hicaz treni
22-06-2009 saat 11:42 te kenan tarafından gönderildi.
Hicaz treni
Haydarpaşa’dan kalkan Hicaz treni Ankara’dan geçerken
dedem Hüseyin’i alırken
yıl /dokuzyüzonyedi/yken
şehitken
dedem artık Gazze toprağıyken
bugün ben Filistin’de çocukken..
..
rotası intiharlı, acil seferleri tehirsiz
bir gemiydim bu kandenizinde
ve acemi ördeği katillerin
arka bahçelerinin..
vurulmaktan hiç pirelenmeden dalıp düşüstü
henüz ölmemiş kalbine fidyeler verip yüzen..
/onlar gelmeden ben
hiç lekelenmeden
ölmüştüm işte bi güzel
Filistinli bir çocukla!/
en çok bir kuzuydum ölüm ağıllarında
bir değil çok post çıkardılar
önce ingiliz sonra şunlar..
ya çok bereketliydim
ya şu kasaplar/ım/ çok hünerli
tükenmedim..
zeytinağacıydım demek, kutlu
kurşunlandıkça kanı çıkan
ki yağı doğuya da, batıya da ait olmayan
ışıl ışıl, koca bir zeytindağı
kandil içinde çerağ
incimsi bir yıldızdım sanki, inen semâdan
yanardım daha ateş bile dokunmadan..
çarkları arasından geçerken feleğin
ve mekrinden, O her şeyi bilenin..
yüksek mühendis değildim yani
niye olmadım bilmiyorum!
üstelik alanı elektronik olan
hani ölümün şu büyük yan sanayii
Nobelli bir nükleer fizikçi meselâ..
isteseydim olurdum belki
hesaplamayı bir bombanın düşeceği yeri
kaç binayı birden gömeceğini toprağa
kaç ananın ciğerini delip
kaç çocuğun kanını dökeceğini!.
kapattım işte hesaplarımı
tanrının yardımıyla, masumca
maazallah ya “ilâ cehennemî zümerâ”
zalimlerden biri olup ilerde
defterim dürülüp kudret eliyle
yakalansaydım ensemden?!
güzel metafordu hani hayatım
insanlık uykularına
almalı bir örneğini ve yapıştırmalı
yalnızlığın/yalnız bırakılmışlığın
ölüm sessizliğinin sözlüğüne
ıssızlıkla aynı satıra
yine kanla!..
belki ağır/kanlı bir film gibi yaşıyorum hayatı Gazze’de
hani eğlence olsun(!) diye
renklicamlarından savaşı film gibi izleyenlere..
oysa ben, katillerimin hiç bilmediği bir şey biliyordum
adres sormazdı ölüm, gittiği yerde
herkese bir ölüm/ölüm herkese!.
şu Telawşington’un
Dünyaya işaret buyurup, forslu forslu
“işte fosforlu bombalarımızın nedeni?!”
dediği şu çocuk ve gençlere
o yiğitlere ben hiç “kötüler!” demedim!.
ne kötüydüm bu yüzden!.
dahası gazze’de ekmek yokken
su yerine ateş içerken
modern Ebrehe ellerinden
şehirleri işgâl edilmiş şu çocukların
ceplerindeki sapan taşlarına
anneleri/sofraları yerin dibine geçirilmiş
kanlı bebek başlarına
bir de şu sion talmut’larına bakıp
“evet!.insan değiller bunlar!.ölmeliler!” de demedim..
yemedim yani!
yerseniz siz, buyrun
Kitap açık!
hazır konu “tanrılık taslama” üzerineyken
şu tanrı taslaklarından söz edeyim..
bakmayın saldıkları o taktik /yahova/tik korkularına
o
zırhlara bürünmüş, yüzünü göstermeyen
şalom/şavalak korkak bir sanrıdır sürü lügatinde..
çıkamazken dev sütre gerilerinden
biraz sıkarken
tek bildiği çelik kuşlarını salmakken tepeden
ateş yağdırmakken
tankları ölüm kusarken
dünya susarken
ve o sefil lobi seyrederken
fildişi kulelerinden
/bebeler ölür, kadınlar
genç adamlar..
elbet günü gelir mahşerin
“niye?!” diye sorulur../
soran soracak diye
şu cüretkâr soruyu sormuyorum ben şimdi de(n)
yalnızca şu kanlı çöle bakıyor
dehşet anlamlar arıyorum..
“bir bedeli olmalı bu /âh/ın!”
şunları yanıltan/yed’ullah/ın
şu kippalı canavarları
muhkem kalelerinden çıkartışına
şu /ölümamcaları/nın kanlı yuvalarından
şu ölüm kuşlarını uçuruşuna
ve kuma sürüşüne bakıp şu ölümcül tanklarını
bir anlam buluyorum..
bir /son sürüş/ bu
/ölüm sürüş/ü!..
hani o Kızıldenizi yarıp Mısır’dan
merhamet çıkarışı gibi de hiç değil, şüphesiz..
şu tanklar!
“dünyaya meydan okuyan!
titanyum alaşım, yedi kat zırh
ağır çelik aksam, safi çelik..”
gözüm öyle görürken
aklım /çelik tabut!/ diyor şunlara, hiç yanılmıyor!
yani ki sapana gelen keklik!
/safi keklik!/
yanmasın içi mazlumların!
her taşın yumuşak bir yanı
her taşkalbin üzerinde bir mühür
ve her zalimin yumuşak bir karnı var!
şu katiller!
midelerine oturacak
en sağlam işkembelerin bile eritemediği
elmas iradeli bir avuç demir leblebiyi
bir avuç tanrı eri elinden
fena yiyecekler!.
fena yiyecektir demir
fena yiyecektir kum
ne fena yiyecektir zakkum?!
şu /sorusuzluğun/
şu /sorusuzluğumun/
şu /sorumsuzluğumun/
şu büyük /s o r u m s u z l u ğ u n/ nedeni buydu demek
şu fena yiyecekler!
ne büyüksün tanrım!
ölmez artık o Gazzeli çocuk
ben de!
çıkardın ya şunları kalelerinden
sürdün ya çöle
ve çölün ne batak
ağır tank paletlerine!
şunlar!.çok fena yiyecekler!
çok fena yenilecekler!.
bir bilseler!.
Deli Memet
Haydarpaşa’dan kalkan Hicaz treni Ankara’dan geçerken
dedem Hüseyin’i alırken
yıl /dokuzyüzonyedi/yken
şehitken
dedem artık Gazze toprağıyken
bugün ben Filistin’de çocukken..
..
rotası intiharlı, acil seferleri tehirsiz
bir gemiydim bu kandenizinde
ve acemi ördeği katillerin
arka bahçelerinin..
vurulmaktan hiç pirelenmeden dalıp düşüstü
henüz ölmemiş kalbine fidyeler verip yüzen..
/onlar gelmeden ben
hiç lekelenmeden
ölmüştüm işte bi güzel
Filistinli bir çocukla!/
en çok bir kuzuydum ölüm ağıllarında
bir değil çok post çıkardılar
önce ingiliz sonra şunlar..
ya çok bereketliydim
ya şu kasaplar/ım/ çok hünerli
tükenmedim..
zeytinağacıydım demek, kutlu
kurşunlandıkça kanı çıkan
ki yağı doğuya da, batıya da ait olmayan
ışıl ışıl, koca bir zeytindağı
kandil içinde çerağ
incimsi bir yıldızdım sanki, inen semâdan
yanardım daha ateş bile dokunmadan..
çarkları arasından geçerken feleğin
ve mekrinden, O her şeyi bilenin..
yüksek mühendis değildim yani
niye olmadım bilmiyorum!
üstelik alanı elektronik olan
hani ölümün şu büyük yan sanayii
Nobelli bir nükleer fizikçi meselâ..
isteseydim olurdum belki
hesaplamayı bir bombanın düşeceği yeri
kaç binayı birden gömeceğini toprağa
kaç ananın ciğerini delip
kaç çocuğun kanını dökeceğini!.
kapattım işte hesaplarımı
tanrının yardımıyla, masumca
maazallah ya “ilâ cehennemî zümerâ”
zalimlerden biri olup ilerde
defterim dürülüp kudret eliyle
yakalansaydım ensemden?!
güzel metafordu hani hayatım
insanlık uykularına
almalı bir örneğini ve yapıştırmalı
yalnızlığın/yalnız bırakılmışlığın
ölüm sessizliğinin sözlüğüne
ıssızlıkla aynı satıra
yine kanla!..
belki ağır/kanlı bir film gibi yaşıyorum hayatı Gazze’de
hani eğlence olsun(!) diye
renklicamlarından savaşı film gibi izleyenlere..
oysa ben, katillerimin hiç bilmediği bir şey biliyordum
adres sormazdı ölüm, gittiği yerde
herkese bir ölüm/ölüm herkese!.
şu Telawşington’un
Dünyaya işaret buyurup, forslu forslu
“işte fosforlu bombalarımızın nedeni?!”
dediği şu çocuk ve gençlere
o yiğitlere ben hiç “kötüler!” demedim!.
ne kötüydüm bu yüzden!.
dahası gazze’de ekmek yokken
su yerine ateş içerken
modern Ebrehe ellerinden
şehirleri işgâl edilmiş şu çocukların
ceplerindeki sapan taşlarına
anneleri/sofraları yerin dibine geçirilmiş
kanlı bebek başlarına
bir de şu sion talmut’larına bakıp
“evet!.insan değiller bunlar!.ölmeliler!” de demedim..
yemedim yani!
yerseniz siz, buyrun
Kitap açık!
hazır konu “tanrılık taslama” üzerineyken
şu tanrı taslaklarından söz edeyim..
bakmayın saldıkları o taktik /yahova/tik korkularına
o
zırhlara bürünmüş, yüzünü göstermeyen
şalom/şavalak korkak bir sanrıdır sürü lügatinde..
çıkamazken dev sütre gerilerinden
biraz sıkarken
tek bildiği çelik kuşlarını salmakken tepeden
ateş yağdırmakken
tankları ölüm kusarken
dünya susarken
ve o sefil lobi seyrederken
fildişi kulelerinden
/bebeler ölür, kadınlar
genç adamlar..
elbet günü gelir mahşerin
“niye?!” diye sorulur../
soran soracak diye
şu cüretkâr soruyu sormuyorum ben şimdi de(n)
yalnızca şu kanlı çöle bakıyor
dehşet anlamlar arıyorum..
“bir bedeli olmalı bu /âh/ın!”
şunları yanıltan/yed’ullah/ın
şu kippalı canavarları
muhkem kalelerinden çıkartışına
şu /ölümamcaları/nın kanlı yuvalarından
şu ölüm kuşlarını uçuruşuna
ve kuma sürüşüne bakıp şu ölümcül tanklarını
bir anlam buluyorum..
bir /son sürüş/ bu
/ölüm sürüş/ü!..
hani o Kızıldenizi yarıp Mısır’dan
merhamet çıkarışı gibi de hiç değil, şüphesiz..
şu tanklar!
“dünyaya meydan okuyan!
titanyum alaşım, yedi kat zırh
ağır çelik aksam, safi çelik..”
gözüm öyle görürken
aklım /çelik tabut!/ diyor şunlara, hiç yanılmıyor!
yani ki sapana gelen keklik!
/safi keklik!/
yanmasın içi mazlumların!
her taşın yumuşak bir yanı
her taşkalbin üzerinde bir mühür
ve her zalimin yumuşak bir karnı var!
şu katiller!
midelerine oturacak
en sağlam işkembelerin bile eritemediği
elmas iradeli bir avuç demir leblebiyi
bir avuç tanrı eri elinden
fena yiyecekler!.
fena yiyecektir demir
fena yiyecektir kum
ne fena yiyecektir zakkum?!
şu /sorusuzluğun/
şu /sorusuzluğumun/
şu /sorumsuzluğumun/
şu büyük /s o r u m s u z l u ğ u n/ nedeni buydu demek
şu fena yiyecekler!
ne büyüksün tanrım!
ölmez artık o Gazzeli çocuk
ben de!
çıkardın ya şunları kalelerinden
sürdün ya çöle
ve çölün ne batak
ağır tank paletlerine!
şunlar!.çok fena yiyecekler!
çok fena yenilecekler!.
bir bilseler!.
Deli Memet
Toplam Yorum 0
Yorumlar
Toplam Trackback 0























