istiyon dedim."Valla ben 600 e aldım,sen 700 ver,al götür dedi.teklifini kabul edip,yaklaşık 50 kğ balı alıp,arabama koydum ve evime geldim.Balları bal admına yerleştirdikten sonra, dışarı çıktım.zira kapı çalıyordu.Üniversitede hoca olan teyze oğlu gelmişti.Bana " dezeoğlu şöölee,iyisinden şifa olacak bir bal verde yiyek.Parası hiç mühim değil" dedi.Derhal hafif polenli vede esmerce güzel bir taban balı çıkarıp verdim vede ikaramlı tarifeden parasını hesapladım.Hiç itiraz etmedi ve parasını verip gitdi.Aradan  üç gün sonra bizim dezeoğlu eve geldi.Elinde  o verdiğim bal vardı vede öfkeliydi." olmadı gardaş!!!,yaaa bu bana yapılırmı?,biz senle deze çocuğuyuz,verdiğin bal,bal değilki!!!".Diye soğranıyordu.Neden? dedim."şimdi,verdiğin bal hafif acı biiirrr,ikincisi boğazımızı yaktı, şuuu balı alll!!,iyi bal ver bakiimm" dedi.Bende ahaaa bal damı seç,beğen alll. dedim.epeyce bal dolu kabları kurcaladı,aradı,taradı yaklaşık 500 kğ balın içinden,bir bal beğenmedi;Derken...köşede kapda duran şekerli ballara gözü ilişti."Bunlar ne??,ahadaa buldum!!,vay,vicdansız vayyy.Kendine özel balları böölee ayır,bize kötü balları yedir haaa!!! diyerek.Ordaki sahte  ballardan birini aldı ve ben ne dediysem inanmadı.Çıkıp gitdi.Aradan 2 gün geçmeden beni telefonla aradı" Dezeoğlu hemen bal damına gel,senla işim var" dei.Korka,korka bağ evine gitdim.yanında 4 kişi daha vardı.Beni kendileriyle tanıştırdı.ve akabinde " Ahaa yediğiniz o nefiss balı üreten bizim muhterem dezeoğlu" dedi.Bu işe şaşırıp kaldım.Devam ederek" Aç bakiimm,şu bal damını... arkadaşlar bal alacak" dedi.Sahte balllardan 1 er,2 şer çıta aldılar.Hepsinin yüzü gülüyordu.Borcumuz kaç lira dediler. İyi balı 1700 TL'den satmıştım.Bunlar daha ben ağzımdan laf çıkamadn 2000TL den parasını çıkarıp verdiler vede teşekkür etdiler.O,ona,o ona derken 50 kğ bal 3 günde bitdiii.<br />
<br />
Derken iyi para kazanmıştım.Bizim hocaya varıp elinde ne kadar bal varsa aldım. O yıl yaklaşık 3 tona yakın satın aldığım balı 20 gün gibi kısa bir sürede satdım.Bu arada herkes benden bahsediyor.Alan teşekkür ediyordu.Derken ilimizdeki Mehtap tepesi denen yerden yokuş aşağı geliyordum.Hiç olmayacak bir şey oldu ve önüme aniden bir araba çıktı.Süratli değildim vede karşı taraf suçluydu.Ancak karşı taraf, garibin tekiydi.Araba emanetdi.İş adli merciye intikal etdi,ama adamların bırakınız para verecek durumu,yiyecek ekmeğe muhtaç idiler.Mecburen üstüne bir bardak su içip,şükretmek kaldı.Kendi arabamı tamirciye götürüp,yaptırdım.Oturup iyice bir hesap yaptım vede şunu gördüm. O satdığım bal dan kazandığım para ile,arabama yaptığım masraf kuruşu,kuruşuna tam denk gelmişti.Bu işe tövbe edip,hakiki bal üretimine devam etdim,ancak;şunu gördüm.Bizim sektörde tutunmamız zoorr.O halde ne yapalım?? diye kendi,kendime sordum.Bu arada bir kaç arı satmıştım.Dedimki bundan sonra arı üretip satayım dedim. Yıllardır asıl amacım arı üretip satmaktır. Ehhh çıkarsada balıda satarım. Ancak öyle,öldüm fiyatına değil!!Bilen alır,başın diktir. Piyasaya göre biraz pahalıdır.Başka bir hatıratta görüşmek dileğiyle,sağlıcakla kalınız.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bir-aricinin-hatirati-260/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BU NASIL İNSANLIK;NASIL MÜSLÜMANLIK??</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bu-nasil-insanlik-nasil-muslumanlik-259/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 09:04:55 GMT</pubDate>
			<description>Ben bu toplumun bir ferdiyim vede bu sitenin üyesiyim ehh azda olsa danışmayım.Öteden beri huyumdur ki, yanlışlarda beyan ederim.Mübarek Ramazan ay...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ben bu toplumun bir ferdiyim vede bu sitenin üyesiyim ehh azda olsa danışmayım.Öteden beri huyumdur ki, yanlışlarda beyan ederim.Mübarek Ramazan ay içerisindeyiz,pek fazlada kalmadı 10-11 gün sonrada,inşallah oda bitecek.Ramazana yaklaşırken bütün medyada boy,boy reklamlar.Kimi Kuran tefsiri hediye der,kimi şu eser,kimi bu eser.Derken TV'lerde falanca Hoca,Filanca Prf.reyting uğruna bir sürü masraf.Gazeteler ve Polikacılarımız beyanatlarında ifade ediyor."Bu memleketin % 99'u Müslüman..???.Bir gazetecimiz Dün bir Sinema sanatcına sormuş.Ramazanla ilgili soru sormuş oda şu cevabı vermiş."Ramazana girdikmi???" Günaydın diyelim...Caddeye,okağa çıkıpda birbakınız.Ben küçük vilayetde gördüğüm izlenimleri aktaracağım.Ehhh!!,büyük şehirler bizim burdanda beter.Kaldırım kenarında yürüyorum yaşı 16 yada 17 yaşında iki genç yakmış sigarasını üstüme doğru tüttürüyo.Diyorumki gençler şunu usulünce kimsenin görmediği yerde içseniz.Biri hemen horozlanıyor."Bey amca herkesin Günahı kendine,hem memleketde demokrasi var işine bakkk!!!".İş uzayacak diyorum ve yoluma devam ediyorum.Biraz ilerde Lokantadan sıcak yemek kokuları gelmekte,bakıyorum iftarada epey var ama; Birde görüyorum ki,Lokantaya giren,çıkan,kürdanla dişini kurdalayan zatlar.Neyse belki rahatsızlar dır!!!??? diyorum ve yoluma devam ediyorum.Üniversiteye yaklaşırken birde ne göreyim.Bir genç kızımız Kolları açık,badımidir nedir?.İnce şeffaf bir bulüz giymiş,af buyurun içinde başkaca iç çamaşırı yok.Göbeğine pirsink küpesi diyorlarki ben hiç anlamam onuda takmış.Ayağına kot pantalonu çekmiş şööle bir baktım.Anaaa..yani orucum fesata gitdi.Pantalon her tarafı sıkmış.Vücuıdun bütün hatları meydanda ki Rabbim bu erkek gençlere sabır ihsan eylesin olurmu canımmm.Şimdi bu gençlerin hiçmi Anası,Babası veya Ebeveynleri yookkk!!.Neden eğitmiyorlar.Ağız açıldımı Müslümanım ...nerde?? hanii..basından takip ediyorum.Sel felaketinde insanlarımız öldü.Onlara Yüce rabbimden rahmet diliyorum.Ancak onların cesetlerinin üzerindeki eşyaları yağmalamaya kalkanlar nasıl MÜSLÜMAN? NASIL İNSAN??.Yüreğimiz Kan ağlıyor.Güneydoğuda Askerlerimiz şehit oldu.Onlara acımadan pusu kuranlara lanet olsun!!!.Hani barış, Hani insan sevgisi..Demokrasi havarisi geçinenler.Bu Nasıl İnsanlık,nasıl Müslümanlık? ve Şehitlerimize ALLAH'dan rahmet,Kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.Esen kalınız.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bu-nasil-insanlik-nasil-muslumanlik-259/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tarımda Küresel Politikalar</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seckin-tuncer/tarimda-kuresel-politikalar-258/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 14:30:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı'yla harabe olan Avrupa ve özellikle Almanya ölülerini yiyecek kadar açlık yaşamışlardı. Yaşadıklarından dersler çıkaran Avrupalı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İkinci Dünya Savaşı'yla harabe olan Avrupa ve özellikle Almanya ölülerini yiyecek kadar açlık yaşamışlardı. Yaşadıklarından dersler çıkaran Avrupalı bir daha bu sıkıntıları yaşamamak için bugünkü Avrupa Birliği'nin (AB) temellerini atacak olan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC), İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD) gibi oluşumlarla ekonomik birliktelikler kurmaya başladılar. Halklarının yaşam standartlarının iyileştirilmesi, dengeli ve sürekli bir gelişmeyi sağlayacak politikalarla ekonominin geliştirilmesi ve işsizliğin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bu çıkar birlikteliğinin tarımdaki yansıması, modern tekniklerin kullanılmasıyla başlanmasıyla oluşan ve açlığa çare olarak desteklenen dönemdir ki bu süreç 'Yeşil Devrim' olarak adlandırılmaktadır. Hibrit tohumlar, kimyasal gübre ve ilaçlar ve makineleşmeyle tanımlanabilecek bu süreç, savaş sonrası dönemin açlık günlerini bir daha yaşamak istemeyen Avrupa için yoğun üretim artışı demekti.<br />
     Avrupa Birliği'nin üretim maliyetlerini belirli oranda sübvanse eden tarım politikası ve üretim artışları nedeniyle pazarlanamayan ürünler için eylem yapan örgütlü çiftçiler hükümetleri sıkıştırmaya başlamış ve yeni politika arayışları başlamıştır. Bu arayışların sonucunda masum, hümanist ve çevreye saygılı bir yaklaşım gibi gösterilen Ekolojik Tarım denilen savaş öncesi konvansiyonel üretim tarzına ulaşılmıştır! O dönemden belki de tek ama en can alıcı farkı ise gelişmiş ülke şirketlerinin, gelişmekte olan ülkelerdeki ajanslar aracılığıyla çiftçiye ürününün organik olduğuna dair onayı satarak gelir elde ederken ürün maliyetinde artışa neden olmasıdır. Bu maliyet artışı da alıcısının belli bir sosyo-ekonomik durumda olmasını gerektireceğinden Ekolojik Tarım 'Sosyetik Tarım' olarak kalacaktır.<br />
     Tarımsal üretim üzerinde son üretilen küresel politika ise 'İkinci Yeşil Devrim' olarak adlandırılan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) sürecidir. Tıpkı Ekolojik Tarımda olduğu gibi çok şirin argümanlarla (ürün artışı, doğa dostu, dayanıklı vs.) şişirilen GDO politikaları ve ürünleri yeterli araştırmalar yapılmadan piyasaya sunulmuştur.       <br />
<font face="Tahoma"><font color="#000000">     Yapılan bazı araştırmalar bu öngörüyü yalanlasa da; GDO&#8217;yu savunmadaki en temel hareket noktası, besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak iddiasıdır. </font></font><br />
<font face="Tahoma"><font color="#000000">Bu iddianın doğruluğu kabul edilse de önemli sayıda savunucusu olan bir başka hipoteze göre; üçüncü dünya ülkelerinde görülen açlık sorunu, üretim potansiyelinin eksikliğinden değil, plansız üretim kapasitesi kullanımı ve haksız bölüşümden kaynaklandığı yönündedir. </font></font><br />
<font face="Tahoma"><font color="#000000">     Nitekim FAO&#8217;nun 1990 tarihli raporuna göre tahıl üretimindeki artış, nüfus artışından 50 kat daha fazla olmasına rağmen açlık sorunu ortadan kalkmamıştır.  </font></font><br />
<font face="Tahoma"><font color="#000000">     Bu durumda düşünülmesi gereken çıkarım; tarımsal alandaki biyoteknoloji sürecinin tohum kontrolü ve çevre/insan sağlığına uygunluğu denetlenmeyen ürün patent hakkının; üretimden pazarlamaya kadar tam bir entegresyona giden sınırlı sayıda firmanın küresel gıda arzını kontrol ederek büyük rantlar elde edilen stratejik bir güç haline getirilmesi öngörüsü olabilir.</font></font><br />
<font face="Tahoma"><font color="#000000">     Gelecek generasyonların nasıl etkileneceğinin tartışmalı olduğu GDO&#8217;lu ürünler, tartışmasız şekilde endüstriyel tarımla işgücünün yok sayıldığı bu sanayileşmiş tarıma çiftçiyi çok daha fazla mahkum edecektir. </font></font><br />
</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Seçkin Tuncer</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/seckin-tuncer/tarimda-kuresel-politikalar-258/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ARAB'IN  EŞEĞİ]]></title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/arabin-esegi-257/</link>
			<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 11:26:26 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[&#1581;&#1605;&#1610;&#1585; &#1575;&#1604;&#1593;&#1585;&#1576;                                     
 
                       ARAB'IN  EŞEĞİ 
 
   
 
                                                    ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>&#1581;&#1605;&#1610;&#1585; &#1575;&#1604;&#1593;&#1585;&#1576;                                    <br />
<br />
                       ARAB'IN  EŞEĞİ<br />
<br />
  <br />
<br />
                                                                               Mohamed Abbas Orabi<br />
<br />
&#1583;&#1582;&#1604; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1585;&#1580;&#1604;  <br />
<br />
Adamın birisinin tarlasına bir eşek girer           <br />
<br />
&#1608;&#1576;&#1583;&#1571; &#1610;&#1571;&#1603;&#1604; &#1605;&#1606; &#1586;&#1585;&#1593;&#1607; &#1575;&#1604;&#1584;&#1610; &#1578;&#1593;&#1576; &#1601;&#1610; &#1581;&#1585;&#1579;&#1607; &#1608;&#1576;&#1584;&#1585;&#1607; &#1608;&#1587;&#1602;&#1610;&#1607;&#1567;<br />
<br />
Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye başlar<br />
<br />
&#1603;&#1610;&#1601; &#1610;&#1615;&#1600;&#1582;&#1585;&#1580; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;&#1567;&#1567;<br />
<br />
Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın  adam?<br />
<br />
&#1587;&#1572;&#1575;&#1604; &#1605;&#1581;&#1610;&#1585; &#1567;&#1567;&#1567;<br />
<br />
Cevap vermesi zor bir soru!!!<br />
<br />
&#1571;&#1587;&#1585;&#1593; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1576;&#1610;&#1578;<br />
<br />
Adam hemen hızla eve gider<br />
<br />
&#1580;&#1575;&#1569; &#1576;&#1593;&#1583;&#1614;&#1617;&#1577;&#1616; &#1575;&#1604;&#1588;&#1594;&#1604;<br />
<br />
Alet edevatlarını getirir<br />
<br />
&#1575;&#1604;&#1602;&#1590;&#1610;&#1577; &#1604;&#1575; &#1578;&#1581;&#1578;&#1605;&#1604; &#1575;&#1604;&#1578;&#1571;&#1582;&#1610;&#1585;<br />
<br />
İşin beklemeye tahammülü yok!<br />
<br />
&#1571;&#1581;&#1590;&#1585; &#1593;&#1589;&#1575; &#1591;&#1608;&#1610;&#1604;&#1577; &#1608;&#1605;&#1591;&#1585;&#1602;&#1577; &#1608;&#1605;&#1587;&#1575;&#1605;&#1610;&#1585;&#1608;&#1602;&#1591;&#1593;&#1577; &#1603;&#1576;&#1610;&#1585;&#1577; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1603;&#1585;&#1578;&#1608;&#1606; &#1575;&#1604;&#1605;&#1602;&#1608;&#1609;<br />
Uzun bir sopa ,bir çekiç,bir miktar çivi  ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir<br />
&#1603;&#1578;&#1576; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1603;&#1585;&#1578;&#1608;&#1606;<br />
Mukavvanın üzerine şöyle yazar:<br />
&#1610;&#1575; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1571;&#1582;&#1585;&#1580; &#1605;&#1606; &#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1578;&#1610;<br />
<br />
&quot;Ey eşek tarlamdam çık!&quot;<br />
<br />
&#1579;&#1576;&#1578; &#1575;&#1604;&#1603;&#1585;&#1578;&#1608;&#1606; &#1576;&#1575;&#1604;&#1593;&#1589;&#1575; &#1575;&#1604;&#1591;&#1608;&#1610;&#1604;&#1577; <br />
Sonra mukavvayı uzun sopaya çakar<br />
&#1576;&#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1585;&#1602;&#1577; &#1608;&#1575;&#1604;&#1605;&#1587;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Çivi ve çekiçle <br />
&#1584;&#1607;&#1576; &#1573;&#1604;&#1609; &#1581;&#1610;&#1579; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1610;&#1585;&#1593;&#1609; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
Tarladaki ekinleri yemekte olan eşeğin yanına varır<br />
&#1585;&#1601;&#1593; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1577; &#1593;&#1575;&#1604;&#1610;&#1575;&#1611;<br />
Elindeki pankartı kaldırır<br />
&#1608;&#1602;&#1601; &#1585;&#1575;&#1601;&#1593;&#1611;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1577; &#1605;&#1606;&#1584; &#1575;&#1604;&#1589;&#1576;&#1575;&#1581; &#1575;&#1604;&#1576;&#1575;&#1603;&#1585;<br />
ve sabahın köründen itibaren elinde pankartla dikilir<br />
&#1581;&#1578;&#1609; &#1594;&#1585;&#1608;&#1576; &#1575;&#1604;&#1588;&#1605;&#1587;<br />
Tâ güneş batıncaya kadar<br />
&#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1604;&#1605; &#1610;&#1582;&#1585;&#1580;<br />
Fakat eşek çıkmaz!<br />
&#1581;&#1575;&#1585; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604;<br />
Adam şaşkındır<br />
'&#1585;&#1576;&#1605;&#1575; &#1604;&#1605; &#1610;&#1601;&#1607;&#1605; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1605;&#1575; &#1603;&#1578;&#1576;&#1578;&#1615; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1577;'<br />
&quot;Belki de eşek pankartta ne yazıldığını anlamamıştır?&quot;<br />
<br />
&#1585;&#1580;&#1593; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1576;&#1610;&#1578; &#1608;&#1606;&#1575;&#1605;<br />
<br />
Eve döner ve yatar uyur<br />
<br />
&#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1589;&#1576;&#1575;&#1581; &#1575;&#1604;&#1578;&#1575;&#1604;&#1610;<br />
Ertesi sabah<br />
&#1589;&#1606;&#1593; &#1593;&#1583;&#1583;&#1611;&#1575; &#1603;&#1576;&#1610;&#1585;&#1611;&#1575; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578;<br />
Çok sayıda pankart hazırlar<br />
&#1608;&#1606;&#1575;&#1583;&#1610; &#1571;&#1608;&#1604;&#1575;&#1583;&#1607; &#1608;&#1580;&#1610;&#1585;&#1575;&#1606;&#1607;<br />
<br />
Çocuklarını ve komşularını da çağırır<br />
<br />
&#1608;&#1575;&#1587;&#1578;&#1606;&#1601;&#1585; &#1571;&#1607;&#1604; &#1575;&#1604;&#1602;&#1585;&#1610;&#1577;<br />
<br />
Köy halkını galeyena getirir<br />
<br />
'&#1610;&#1593;&#1606;&#1609; &#1593;&#1605;&#1604; &#1605;&#1572;&#1578;&#1605;&#1585; &#1602;&#1605;&#1577;'<br />
<br />
&quot;Yani bir zirve toplar&quot;<br />
<br />
&#1589;&#1601; &#1575;&#1604;&#1606;&#1575;&#1587; &#1601;&#1610; &#1591;&#1608;&#1575;&#1576;&#1610;&#1585;<br />
<br />
İnsanları kuyruklar halinde dizer<br />
<br />
&#1610;&#1581;&#1605;&#1604;&#1608;&#1606; &#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578; &#1603;&#1579;&#1610;&#1585;&#1577;<br />
Ellerinde pankartlar:<br />
&#1571;&#1582;&#1585;&#1580; &#1610;&#1575; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
&quot;Ey eşek tarladan çık!&quot;<br />
&#1575;&#1604;&#1605;&#1608;&#1578; &#1604;&#1604;&#1581;&#1605;&#1610;&#1585;<br />
&quot;Eşeğe ölüm!&quot;<br />
&#1610;&#1575; &#1608;&#1610;&#1604;&#1603; &#1610;&#1575; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1605;&#1606; &#1585;&#1575;&#1593;&#1610; &#1575;&#1604;&#1583;&#1575;&#1585;&#1608;&#1578;&#1581;&#1604;&#1602;&#1608;&#1575; &#1581;&#1608;&#1604; &#1575;&#1604;&#1581;&#1602;&#1604; &#1575;&#1604;&#1584;&#1610; &#1601;&#1610;&#1607; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
&quot;Yazıklar olsun sana ey eşek tarla sahibinden ne istiyorsun?&quot; Eşeğin ekinleri yemekte olduğu tarlanın etrafını çevirirler<br />
&#1608;&#1576;&#1583;&#1569;&#1608;&#1575; &#1610;&#1607;&#1578;&#1601;&#1608;&#1606;<br />
Başlarlar slogan atmaya:<br />
&#1575;&#1582;&#1585;&#1580; &#1610;&#1575; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585;. &#1575;&#1582;&#1585;&#1580; &#1571;&#1581;&#1587;&#1606; &#1604;&#1603;<br />
&quot;Çık ey eşek, çıkmazsan fena olur!&quot;<br />
&#1608;&#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Eşek eşek !<br />
&#1610;&#1571;&#1603;&#1604; &#1608;&#1604;&#1575; &#1610;&#1607;&#1578;&#1605; &#1576;&#1605;&#1575; &#1610;&#1581;&#1583;&#1579; &#1581;&#1608;&#1604;&#1607;<br />
Yemeğe devam eder ve etrafında olup bitenlere dönüp bakmaz bile<br />
&#1594;&#1585;&#1576;&#1578; &#1588;&#1605;&#1587; &#1575;&#1604;&#1610;&#1608;&#1605; &#1575;&#1604;&#1579;&#1575;&#1606;&#1610;<br />
Ertesi gün de güneş batar<br />
&#1608;&#1602;&#1583; &#1578;&#1593;&#1576; &#1575;&#1604;&#1606;&#1575;&#1587; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1589;&#1585;&#1575;&#1582; &#1608;&#1575;&#1604;&#1607;&#1578;&#1575;&#1601; &#1608;&#1576;&#1581;&#1578; &#1571;&#1589;&#1608;&#1575;&#1578;&#1607;&#1605;<br />
İnsanlar bağırmaktan,slogan atmaktan yorulmuş ve sesleri kısılmıştır<br />
&#1601;&#1604;&#1605;&#1575; &#1585;&#1571;&#1608;&#1575; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1594;&#1610;&#1585; &#1605;&#1576;&#1575;&#1604;&#1613; &#1576;&#1607;&#1605; &#1585;&#1580;&#1593;&#1608;&#1575; &#1573;&#1604;&#1609; &#1576;&#1610;&#1608;&#1578;&#1607;&#1605;<br />
Bakarlar ki eşek kendilerine aldırmıyor, dönerler evlerine<br />
&#1610;&#1601;&#1603;&#1585;&#1608;&#1606; &#1601;&#1610; &#1591;&#1585;&#1610;&#1602;&#1577; &#1571;&#1582;&#1585;&#1609;<br />
Başka bir çözüm bulmak lazım!<br />
&#1601;&#1610; &#1589;&#1576;&#1575;&#1581; &#1575;&#1604;&#1610;&#1608;&#1605; &#1575;&#1604;&#1579;&#1575;&#1604;&#1579;<br />
Üçüncü günü sabahı<br />
&#1580;&#1604;&#1587; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604; &#1601;&#1610; &#1576;&#1610;&#1578;&#1607; &#1610;&#1589;&#1606;&#1593; &#1588;&#1610;&#1574;&#1575;&#1611; &#1570;&#1582;&#1585;<br />
Adam evinde başka birşey yapmağa girişir<br />
&#1582;&#1591;&#1577; &#1580;&#1583;&#1610;&#1583;&#1577; &#1604;&#1573;&#1582;&#1585;&#1575;&#1580; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Eşeği çıkarmak için yeni bir plan<br />
&#1601;&#1575;&#1604;&#1586;&#1585;&#1593; &#1571;&#1608;&#1588;&#1603; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1606;&#1607;&#1575;&#1610;&#1577;<br />
Çünkü ekinler ha bitti ha bitecek<br />
&#1582;&#1585;&#1580; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604; &#1576;&#1575;&#1582;&#1578;&#1585;&#1575;&#1593;&#1607; &#1575;&#1604;&#1580;&#1583;&#1610;&#1583;<br />
Adam yeni icadını  getirir<br />
&#1606;&#1605;&#1608;&#1584;&#1580; &#1605;&#1580;&#1587;&#1605; &#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Eşeğin kuklası<br />
&#1610;&#1588;&#1576;&#1607; &#1573;&#1604;&#1609; &#1581;&#1583; &#1576;&#1593;&#1610;&#1583; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1575;&#1604;&#1571;&#1589;&#1604;&#1610;<br />
Gerçek eşeğe çok benziyor<br />
&#1608;&#1604;&#1605;&#1575; &#1580;&#1575;&#1569; &#1573;&#1604;&#1609; &#1581;&#1610;&#1579; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1610;&#1571;&#1603;&#1604; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
Eşeğin tarlada ekinleri yediği yere gelince<br />
&#1608;&#1571;&#1605;&#1575;&#1605; &#1606;&#1592;&#1585; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Eşeğin gözleri önünde<br />
&#1608;&#1581;&#1588;&#1608;&#1583; &#1575;&#1604;&#1602;&#1585;&#1610;&#1577; &#1575;&#1604;&#1605;&#1606;&#1575;&#1583;&#1610;&#1577; &#1576;&#1582;&#1585;&#1608;&#1580; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Eşeğe çıkması için bağırıp duran kalabalık köylülerin önünde<br />
&#1587;&#1603;&#1576; &#1575;&#1604;&#1576;&#1606;&#1586;&#1610;&#1606; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1606;&#1605;&#1608;&#1584;&#1580;<br />
Maket üzerine benzin döker<br />
&#1608;&#1571;&#1581;&#1585;&#1602;&#1607;<br />
ve ateşe verir<br />
&#1601;&#1603;&#1576;&#1617;&#1585; &#1575;&#1604;&#1581;&#1588;&#1583;<br />
Kalabalıklar tekbir getirir<br />
&#1606;&#1592;&#1585; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1573;&#1604;&#1609; &#1581;&#1610;&#1579; &#1575;&#1604;&#1606;&#1575;&#1585;<br />
Eşek de ateşin olduğu yere bakar<br />
&#1579;&#1605; &#1585;&#1580;&#1593; &#1610;&#1571;&#1603;&#1604; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1576;&#1604;&#1575; &#1605;&#1576;&#1575;&#1604;&#1575;&#1577;<br />
sonra da umursamaksızın tarlada otlamaya devam eder<br />
&#1610;&#1575; &#1604;&#1607; &#1605;&#1606; &#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1593;&#1606;&#1610;&#1583;<br />
Amma da inatçı eşekmiş yahu!<br />
&#1604;&#1575; &#1610;&#1601;&#1607;&#1605;<br />
Laftan anlamıyor<br />
&#1571;&#1585;&#1587;&#1604;&#1608;&#1575; &#1608;&#1601;&#1583;&#1611;&#1575; &#1604;&#1610;&#1578;&#1601;&#1575;&#1608;&#1590; &#1605;&#1593; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Bu sefer eşekle görüşmek için heyet gönderirler<br />
&#1602;&#1575;&#1604;&#1608;&#1575; &#1604;&#1607;: &#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1610;&#1585;&#1610;&#1583;&#1603; &#1571;&#1606; &#1578;&#1582;&#1585;&#1580;<br />
Derler ki: Tarla sahibi  kendisinin tarlasından çıkmanı istiyor<br />
&#1608;&#1607;&#1608; &#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1581;&#1602;<br />
Haklı olan o !<br />
&#1608;&#1593;&#1604;&#1610;&#1603; &#1571;&#1606; &#1578;&#1582;&#1585;&#1580;<br />
Sana düşen çıkıp gitmek<br />
&#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1610;&#1606;&#1592;&#1585; &#1573;&#1604;&#1610;&#1607;&#1605;<br />
Eşek hala onlara bakar<br />
&#1579;&#1605; &#1610;&#1593;&#1608;&#1583; &#1604;&#1604;&#1571;&#1603;&#1604;<br />
Sonra otlamaya devam eder<br />
&#1604;&#1575; &#1610;&#1603;&#1578;&#1585;&#1579; &#1576;&#1607;&#1605;<br />
Hiç onlara aldırmaz<br />
&#1576;&#1593;&#1583; &#1593;&#1583;&#1577; &#1605;&#1581;&#1575;&#1608;&#1604;&#1575;&#1578;<br />
Başarısız birkaç girişimden sonra<br />
&#1571;&#1585;&#1587;&#1604; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604; &#1608;&#1587;&#1610;&#1591;&#1575;&#1611; &#1570;&#1582;&#1585;<br />
Adam başka bir aracı gönderir<br />
&#1602;&#1575;&#1604; &#1604;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Aracı eşeğe der ki:<br />
&#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1605;&#1587;&#1578;&#1593;&#1583;<br />
Tarla sahibi hazır<br />
&#1604;&#1604;&#1578;&#1606;&#1575;&#1586;&#1604; &#1604;&#1603; &#1593;&#1606; &#1576;&#1593;&#1590; &#1605;&#1606; &#1605;&#1587;&#1575;&#1581;&#1578;&#1607;<br />
Tarlanın bir kısmından vazgeçmeye<br />
&#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1610;&#1571;&#1603;&#1604; &#1608;&#1604;&#1575; &#1610;&#1585;&#1583;<br />
Eşek yemeye devam eder,dönüp bakmaz bile<br />
&#1579;&#1604;&#1579;&#1607;<br />
Üçte birini sana vermeye razı!<br />
&#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1604;&#1575; &#1610;&#1585;&#1583;<br />
Eşek yine cevap vermez<br />
&#1606;&#1589;&#1601;&#1607;<br />
&quot;Yarısını verecek!&quot;<br />
&#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1604;&#1575; &#1610;&#1585;&#1583;<br />
Eşekte yine cevap yok<br />
&#1591;&#1610;&#1576;<br />
Peki peki!<br />
&#1581;&#1583;&#1583; &#1575;&#1604;&#1605;&#1587;&#1575;&#1581;&#1577; &#1575;&#1604;&#1578;&#1610; &#1578;&#1585;&#1610;&#1583;&#1607;&#1575; &#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1604;&#1575; &#1578;&#1578;&#1580;&#1575;&#1608;&#1586;&#1607;<br />
İstediğin kadar alanı sen belirle,ama belirlediğin alanın dışına çıkma<br />
&#1585;&#1601;&#1593; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1585;&#1571;&#1587;&#1607;<br />
Eşek başını kaldırır<br />
&#1608;&#1602;&#1583; &#1588;&#1576;&#1593; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1571;&#1603;&#1604;<br />
Artık yiye yiye iyice doymuştur<br />
&#1608;&#1605;&#1588;&#1609; &#1602;&#1604;&#1610;&#1604;&#1575;&#1611; &#1573;&#1604;&#1609; &#1591;&#1585;&#1601; &#1575;&#1604;&#1581;&#1602;&#1604;<br />
Tarlanın kenarına doğru biraz ilerler<br />
&#1608;&#1607;&#1608; &#1610;&#1606;&#1592;&#1585; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1580;&#1605;&#1593; &#1608;&#1610;&#1601;&#1603;&#1585;<br />
Kalabalığa bakar ve düşünür<br />
&#1601;&#1585;&#1581; &#1575;&#1604;&#1606;&#1575;&#1587;<br />
İnsanlar sevinirler<br />
&#1604;&#1602;&#1583; &#1608;&#1575;&#1601;&#1602; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1571;&#1582;&#1610;&#1585;&#1575;&#1611;<br />
Nihayet eşek anlaşmaya yanaştı<br />
&#1571;&#1581;&#1590;&#1585; &#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1575;&#1604;&#1571;&#1582;&#1588;&#1575;&#1576;<br />
Tarla sahibi tahtaları getirir<br />
&#1608;&#1587;&#1610;&#1614;&#1617;&#1580; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1608;&#1602;&#1587;&#1605;&#1607;&#1575; &#1606;&#1589;&#1601;&#1610;&#1606;<br />
Tarlayı iikiye böler ve ???????<br />
&#1608;&#1578;&#1585;&#1603; &#1604;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1575;&#1604;&#1606;&#1589;&#1601; &#1575;&#1604;&#1584;&#1610; &#1607;&#1608; &#1608;&#1575;&#1602;&#1601; &#1601;&#1610;&#1607;<br />
Eşeğin olduğu  hisseyi ona bırakır<br />
&#1601;&#1610; &#1589;&#1576;&#1575;&#1581; &#1575;&#1604;&#1610;&#1608;&#1605; &#1575;&#1604;&#1578;&#1575;&#1604;&#1610;<br />
Ertesi sabah<br />
&#1603;&#1575;&#1606;&#1578; &#1575;&#1604;&#1605;&#1601;&#1575;&#1580;&#1571;&#1577; &#1604;&#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
Tarla sahibini bir sürpriz beklemektedir<br />
&#1604;&#1602;&#1583; &#1578;&#1585;&#1603; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1606;&#1589;&#1610;&#1576;&#1607;<br />
Eşek kendi hissesini bırakmış<br />
&#1608;&#1583;&#1582;&#1604; &#1601;&#1610; &#1606;&#1589;&#1610;&#1576; &#1589;&#1575;&#1581;&#1576; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
Tarla sahibinin hissesine dalmış<br />
&#1608;&#1571;&#1582;&#1584; &#1610;&#1571;&#1603;&#1604;<br />
otlamaya burada devam ediyor<br />
&#1585;&#1580;&#1593; &#1571;&#1582;&#1608;&#1606;&#1575; &#1605;&#1585;&#1577; &#1571;&#1582;&#1585;&#1609; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578;<br />
Kardeşimiz tekrar pankartlara müracaat eder<br />
&#1608;&#1575;&#1604;&#1605;&#1592;&#1575;&#1607;&#1585;&#1575;&#1578;<br />
ve mitinglere<br />
&#1610;&#1576;&#1583;&#1608; &#1571;&#1606;&#1607; &#1604;&#1575; &#1601;&#1575;&#1574;&#1583;&#1577;<br />
Anlaşılan faydası yok<br />
&#1607;&#1584;&#1575; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1604;&#1575; &#1610;&#1601;&#1607;&#1605;<br />
Bu eşek laftan anlamıyor<br />
&#1573;&#1606;&#1607; &#1604;&#1610;&#1587; &#1605;&#1606; &#1581;&#1605;&#1610;&#1585; &#1575;&#1604;&#1605;&#1606;&#1591;&#1602;&#1577;<br />
Galiba bu , bu yörenin eşeği değil<br />
&#1604;&#1602;&#1583; &#1580;&#1575;&#1569; &#1605;&#1606; &#1602;&#1585;&#1610;&#1577; &#1571;&#1582;&#1585;&#1609;<br />
Herhalde başka bir köyden gelme<br />
&#1576;&#1583;&#1571; &#1575;&#1604;&#1585;&#1580;&#1604; &#1610;&#1601;&#1603;&#1585; &#1601;&#1610; &#1578;&#1585;&#1603; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1576;&#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1607;&#1575; &#1604;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
Adam artık tarlanın tamamını eşeğe bırakmayı <br />
<br />
&#1608;&#1575;&#1604;&#1584;&#1607;&#1575;&#1576; &#1573;&#1604;&#1609; &#1602;&#1585;&#1610;&#1577; &#1571;&#1582;&#1585;&#1609; &#1604;&#1578;&#1571;&#1587;&#1610;&#1587; &#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577; &#1571;&#1582;&#1585;&#1609;<br />
ve başka bir köye gidip yeni bir tarla edinmeyi düşünmeye başlar<br />
&#1608;&#1571;&#1605;&#1575;&#1605; &#1583;&#1607;&#1588;&#1577; &#1580;&#1605;&#1610;&#1593; &#1575;&#1604;&#1581;&#1575;&#1590;&#1585;&#1610;&#1606; &#1608;&#1601;&#1610; &#1605;&#1588;&#1607;&#1583; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1581;&#1588;&#1583; &#1575;&#1604;&#1593;&#1592;&#1610;&#1605;<br />
Orada hazır bulunanların ve büyük kalabalığın gözleri önünde<br />
&#1581;&#1610;&#1579; &#1604;&#1605; &#1610;&#1576;&#1602;&#1614; &#1571;&#1581;&#1583; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1602;&#1585;&#1610;&#1577; &#1573;&#1604;&#1575; &#1608;&#1602;&#1583; &#1581;&#1590;&#1585;<br />
Köydeki son insanın bile hazır olduğu bu kalabalık huzurunda<br />
&#1604;&#1610;&#1588;&#1575;&#1585;&#1603; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1605;&#1581;&#1575;&#1608;&#1604;&#1575;&#1578; &#1575;&#1604;&#1610;&#1575;&#1574;&#1587;&#1577; <br />
Bu ümitsizce çabalara<br />
&#1604;&#1573;&#1582;&#1585;&#1575;&#1580; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1575;&#1604;&#1605;&#1581;&#1578;&#1604; &#1575;&#1604;&#1593;&#1606;&#1610;&#1583; &#1575;&#1604;&#1605;&#1578;&#1603;&#1576;&#1585; &#1575;&#1604;&#1605;&#1578;&#1587;&#1604;&#1591; &#1575;&#1604;&#1605;&#1572;&#1584;&#1610;<br />
işgalci,inatçı,mütekebbir, saldırgan ve zarar kaynağı  eşeği çıkarmak için sergilenen bu çabalara katkıda bulunmak için<br />
&#1580;&#1575;&#1569; &#1594;&#1604;&#1575;&#1605; &#1589;&#1594;&#1610;&#1585;<br />
küçük bir oğlan çocuğu da gelmişti<br />
&#1582;&#1585;&#1580; &#1605;&#1606; &#1576;&#1610;&#1606; &#1575;&#1604;&#1589;&#1601;&#1608;&#1601;<br />
Çocuk kalabalıkları yararak<br />
&#1583;&#1582;&#1604; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1581;&#1602;&#1604;<br />
tarlaya girdi<br />
&#1578;&#1602;&#1583;&#1605; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585;<br />
eşeğin yanına vardı<br />
&#1608;&#1590;&#1585;&#1576; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1576;&#1593;&#1589;&#1575; &#1589;&#1594;&#1610;&#1585;&#1577; &#1593;&#1604;&#1609; &#1602;&#1601;&#1575;&#1607;<br />
küçük bir sopa ile eşeğin kıçına vurdu<br />
&#1601;&#1573;&#1584;&#1575; &#1576;&#1607; &#1610;&#1585;&#1603;&#1590; &#1582;&#1575;&#1585;&#1580; &#1575;&#1604;&#1581;&#1602;&#1604; ..<br />
O da ne:Eşek dört nala tarlayı terkediyor!! !<br />
'&#1610;&#1575; &#1575;&#1604;&#1604;&#1607;' &#1589;&#1575;&#1581; &#1575;&#1604;&#1580;&#1605;&#1610;&#1593; ....<br />
&quot; Hay  Allah!&quot; diye bağırır herkes<br />
&#1604;&#1602;&#1583; &#1601;&#1590;&#1581;&#1614;&#1606;&#1575; &#1607;&#1584;&#1575; &#1575;&#1604;&#1589;&#1594;&#1610;&#1585;<br />
&quot;Bu ufaklık hepimizi rezil etti&quot;<br />
&#1608;&#1587;&#1610;&#1580;&#1593;&#1604; &#1605;&#1606;&#1575; &#1571;&#1590;&#1581;&#1608;&#1603;&#1577; &#1575;&#1604;&#1602;&#1585;&#1609; &#1575;&#1604;&#1578;&#1610; &#1581;&#1608;&#1604;&#1606;&#1575;<br />
<br />
 Hepimizi komşu  köyler  nezdindede maskara edecek<br />
<br />
&#1601;&#1605;&#1575; &#1603;&#1575;&#1606; &#1605;&#1606;&#1607;&#1605; &#1573;&#1604;&#1575; &#1571;&#1606; &#1602;&#1600;&#1614;&#1600;&#1578;&#1604;&#1608;&#1575; &#1575;&#1604;&#1594;&#1604;&#1575;&#1605; &#1608;&#1571;&#1593;&#1575;&#1583;&#1608;&#1575; &#1575;&#1604;&#1581;&#1605;&#1575;&#1585; &#1573;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1586;&#1585;&#1593;&#1577;<br />
<br />
&#1579;&#1605; &#1571;&#1584;&#1575;&#1593;&#1608;&#1575; &#1571;&#1606; &#1575;&#1604;&#1591;&#1601;&#1604; &#1588;&#1607;&#1610;&#1583; !!<br />
<br />
Hemen oğlan çocuğunu  oracıkta öldürürler , eşeği de tekrar tarlaya sokarlar ve çocuğun &quot;şehit olduğu&quot; haberini etrafa yayarlar</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>kenan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kenan/arabin-esegi-257/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ÇOCUKLARIMIZ İÇİN</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/cocuklarimiz-icin-256/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 18:49:54 GMT</pubDate>
			<description>Bu aralar herkeste bir çocuk yetiştirme telaşıdır,aldı başını gidiyor.Katılıyorum,en büyük yatırım çocuklarımız.Herşeyimiz.Onlarda çok büyük bir yük...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu aralar herkeste bir çocuk yetiştirme telaşıdır,aldı başını gidiyor.Katılıyorum,en büyük yatırım çocuklarımız.Herşeyimiz.Onlarda çok büyük bir yük altındalar,ailelerde.Şu okulamı gidilsin,şu meslekmi seçilsin.Zor konu vesselam.Birazda manevi değelerimizden güç alsak diyorum.Hani bu kadar strese girmesek.Deveni sağlam bağla,sonra Allah'a tevekkül et hesabı. Biz Allah'ı unutmazsak,Allah'ta bizi unutmaz.Dualarımız karşılıksız kalmaz diye düşünüyorum.Allah hepimize her şeyin en hayırlısını en güzelini versin.İnş'allah.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>mavikuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/mavikus/cocuklarimiz-icin-256/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BULGARİSTAN GÖÇMENLERİNİN MALLARI İÇİN DÜĞMEYE BASILDI.</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bulgaristan-gocmenlerinin-mallari-icin-dugmeye-basildi-255/</link>
			<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 12:36:03 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Balkan savaşları sırasında ve asimilasyon politikalarının uygulandığı 1980'li yıllarda yurtlarını terk ederek Ülkemize sığınmak zorunda...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Balkan savaşları sırasında ve asimilasyon politikalarının uygulandığı 1980'li yıllarda yurtlarını terk ederek Ülkemize sığınmak zorunda kalan,binlerce bulgar göçmeni TÜRK'ün,Bulgaristan'da kalan mallarını geri alma imkanı doğdu.Dışişleri Bakanlığı,öncelikle söz konusu durumda olanları ve bulgaristandaki topraklarını tesbit edecek.Daha sonra oluşturulacak bir heyet,bulgar hükümetiyle müzakerelere başlayacak.Başbakanlığın destek verdiği projeye 500 bulgar vatandaşı TÜRK başvurdu.Haklarını talep edecek olan şahısların muhtarlıklara başvurması gerekiyor.Projenin Koordinatörlüğünü yürüten BAHAD(Balkanlarda Adalet,Haklar,kültür ve dayanışma Derneği).Projenin 15 Mart'dan itibaren valilikler,Diyanet işleri başkanlığı gibi kanallar ile duyurmaya çalışıyor.Talelerin yoğun olarak Adapazarı,Konya,Kırşehir,Yozgat,Adana,Mersin,Kütahya,Ankara ve Bursa'dan geldiğini belirten yetkililer.Bu haberi göçmen vatandaşların bir bayram havası şeklinde değerlendirdiklerini ifade etmekte.Özellikle Eski bulgar yönetimlerinin sadece 1989 yılında belene olayları dolayısıyla 400 bin TÜRK vatandaşının topraklarını bıraktığı ve bu zülme sadece TÜRK'lerin değil;Pomak,Roman kökenli insanlarında uğradığını,ülkede yaşayan 310 bin TÜRK'ün isimleri polis zoruyla değiştirilmiş,TÜRK'çe eğetim veren tüm okullar kapatılmış,camiler ve Gazeteler devlet emriyle kapatılmıştı.Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklanmış,Mezar taşlarının üzerindeki TÜRK'çe isimler yüzünden mezarlar yıkılmıştı.Hatda TÜRK'lerin üzerinde geleneksel motifleri dahi yasaklanmıştı.Helsinki izleme Komitesine göre l500 TÜRK öldürülmüş ve cesetleri Tuna nehrine atılmıştı.HABER ALINTI:ÇINAR GAZETESİ-KIRŞEHİR.tarih:31.07.2009. Buradan şunu açıkca ifade ediyorum.Barış harekatı dolayısıyla sözde 4 Rum askerinin öldürlmesini defalarca yayınlayan Medyamıza ve Gerek yabancı gerekse ülkemiz kuruluşlarına duyurulur.Şimdi nerede Avrupa İnsan Hakları örgütleri ve sivil Toplum Kuruluşları.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>TABİATCI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/tabiatci/bulgaristan-gocmenlerinin-mallari-icin-dugmeye-basildi-255/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Lütfen Dengeyi Bozmayalım</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kardelen/lutfen-dengeyi-bozmayalim-254/</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 10:13:17 GMT</pubDate>
			<description>*Lütfen Dengeyi Bozmayalım* 
 	Yani bunların hepsi boşuna tartışıyorlar. Çünkü Bitkiyi tanımaya değil onu yönetmeye çalıştıkları için insanoğlu hep...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font face="Times New Roman"><font size="4">Lütfen Dengeyi Bozmayalım</font></font></b><br />
 	Yani bunların hepsi boşuna tartışıyorlar. Çünkü Bitkiyi tanımaya değil onu yönetmeye çalıştıkları için insanoğlu hep hükmeden konumunda olmak için uğraşmaktadır. <br />
Dünyada kontrollü tarım değil daha fazla verim almak için yapılan bir tarım sistemi şu anda işlev halindedir. Şimdi bitki diyor ki ben 100 kg verime ulaşmak için 1 kg N 0,6 Kg P ve 0,5 kg K vb. bitki besin maddesi harcarım diyor. İnsan oğluda soruyor; Peki sen maksimum kaç kg verim verebilirsin bitki diyor ki kendimi çok kendimi zorlarsam şu kadar besin maddesinde 150 kg. çıkarırım diyor. <br />
İnsanoğlu düşünüyor diyor ki demek ki bu kadar besin maddesi ile bu verimi verirse biz ona daha fazla verirsek daha fazla verim alırız diyor ve yükleniyor sonra! Tabiî ki bitki çok verileni harcayamıyor ve bünyede kalıyor ve yapısal işlevler bozuluyor protein sentezi ve enzim yapısı bozuluyor. <br />
<br />
Sonuç:  Vay efendin nitrat çıktı vay efendim antioksidan..... <br />
<br />
 	Herhalde çıkacak yüce Kuranı Kerimde Allah diyor ki  "DÜŞÜNMEZMİSİNİZ" "AKLETMEZMİSİNİZ" hem de kaç defa. Bu kadar çok tekrarlıyorsa bir bildiği vardır ki, var olduğu belli düşünmüyoruz akletmiyoruz çünkü Aç gözlüyüz, doymuyoruz, düşünmüyoruz, akletmiyoruz. <br />
<br />
 	Biz insanoğlu fazla yesek kilo alıyoruz. Yok, kolesterol yok şeker, yok şu yok bu başlıyor. Bundan ibret alsak yeter ama nerde. Koskocaman profesörler oturmuşlar yok organik mi faydalı yok normali mi neden? Çünkü hepsi dengenin farkında değil. Onlar malzeme arıyorlar ama farkında olmadan malzeme oluyorlar.<br />
<br />
 	Üzülüyorum hocalarımızın bu durumuna kolay yetişmiyor bu bilim insanları. Arkadaşlar ne organik ne fazla verim tüm sevgili okurlarımıza ve dostlarımıza duyurulur önemli olan dengedir dengeli yetiştirmektir. <br />
<br />
 	Bırakın birazda şu bitkiyi dinleyin bitki sizle konuşur ve her şeyi söyler onun dili açıktır ve nettir. Bunu bozacağım diye uğraşıyor. Olmaz, imkansız çünkü o zaman işte insanında dengesi bozuluyor. Tabiki bu sebeb zuhur ettiğinde yapısal değişimler gerçekleşmektedir. <br />
<br />
NE ORGANİK NE YOĞUN TARIM ÖNEMLİ OLAN KONTROLLÜ TARIM ÖNEMLİ OLAN DENGELİ TARIM dır. <br />
<br />
 	Biz bitkiyi rahat bırakalım onun istediğini verelim, onun yapısı ile ve şartları ile fazla oynamayalım. Şahsım olarak meslek hayatım boyunca hep bunu savundum, bundan sonrada bu şekilde düşünmeye devam edeceğim. Arazi çalışmalarımda ve tüm yaptığım bitki besleme denemelerinde aşırı yükleme yapılan bitkinin bir kaç yıl içinde kendini deforme ederek erken verimlilikten düşme veya kuruma gibi arızalar gösterdiğine şahit oldum <br />
Bu sebeple hep aynı tutumda bulundum; dengeli besleme ile alınabilecek maksimum verim ne olabilir bunu nasıl en verimli şekilde başarabiliriz. <br />
<br />
Tarımda önemli olan faydada devamlılık ve istikrarlı kazanç esası olmalıdır görüşündeyim. Meslek hayatım boyunca hep bu görüşte oldum bundan sonrada çok fazla değişeceğini düşünmüyorum. <br />
Tüm okurlarımıza ve tüm meslektaşlarıma hürmeti borç bilir saygılar sunarım.             ( Bir garip Kardelen )</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>kardelen</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kardelen/lutfen-dengeyi-bozmayalim-254/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Baba Nasihatı</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kardelen/bir-baba-nasihati-253/</link>
			<pubDate>Tue, 18 Aug 2009 08:56:04 GMT</pubDate>
			<description>Sevgili Arkadaşlar ben 1995 yılında sınava girip Ziraat Fakültesini Kazandığımda bana köyümden şuan hala öğretmenlik yapan bir büyüğüm şu ifadeyi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sevgili Arkadaşlar ben 1995 yılında sınava girip Ziraat Fakültesini Kazandığımda bana köyümden şuan hala öğretmenlik yapan bir büyüğüm şu ifadeyi kullanmıştı: " Baban zahmet etmesin Üniversiteyi bitirince bana haber ver ben sana güzel bir boya sandığı yaptırayım hiç olmazsa işsiz kalmazsın"<br />
<br />
 	Evet olay bundan ibaret ti neyazık ki babam çak üzülmüştü! <br />
 	Eve geldim cuma namazından döndük ve babam kulakları çınlasın hala unutamam: 	"    Oğlum bu lafı söyleyen insan bir Üniversite mezunu bak ama hala cahil! Köyümden bir insan okuyor diye sevinmiyor da seni küçümsüyor. <br />
 	Bak oğlum ne okumakla nede para kazanmakla adam olunur esas adamlık öldüğünde arkandan bir kişinin dahi küfretmemiş olmasıdır. Onun için senden baba olarak isteğim bana hiç küfrettirme hep bana dua ettir.  Her gittiğin memlekette izini bırak mutlaka zorda kaldığında ve işin düştüğünde sana evini açabilecek birisi olsun.<br />
 	Bu günlerin hepsi geçer sana onu söyleyen sana çok muhtaç olur. Ama sen sakın ha!  Bana bunu dedin deme yardım et bırak o utansın. Oğlum hayatın boyunca hiç ilimsiz cahillerden korkma o bilmemenin cahilidir öğrenebilir:  Sen hep okumuş cahillerden kork onlar seni hem dininden hem karakterinden hemde milletinden eder.  Git oku, Üniversiteyi bitir ve her şeyi bilme sadece bildiğin ilmini bil ve onu öğret.       Hayatın boyunca 2 şey yetiştirmeyi ön plana çıkar <br />
  	1- Hayırlı nesiller<br />
<br />
  	2- İnsanlığa faydalı bitkiler.<br />
<br />
 	Şimdi benim okuma yazmayı askerde öğrenmiş babam bunları biliyorsa ve bu kadar ileri görüşlü olabiliyorsa? Demek ki bizim üniversite okuyan arkadaşlarımızda böyle olmaya çalışmalıdır. <br />
<br />
 	Ben okulu bitirdim 2 tane iş teklifi aldım memleketimden ben burada duramam burası beni geliştirmez ve ilmimi arttırmaz dedim  ve İstanbul&#8217;a  gittim. Orada direk Park ve bahçeler müdürlüğüne gittim. Kimseyi tanımam etmem! Şu an daire başkanımız olan bir büyüğümle tanıştım ve bu şekilde başlayan tanışma zincirinde bu noktalara geldim. <br />
<br />
İşsiz kaldım; Eminönü&#8217;nde kazak sattım ama hiç moralimi bozmadan İstanbul da en fazla gördüğüm açığın üzerine gittim bitki besleme.  Bu ilmimim başındayım bana göre ama çoklarından bir adım öndeyim. <br />
Her alanda bilmiyorum ben bitkinin dilini biliyorum ve onunla konuşuyorum. Şu an benim en büyük sırdaşım onlar saygılarımla. ( Bir garip kardelen )</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>kardelen</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/kardelen/bir-baba-nasihati-253/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>MERRHABA ARKADAŞLAR</title>
			<link>http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/emin-kebeli/merrhaba-arkadaslar-252/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jul 2009 12:51:58 GMT</pubDate>
			<description>Ben 2 yıl önce emekli olup köyüme döndüm 40 dönüm sulanır arazim var fakat ağustos ayında dere kesiliyor buraya bodur ceviz dikmek istyorum burası...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ben 2 yıl önce emekli olup köyüme döndüm 40 dönüm sulanır arazim var fakat ağustos ayında dere kesiliyor buraya bodur ceviz dikmek istyorum burası yazın sıcak kışın çok kuru ayaz oluyor.<br />
 <br />
ayrıyeten küçük bir sera yapmak irtiyorum.<br />
 <br />
bahçeye biber ve salatalık ekiyoruz bunlar çiçekten sonra kuruyor<br />
domatesler çürümeye başladı yardımcı olabilirmisiniz .<br />
 <br />
YERİMİZ :KASTAMONU ARAÇ TA</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>emin kebeli</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.bahcesel.com/forumsel/blogs/emin-kebeli/merrhaba-arkadaslar-252/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
