Ağaçlar budama adı altında takıntılı kişilerce acımasızca katledilmektedir. Bilinçsizce odun ihtiyacı için, eli testereli doğa düşmanları cahillik den kaynaklanan bir sürü nedenlerle güzelim oksijen depolarımızı yok etmekte gelecek nesillere çölleşen bir ülke bırakılmaktadır.Ormanlarımız yakılarak yada başka nedenlerle yok edilmesi dışında her şeye rağmen yaşamayı sürdürebiliyor.
Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU’ nun Başında Kavak Yelleri Esenlerin Kavak Takıntısı adlı yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum ;
Eyvah, etrafta yine kavak ağaçlarının pamukçukları uçuşuyor! Yere atılan sigara izmaritleri ve benzeri çöpler, hatta çöp dağları için kimseye küçük bir ceza bile kesilmezken, bir doğa harikası olan pamukçukları nedeniyle koça kavak ağaçları kökünden bilgisizce kesilebiliyor.
Kavak ağacı, bin yıldır bu topraklarda yetiştirilmekte. Fakat neden bir anda ‘tu kaka’ oldu diye de soruyor. ‘Kavak ağacı gibi ne yemişi var, ne gölgesi. Kavak ağacından odun, halayıktan kadın olmaz!’ gibi atasözlerinden de anlaşılabileceği gibi aslında kavak ağaçlarını hiç sevmezmişiz...
TEK SUÇLARI GÖZLE GÖRÜNÜR OLMALARI
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nden Zuhal Mutlu’ya göre, ülkemizde özellikle kavak ve salkım söğütler ağaç kıyımından en çok payını alan çaresizlerdir. Salkımsöğütler, bulunduğu yerden geçsin ya da geçmesin kanalizasyonları tıkıyor diye kesiliyor. Kavaklara gelince durum daha acıklı ve onlara resmen haksızlık yapılıyor.
Örneğin, Ankara Valiliği İl Çevre Müdürlüğü’nün, 12 Haziran 2002 tarihli yazısı ekinde, ‘Kavak ağaçlarından kaynaklanan polenlerin, astım krizi, saman nezlesi, ürtiker gibi alerjik tepkiler oluşturması nedeniyle il sınırları içerisinde kavak ağacı yetiştirilmemesi; yaşlı ağaçların kesilerek yerlerine toprak ve iklim koşullarına uygun akasya, huş, dişbudak, gladiçya, badem türü ağaçlarının dikilmesi ’ gibi bir kararı var.
Benzer şekilde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de 2002 Haziranı’nda beş yıl içinde bir milyon kavak ağacının kesilmesine karar vermişti. Sonra da yurdun her tarafından kesim haberleri gelmişti... Dikkat edin bu kararlar ‘kent sınırları’ yerine ‘il sınırları içinde’ biçiminde olduğundan, tarla ve su kenarlarındaki kavaklar bile hedef alınmış durumda... Peki; kararlar ne derece doğrudur?
Aslında kavak ağaçlarının havada süzülen pamukçukları polen bile değildir. Bunlara dişi kavak ağacının tohumlarının rüzgarla uzak mesafelere yayılmasını sağlayan doğal paraşütler olarak bakılabilir. Kısa süreli bir görsel kirlilikten başka bir zararı olmayan pamukçukların tek suçu gözle görünür olmaktır!
‘Türk’ün aklı gözündedir’ ya, kafayı takmışız onlara bir kere...
Polenlerini ilkbaharın ilk aylarında ve görece olarak çok kısa bir dönemde saçan söğüt, kavak, dişbudak, fındık, çınar gibi ağaç cinsleri görece olarak daha az olumsuz etkiye sahiptir. Polenleri alerjik hastalıklara yol açan bitki türleri sıralandığında, yüzde 16,2 ile buğdaygiller; yüzde 9,1 ile ayçiçeğigiller; yüzde 8,7 ile kazayağıgiller; yüzde 5,5 ile gülgiller; yüzde 4,3 ile akçaağaçgiller; yüzde 3,9 ile çamgiller; yüzde 3,5 ile söğütgiller, baklagiller ve servigiller öne çıkmaktadır. ‘Katli vaciptir’ denilen kavaklar bu sıralamada bile yedinci sırada gelmektedir!
Kavak diğer yeşil olan her şey gibi bol oksijen üretimi, yapışkan özelliği, diğerlerinden daha fazla hava filtresi görevi görmesi özellikleriyle şehirde açık ortamlara göre çok daha fazla olan zararlı tanecikleri süzmekte; astım, alerji, amfizem gibi hastalıklarda solunumu kolaylaştırıcı etki yapmaktadır.
Kök yapısı gelişmiş olan kavak, uygun yerlere dikilirse zemini sağlamlaştırıcı, su toplayıcı etkileri göz ardı edilmemeli. Üstelik çok hızlı büyümesi diğer pek çok ağaçta olmayan bir özellik. Zuhal Mutlu’ya göre kavak bir kültür, bir değer, bir dosttur. Belediyelerce yapılan en büyük yanlışlardan biri de ağaç sevgisi bilinci yerine, örnek olarak halka kesme alışkanlığının aşılanmasıdır. Çevremizde polen üreten başka bitki türleri varken, dişi ya da erkek olsun kavak ağaçlarını kesmek ne doğrudur, ne de gerçekten alerji için bir çözümdür.
POLEN TAHMİNLERİ YAPILMALI
Her bitkinin polen ürettiği dönemler yıldan yıla pek değişmez. Bununla birlikte, hava şartları herhangi bir zamanda havada bulunan polen miktarlarını kontrol eder. Sıcak, kuru ve rüzgarlı havalarda, havadaki polen ve küf sporlarıyla birlikte, saman nezlesi ve astım krizlerinde büyük artışlar gözlenir. Bu nedenle, alerjik bünyeli kişilerin, bulunduğu veya gideceği yerdeki polen durumunu günü gününe bilmesi gerekir. Bunun için, örneğin ABD ve AB’de, meteoroloji bültenlerinde polen tahminleri ve miktarları verilir.
Örneğin. Amerikan Alerji, Astım Aerolojik-Alerjen ve İmmünoloji Akademisi’nin (AAAAI), gönüllülerden oluşan 65 polen gözlem istasyonu var (
[Sadece Bahcesel kullanıcıları linkleri görebilir. Hala kayıt olmadıysanız, kayıt olmak için tıklayınız...]). Böylece AAAAI ve antihistaminik vb. türdeki ilaçları üreten bazı ilaç firmaları, 100 Amerikan şehri için günlük polen tahminlerini halka ulaştırmaktadır (
[Sadece Bahcesel kullanıcıları linkleri görebilir. Hala kayıt olmadıysanız, kayıt olmak için tıklayınız...]). Aynı ilaç firmalarının ürünleri ülkemizde satılmakta ama buna benzer çalışmaları hiç yapmamaktadırlar!