Lokomotif sektörlerin temsilcilerini bir araya getiren Zaman, Sektör Buluşmaları'nın Anadolu'daki 2. toplantısını Adana'da gerçekleştirdi. Moderatörlüğünü Zaman Reklam Grup Başkanı Hakan Dikmen'in yaptığı toplantıda işadamları, Anadolu'nun ilk sanayi şehirlerinden Adana'nın eski parlak günlerine dönmesi için hükümetten taleplerini dile getirdi. Kentin tekstil sanayiindeki potansiyeline dikkat çeken işadamları, sektörün hammaddesi olan pamuğun yeniden yerli kaynaklardan sağlanması için Çukurova'da üretime ağırlık verilmesi gerektiğini kaydetti. Sektörler Buluşması'nın bir sonraki durağı ise dünyaya sanayi ürünü ihraç eden Kayseri olacak.
Bu toprağın sesine kulak vermek istiyoruz
Bülent Korucu (Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü)
Buraya konuşmacı olarak değil, dinleyici olarak geldik. Bu toplantılarda farklı fikirleri aynı anda konuşturmayı, tartıştırmayı; farklı görüşleri, farklı renkleri ve tatları bir araya getirmeyi amaçlıyoruz. Bununla bir ortak akıl üretmeye çalışıyoruz. Sorunlara çok fazla odaklanmaktansa çözümleri biraz daha fazla konuşmak istiyoruz. Çünkü sorunlar bizim enerjimizi tüketiyor. Tabii ki toz pembe bir Polyannacılık içinde olalım, demiyoruz. Sorunları da kayıtlara geçirelim. Fakat Türkiye'nin en önemli hastalıklarından birisi, insanların çoğunlukla sorunları konuşması. Çözüm üretme noktasında aynı enerjiyi bulamıyoruz. Bu tür toplantıların bahsedildiği şekilde bir somut faydasının olmasını istiyoruz. Sektör temsilcileri, sorunlarla birlikte fikirler üretsinler. Biz bu fikirleri gazetemizi bir platform olarak kullanarak, tüm Türkiye'ye taşıyalım. Hem de nihayetinde çözüme katkı yapalım. Merhum Turgut Özal'la ilgili çok beğendiğim yönlerinden birisi şuydu: Dünyanın gidiş yönünü doğru tespit etti, ülkenin yönünü o tarafa çevirmeye çalıştı. Bizim de toplantılardan amaçladığımız hususlardan birisi budur. Bugünün sorunlarını çok konuşmak yerine, mümkün mertebe yarını ele almak istiyoruz. Bir anlamda toprağın sesine kulak vermek istiyoruz.
Geleceği göremeyen, büyük bedel öder
Turhan Bozkurt (Zaman Gazetesi Ekonomi Editörü)
Ülke ekonomisini sırtlayanların misafiri olmak, bizim için büyük bir heyecan vesilesi. Bu toplantıların bizim için en değerli sonucu şu: Rakamlara yansımayan ama işadamının, sanayicinin günü gününe, saat saat hissettiği sıkıntıları, fırsatları, riskleri bire bir görmek ve onları bir haber metni şeklinde okuyucu; kamuoyu ile paylaşmak bizim için çok öğretici oluyor. Temmuz 2007'de en derin sarsıntısını hissetmeye başladığımız Amerika'daki mortgage kaynaklı, yüksek riskli konut kredilerinin geri dönüşünde yaşanan sorunlar bugün küresel bir krize dönüşmüş durumda. Öyle ki Çin'deki bir bankanın bilançosunda mortgage kâğıtlarının yol açtığı hasarı görüyoruz. Türkiye'deki yansımalarını nasıl görüyoruz? Bankalarımız yurtdışında kaynak temininde çok ciddi sıkıntılarla karşılaşıyor. Dünya şu an çok ciddi likidite krizi yaşıyor. Bu kriz, paranın maliyetini artırdı. Önceki yıllardaki bolluk dönemi geride kalmıştır. Konut ve emlak piyasasından, hisse senedi piyasalarından kaçan fonların petrole, pirince, demir-çeliğe, soyaya, bakıra yönelmesi; kendilerince yeni limanlar aramasından kaynaklanan ciddi bir finansal enflasyon yaşanıyor. Bu enflasyon bize ithalat yoluyla giriyor. Fiyat mekanizması ve likiditenin altın anahtar haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Öz sermaye, kârlılık, likidite arasında bir tercihte bulunmak gerekirse bu dönem likiditenin önemli olduğunu söylemek gerekir. Çünkü ciddi iflasların yaşandığı, bankalarla ürecilerin, sanayicilerin icralık olduğu; büyüklerin küçükleri yuttuğu dönemlerdir. Geleceği göremeyenlerin, ayağını yorganına göre uzatamayanların, riskleri küçümseyenlerin ağır bedeller ödediği dönemlerdir. Tıpkı 1999-2000'lerde olduğu gibi... İniş ve çıkışlar çok sert olacak.
Toplantıda alınan kararlar takip edilsin
Prof. Dr. Necdet Ünüvar (AK Parti Adana Milletvekili)
İsveç atasözü, 'Kaygı, küçük şeylerin gölgesini büyütür' diyor. Kritik günlerden geçiyoruz. Ülkemiz sahip bulunduğu jeostratejik konumu itibarıyla, nüfusu ve etkinlik alanıyla çok önemli bir ülke. Dolayısıyla Türkiye'nin sürekli kritik günlerden geçmesi tabii. Ama kritik günlerden geçerken devamlı büyüyor. Adana da gelişiyor. 20 yıl önce birçok teknolojik imkânlardan yoksunduk. Bugün daha fazlasına sahibiz. Biz bugünden bir adım atıyorsak, en az 20 yıl sonrasını düşünmemiz lazım. İstanbul'da sağlık bakanının da katıldığı bir sektör toplantısı yapıldı. Sağlık alanında tarafların birbirini uygun bir vasatta buluşamamasından kaynaklanan bir sorun vardı. Ve o sektör toplantısı problemi haletti. O yüzden Zaman Gazetesi'nin bu tür toplantılarıyla ilgili 'takip' programı yapılmasını tavsiye ederim. Sağlıkta atılan küçük adımlar, beraberinde başka gelişmeleri de getiriyorsa, çok önemli noktalara ulaşılabiliniyor. Bunun için birbirimizi desteklememiz lazım. Hayallerimizi birleştirelim. Takım ve girişimcilik ruhunu geliştirmeliyiz. Çünkü aynı kanun, aynı mevzuat bir şehri ileriye götürürken, bir başka kenti geriletiyorsa sıkıntı var demektir.
Tarımın adı çiftçilik değil, sanayi olmalı
Şaban Baş (Adana Ticaret Odası Başkanı)
Ekonominin ipleri siyasi istikrara bağlıdır. AK Parti ile yakalanan siyasi istikrarla 2006'ya kadar her şey çok iyi gitti. Bu tarihten sonra işler değişti. ABD'deki mortgage kredisinin geri dönüşü başlamayınca kriz patlaması oldu. TOKİ ile ülke genelinde çok güzel yatırımlar oldu. Herkes konut aldı. Ama şu anda anormal derecede borçlanma var. Tıkanma başladı. Biz 2001 krizini beklemiyoruz. Sorduklarında biz 'Türkiye'de kriz var' demiyoruz. Krizin içerisindeyiz zaten. Tedbir alınması gerekir. Şu anda Adana'nın birçok yerinde 'kiralık, satılık, kapalı' işyerlerini görürsünüz. Organize Sanayi Bölgesi'nde geçmiş yıllarla aynı elektrik tüketimi yapılıyor, artış yok. Kapasiteyi artırıyoruz. Satışımız iyi. Ama kazançlar sıfıra düşmüş. Ayakta durabilmek için üretim yapıp piyasaya satıyorlar. İhracat yapıyorlar. Bu kurla ihracat şanslarının ne kadar iyi olacağı belli. Sanayici ve tüccar iyi bir ithalatçı ve ihracatçı oldu. Artık hükümetin gerçek kredi desteklerini verip, sanayicinin burada üretim yapması gerekir. Dışarıdan ara mal ithal edip iki katma değer koyup tekrar dış piyasaya satmaması lazım. Ne oldu da tarımı ve pamuğu bıraktık? Adana'nın en büyük ihracat kalemi tekstildir. Hammaddesi pamuktur. Ayrıca otomotiv sektöründe 13,5 milyar dolar ihracatımız, bir o kadar da ithalatımız var. Halbuki tekstile, kendi özümüze dönmüş olsak, hammaddenin yüzde 80'i buradan çıkar. Ama otomotivde parçalar dışarıdan geliyor, burada monte ediliyor. Adana bölgesinde kapanan firma sayısı 1.203'tür. Adamlar borcu borçla ödeyerek kapatıyor. Kâr edemiyor. Üretim yapılması gerekir. Artık tarım da sanayi içinde değerlendirilmeli. Tohumculuk, seracılık, çiçekçilik... Tarımın adı çiftçilik değil, sanayi olmalıdır.
Pamuğun yüzde 68'i dışarıdan alınıyor
Fethi Coşkuntuncel (Adana Ticaret Borsası Başkanı)
Adana, 1980'de Turgut Özal'la 'sanayi hamlesi' adı altında bir proje geliştirdi. Bu sanayileşme dışa bağlı idi. Bu dönemde Adana'nın tarımdan elde ettiği katma değer 1,3 milyar dolardı. Katma değeri yüksek olan tekstilin hammaddesi pamuk Adana'da yetişiyordu. Yağ sektöründe gelişim vardı. Ve yıldız bir kentti. Biz tarımdaki katma değeri sanayiye dönüştürme kabiliyetini gösteremeyen bir iliz. Adana'nın en büyük problemlerinden biri siyasi iradenin masasında olmaması. 1983'ten bu yana aktif bir bakanımız olmadı. İlin ikinci sorunu, 'ortak akıl ve ortak sermaye' kullanma potansiyelinin zayıflığı. Pamuk, Çukurova'da üretilir, Türk tekstili bununla gurur duyardı. Türkiye'nin pamuk tüketimi 300 bin tondu. Bizim üretimimiz 630 bin tondu. 300 bin ton pamuğu dışarıya ihraç ediyorduk. Sonra tekstilde plansız programsız teşvikler verildi. Fabrikaları kurduk, ama dışa bağımlı hale geleceğimizi kestiremedik. Şu anda tekstil sektörünün sıkıntısı girdi hammaddesi olan pamuğun yüzde 68'inin dışa bağımlı hale gelmesi. Bizim Hindistan, Pakistan'la rekabet etme şansımız yok. Çünkü bu ülkeler hammaddeyi kendileri üretiyor. Tarımdaki bu daralmalar, emtiadaki talepler sebebiyle, Türk tekstilcinin kurtuluşu pamuğun ekilmesine bağlıdır. Şu anda yanlış teşviklerden dolayı Türk tekstiline 80 milyar dolar yatırım yapmışız. Halen DPT destek veriyor. Makine parkurunun hazır olması ve markaya dönüştürme bakımından bu avantajdır. Kabiliyeti yüksek tesisler Adana'da mevcuttur. En büyük eksiğimiz, ortak aklı harekete geçiremeyişimizdir. Yani 4 kişi bir araya gelip bir şirket kurma kabiliyetini göstemiyor.
YARIN: Yerelde başarı için küresel olmalıyız
GAP'a yapılan yatırım Adana'ya göçü önleyecek
Prof. Dr. Vahit Kirişçi (Meclis Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti Adana Milletvekili):
Gerek tüketici ve gerekse üretici olarak sunulan enflasyon rakamlarının yüzde 70'inin enerji ve tarım; tarımdan elde edilen gıda ağırlıklı olduğunu biliyoruz. Tarım sektörü, ülke ne kadar gelişmiş olursa olsun, her ülke için stratejik bir alan. Bu sektörün mutlak suretle problemsiz üretiyor olması ve üretimini sürdürmesi gerekir. Cumhuriyet kurulduğunda birkaç vilayet öne çıkmıştır. 1980 sonrası, rahmetli Turgut Özal'ın açılımlarıyla ülkenin sanayici ve üreticisini alıp dışarıya götürmesi, büyük bir değişikliğin öncüsü olmuştur. Bunun Adana ile ilgisi nedir? Bugün GAP'a bu kadar önem yükleyen hükümetin tek düşüncesi Adana'nın Mersin'in göçle yaşadığı birtakım sorunları yerinde çözmektir. 1999-2008 döneminde emtia fiyatları yüzde 286 artıyor, ham petrol fiyatları yüzde 547 artıyor, gıda fiyatları ise yüzde 98 artıyor. Her ülke ciddi enerji bağımlılığı olmadığı için tarım onların hayatının çok önemli bir bölümünü oluşturuyor. Dünya nüfusunun yüzde 40'ını oluşturan Çin ve Hindistan'da büyümelerine paralel olarak tarım ürünleri tüketimi artıyor. Bu da özellikle buğday fiyatlarının artmasına sebep oluyor. Geçtiğimiz yılda buğdaydaki fiyat artışı yüzde 130. Mısırda yüzde 31, pirinçte yüzde 74 fiyat artışı olmuştur. 2006'dan itibaren 10 yıllık periyotta, tarımsal üretimin artık dünyadaki nüfus artış hızına paralel büyümediğini görüyoruz. Bu, gıdaya olan talebi ve fiyatları tırmandırmaktadır. Dünyada tarımsa Ar-Ge'ye önemli bir yatırımın yapılmadığını görüyoruz. Küresel iklim değişikliği denince akıllara kuraklık geliyor. Halbuki bazı bölgelerde sel ve taşkınlar olurken, bazı yerlerde kuraklık yaşanıyor. Tarım, iklim değişikliklerine de olumlu katkılar sunuyor. Sanayinin iklim değişikliğindeki olumsuz etkisini gözden geçirebiliriz. Hükümet Kyoto Protokolü'nü imzaladı. Sürdürülebilir gıda güvenliği için tarım olmazsa olmazlarımızdan. Bu şartlarda ülkemizin artıları var. Adana daha fazla imkânlara sahip. Sahip olduğumuz su varlıkları itibarıyla en kritik dönemde dahi, Adana olarak suyla ilgili bir problemimiz yoktur. Problemimiz atıl olan veya potansiyeli olduğu halde yeterince faydalanamadığımız tarım topraklarına suyun bir türlü ulaştırılamamış olması. Seyhan Barajı 1956'da tamamlanmış olmasına rağmen, toplam 539 bin hektar olan tarım arazisinin sadece 195 bin hektarını ancak sulayan bir şehiriz. Ekonomik olarak sulanabilir alan dikkate alınırsa 344 bin hektar, bunun içinde sulanamayan kısım 2 bin hektar. Sulama teknolojileri o kadar gelişti ki yüzde 30 eğim de olsa bu imkânlarla rahatlıkla sulanabilir. Türkiye'de 26,5 milyon hektarlık tarım arazisinin ancak yüzde 20'si sulanabiliyor. Tehditler var. Bu tehditleri fırsata dönüştürmek son derece önemli.
zaman