BAHCESELFORUMSEL

Toprak Kontrolü, Ağaçlandırma ve Erozyon Toprak Kontrolü, Ağaçlandırma ve Erozyon


Hızlı Arama Sistemi
   

Kullanıcı ismi
Şifreniz
Geri git   BAHCESELFORUMSEL > ORMAN ve ORMANCILIK BÖLÜMÜ > Toprak Kontrolü, Ağaçlandırma ve Erozyon
Cevapla
31-01-2008   #1 (permalink)

Bahcesel Haber Editörü
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 1.140
Thanks: 0
Thanked 5 Times in 5 Posts
habermerkezi is on a distinguished road




Standart TÜrkİye’de Erozyon

Erozyon, tüm dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) rakamlarına göre, dünya topraklarının %25'i ve 900 milyon insan, erozyondan etkilenmektedir. Yapılan hesaplamalara göre, dünyanın son 20 yılda erozyon yüzünden canlı toprak kaybı 480 milyar tondur. Türkiye de büyük boyutlarda yaşanan erozyondan etkilenmektedir. Türkiye topraklarının yaklaşık %80'inde orta ve şiddetli erozyon yaşanmaktadır. Erozyon yüzünden bir yılda kaybettiğimiz canlı toprağın en az 500 milyon ton olduğu hesaplanmıştır. Bu toprakla birlikte kaybedilen çok kıymetli mineraller ve organik maddelerin 9 milyon ton ve değerinin en az 25 trilyon TL. olduğu bilinmektedir. Eğer önlem alınmazsa 25 yıla varmadan Türkiye topraklarının yüzde 85'ini kaybedecek. Rakamlardan da anlaşıldığı gibi karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike erozyondur.Ülkemizin hızla çölleştiği, Rio'da yapılan Dünya Çevre Zirvesi'nde de doğrulandı. Türkiye'de erozyon Avrupa'dakinin 17 katı, Amerika'dakinin ise 6 katıdır. Acil önlem alınmadığı taktirde, ülkemiz yakın bir gelecekte çöl olacaktır.
Hidrologlar, erozyon miktarını nehrin taşıdığı toprak, kil, kum gibi katı madde miktarını ölçerek kestirirler. Derlenen verilere göre, Fırat Nehri’nin taşıdığı yıllık ortalama katı madde miktarı 73 milyon ton. Erozyon şiddetini değerlendirmek bakımından daha yararlı bir değer elde etmek için bu rakam, Fırat’ın suyunu topladığı alan suyunu topladığı alana, teknik adıyla “havza” ya da “drenaj alanı” nın yüzölçümüne bölünür. Fırat’ın havzası 101 km² başına 727 ton toprak taşınmakta. Ülke çapında ortalama erozyon, gene bu birimlerle 600 ton kadar. Fırat havzasından daha da fazla erozyona , Kızılırmak (929 ton ), Dicle (1085ton) ve Yeşilırmak (1521 ton) havzalarında rastlanıyor. Bilimsel ölçümleri bir yana bırakılsa bile, bu havzaların en şiddetli erozyona uğrayan alanlar olduğunu görmek oldukça kolay: Ülkenin en bulanık, en çamurlu akan nehirleri bunlardır.
Ülkemizde en fazla aşınan ve en fazla taşınan Yeşilırmak havzasında, km² de 1521 ton erozyon, yılda ortalama 0,6 mm. üst tabaka toprağının kaybolmasına tekabül ediyor. Bu da çok şiddetli bir erozyon oranı, çünkü 1 mm üst toprağın oluşması genellikle bir yıldan çok daha fazla zaman alıyor. Erozyon, normal boyutlarında kalsa, her yıl oluşan yeni üst toprak ile aşağı yukarı bir dengede olacaktır. Ama aşınma, toprağın oluşma hızını geçtiği zaman, eko sistemden net bir toprak kaybı oluyor. Yeşilırmak havzası gibi alanlarda bu net toprak kaybının yıllar boyu sürmesi halinde, gelecek kuşaklar için toprağın taşıma gücü azalacak. Bu, sürdürülebilir bir durum değildir Etiyopya ve eski Maya ülkesi gibi toprağın, üzerinde yaşayan insanları besleyemez bir hale gelmesiyle sonuçlanabilecek bir durum. Neyse ki, ülkenin tümü Yeşilırmak havzasının hızıyla aşınmıyor. Türkiye ortalamasının altında erozyon gösteren havzaların arasında Seyhan (563 Ton), Gediz (582 Ton), B. Menderes (519 Ton), Göksu (331 Ton) bulunduruyor. Genelde, bir akarsu havzasında, akarsuyun her kolu üzerinde eğim, bitki örtüsü, arazi kullanımı özellikleri çok farklılıklar gösterebiliyor. Çoğu kez, havzaların üst kısımlarında aşınma ve taşınma olayları, aşağı havzalara kıyasla çok farklı olabiliyor. Aşınma oranı eğimin yüksek, arazinin de çıplak olduğu yerlerde çok yüksek. Toprak aşınması ise, nehrin akış hızına bağlıdır. Bir nehrin aşağı kesimlerinde eğim azalınca nehir yavaşlar ve genişler. Bunun sonucu, taşınan toprağın büyük kısmı nehir yatağında birikir.
Doğal dengesi bozulmamış küçük akarsu havzalarından taşınan toprağın genelde çok az olduğu görülür. Örneğin B. Menderesin kollarından Çine Çayı'nın taşıdığı miktar, havzanın her km²’si başına 103 ton olduğu halde B. Menderes havzası bir bütün olarak ele alındığında taşınan toprak miktarı 519 tondur. Çine Çayı da erozyonu az olmasının sebebi, bu havzanın bitki örtüsü oldukça sağlıklı, doğal toprak - su dengesinin bozulmamış bir alan olmasında yatıyor. Çine Çayı gibi akarsuların normal toprak - su dengesine yakın bir durumda olduğunu kabul edelim. Ülkemizde ortalama aşınma yılda km² başına 600 Ton olduğuna göre, bu karşılaştırmadan şöyle önemli bir sonuç çıkarılıyor: Demek ki ülkemizde, normal aşınma olayına kıyasla en az altı kat oranında erozyon hüküm sürmekte.
Ülkemizde gerçekten tarım yapılabilecek verimli topraklar, düşünülenin aksine, çok kısıtlıdır. 1. sınıf tarım toprakları ülke yüzölçümünün sadece %6,4'ü, 2. sınıf tarım toprakları ise %8,7'sini oluşturmaktadır. Buna karşılık, kişi, müessese ve tüm kamunun sorumsuzlukları sebebiyle bu son derece "değerli" topraklar, üzerinde tarım yapılması gerekirken, sanayi oluşumlarına, yerleşim alanlarına, karayollarına harcanmaktadır. Yalnız Trakya'da, yeni otoyol 8-10 km. kuzeydeki tarıma uygun olmayan araziden geçirilmediği için, yitirilen verimli toprak 50 bin hektardır. Tuğla fabrikaları yılda 20 bin dekar alüvyon toprağı yok etmektedir. Ancak bu söylemden, "ülkemizde sanayi kurulmasın, yerleşim alanları açılmasın ya da karayolu yapılmasın" anlamı çıkartılmamalıdır. A.Ü. Ziraat Fakülkesi'nden Prof. Koray HAKTANIR'ın da belirttiği gibi "Bir otomobil fabrikası başka bir yere kurulabilir, ama basit bir patates tarlası bir daha yaratılamaz. Bu felaketi engelleme amacıyla, büyük mücadeleler sonunda 1989'da çıkarılan "Tarım Alanlarının Amaç Dışı Kullanımının Önlenmesi" yasası, bir yıl bile geçmeden tadile tabi tutularak ve uygulamada "hükümsüz" kılınarak, sulu tarım alanlarına bile tesis yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.
Ormansızlaşma, ülkemizin diğer bir felaketidir. Türkiye'de orman sayılan alanlar 20,2 milyon hektardır. Fakat bu alanların %56'sı bozuk ve verimsizdir. Nüfus başına düşen ormanın dünya ortalaması 12 dönüm iken, ülkemizde bu sadece 3,2 dönümdür. On dönümlük orman alanında yıllık hammadde odun oluşumu, Almanya'da 5,6m3, Romanya'da 4,6m3 iken bizde 1,4m3'tür. Türkiye, ormanlarının hem nitelik hem de niceliği bakımından son derece fakir bir ülkedir. Türkiye'nin 1993 yılı odun hammadde tüketimi 33 milyon m3'tür. Aynı yıl devlet ormanlarından 15 milyon m3, kavakçılık sektöründen 4 milyon m3 üretim yapılmış ve ithalatla da 3 milyon m3 sağlanmıştır. Geri kalan 11 milyon m3 devlet ormanlarından kaçak kesimlerden sağlanmıştır. Meraların tahribi olgusu da ülkenin geleceğini karartan bir diğer olgudur. 1935'te 44,3 milyon hektar çayır ve meramız vardı. Bu miktar bugün 21,7 milyon hektara inmiştir. 60 yılda meralarımızın yarısından fazlasını kaybettik. Ve kalan meralarımızın çok büyük çoğunluğu vasıf ve verimliliklerini kaybetmiştir. Bu konuda nedenler çeşitli ama temel neden aynıdır. Hemen tamamı devlete ait olan çayır ve meralarımızın sahibi yoktur ve bakanı koruyanı yoktur. Devletin çayır ve meralarının bugün 2001 yılında 1858 tarihli "Osmanlı Arazi Kanunnamesi" ile, esas itibariyle, yürütüldüğünü ve bu konuda hazırlanmış olan kanunun tam 35 yıldan beri, parlementomuzun genel kuruluna çıkarılmamıştır. Bunu sonucu dünyanın en az hayvan yetiştiren ülkesi Hindistan'dan et ithal ediyoruz. .
Tarımda da durum farklı değildir. Buğday üretimi 1988'de 20,5 milyon tondan 1995'te 15,7 (tahmini rekolte)'ye inmiştir. Bu durum kişi başına buğday üretimimizin 382 kg'dır. 1986 ile 1993 yılları arasında çavdar üretimi kişi başına 6,8 kg'dan 3,9 kg'a, yulaf üretimi 5,8 kg'dan 4,1 kg'a, pirinç üretimi 3,2 kg'dan 2,2 kg'a, ayçiçek üretimi 18,3 kg'dan 13,6kg'a, zeytin üretimi 19,6 kg'dan 9,2 kg'a düşmüştür. Bu yetersizliğin halka yansıyan bölümünü basit bir örnekle gösterebiliriz. İstanbul'da 1990 yılı Şubat ayında ekmeğin bir kilogramı 1250.-TL. iken, bugün 125.000.-TL (100 kat) olmuştur
Erozyonun asıl sebebi, bitki-toprak-su arasındaki dengenin insanlar tarafından bozulmasıdır. Yeşil örtünün yok edilmesi, toprakla su arasındaki barışıklığı bozar ve bu iki can yoldaşını birbirine düşman eder. Bitki-toprak-su dengesini bozmamızın yarattığı çok önemli diğer bir sorun da yakın zamanda açlığa ilaveten susuzlukğa mahkum olacağımızdır. Yıllık kullanılabilir su kapasitesi 110 milyar m3 olan, 200'den fazla kurulu barajı olan Türkiye susuz kalacak. Çünkü bütün barajlarımız büyük bir hızla toprak dolmaktadır. Keban Barajı'nın daha şimdiden üçte biri toprak dolmuştur. 150 yıl çalışmak üzere inşa edilen Sarıyar Barajı'nın 25 metrelik su bacasının sadece 5 metrelik kısmı su üzerindedir ve baraj 10 yıl sonra elektrik üretemeyecektir. ODTÜ'nün yaptığı bir araştırmaya göre, sadece erozyon yüzünden 16 barajımız verimli olmaktan şimdiden çıkmıştır. Seyhan Barajı'nda 20 yıl sonra elektrik üretimi yapılamayacaktır. Çukurova Üniversitesi'nin yaptığı incelemelere göre GAP'taki barajlarımız, beklenenden önce toprakla dolacaktır. Bu duruma hiç şaşırmamak gerektiğini belirtiyorlar. Zira, Fırat Nehri'nin tek başına yılda 110 milyon ton toprak sürüklediği devlet kuruluşlarının tespitidir..
Bu sorunları artıran çok önemli bir problemimiz de hiç şüphesiz, kontrol edemediğiniz nüfus artışımızdır. Türkiye'nin bugünkü nüfusu 62,8 milyondur. Bu nüfus beş yıl sonra 70 milyon ve on beş yıl sonra 100 milyon olacaktır. Ükemizin bugünkü ve mevcut gidiş karşısında gelecekteki kapasitesi, bu nüfusun hiçbir ihtiyacını karşılayabilecek durumda değildir.
Bugün nüfusumuzun %72,5'i kentlerde yaşamaktadır. Oysa daha beş yıl önce bu oran %59,2 idi. Son beş yılda kentlerimizin nüfusu 12 milyon artmıştır. Bu kentsel yığılma, mevcut 4 milyon işsiz hariç, her yıl en az bir milyon kişinin "yeni iş talebi" demektir. Gelişmiş ülkelerde, tarımda çalışanların sanayide çalışanlara oranı sürekli yükselmektedir. Ancak bu azalma, tarımda teknolojinin gelişmesi ve verimliliğin artması, sanayide ise istihdam artışları nedeniyle yavaş ve düzenli olarak gerçekleşmektedir. Ülkemizde ise, köylerden kentlere göç, böyle olumlu bir gelişme sonucu değil, toprak erozyonunun yarattığı yoksulluk, açlık ve susuzluk nedeniyle oluşmaktadır.
Ülkemizde oluşumu açıkça görülen bu olumsuzlukların yaratacağı ciddi sonuçları önlemenin tek yolu, kırsalda çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen aileleri, yerlerinde memnun ve mutlu kılacak bir ortam yaratmaktır. Böylece hem tarımsal ve hayvansal ürün ihtiyaçlarımızın kendi imkanlarımızla karşılanması ve hem de kentlerdeki yığılmanın getirdiği pek çok ekonomik, sosyal ve sonuçta siyasal çalkantı ve çöküşün önlenmesi mümkün olabilecektir. Bunun olabilmesi için de, ülkemizin yeşil örtüsünü, ormanımızı, fundalığımızı, çayırımızı, meramızı korumalı ve bu suretle erozyona mani olarak, en kıymetli doğal varlığımız, tarımımızın ve hayvancılığımızın anası olan toprağımıza sahip çıkmalıyız.

Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye'deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50'sine denk düşmektedir.
Ülkeınizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 tondur: Dünyada ise yılda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan 6 kat daha fazladır .
Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir
TÜRKİYE’DE MERA ALANLARI VE SORUNLARI:
Türkiye’deki mera alanlarının % 87’si tarıma elverişli olmayan V.,VI. ve VII. Sınıf arazilerdir. Topoğrafik yapı nedeniyle genellikle dağlık olan ülkemizde tarıma elverişli düz araziler oransal olarak fazla değildir. Oldukça meyilli ve yüksek araziler mera olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle meralarımız erozyona karşı hassas yerlerdir. Dolayısıyla meralarımızda aşırı otlatmaya meydan vermeden, düzenli otlatma yapılmasının önemi daha da artmaktadır.
Eski çağlardan beri çeşitli kültürlere beşiklik etmiş Anadolu’da yer yer yoğun olarak tarım ve hayvancılık faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Bu bölge, Urartu ve Hititler zamanında Anadolu’dan civar ülkelere tarımsal ürün ihraç etmekteydi. Daha sonraki dönemlerde, özellikle Osmanlılar zamanında iç isyanların çıktığı, asayişin kontrol altına alınamadığı devirlerde bir kısım halkın baskılardan kurtulmak için dağlık alanlara gitmesi ile dağınık bir yerleşim şekli ortaya çıkmıştır. Kapalı ekonominin uygulandığı bu kesimlerdeki nüfusun zamanla artması ve buna paralel olarak hayvan sayısının da artışı sonucu meralar üzerindeki aşırı ve düzensiz otlatma başlamış ve gittikçe artan yoğunlukta devam etmiştir. Böylece yıllardan beri devam eden aşırı ve düzensiz otlatma sonucu üzerindeki diri örtüsü büyük ölçüde tahrip olan meralarımız, erozyona maruz sahalar durumuna gelmiştir. Otlatma kapasitesi düşmüş olan bu sahaların yeniden verimli hale getirilmesi ve erozyon kaynağı olmaktan çıkarılması mera ıslahı çalışmalarının ana amacıdır. 1950’li yıllardan itibaren tarıma traktörün girmesi ile özellikle İç Anadolu platolarında bulunan mera alanlarının tarıma dönüştürülmesi hızlanmıştır. Diğer taraftan hayvan sayısındaki artış devam etmiştir. Birim sahada otlayan hayvan sayısı arttıkça meraların tahribi hızlanmıştır. Çünkü, aşırı ve erken otlatma meralardaki ot verim kapasitesini düşürdüğü gibi klimaks ot kompozisyonunu da bozmaktadır. Bu durum ise meraya özgü otların zayıflamasına ve zamanla ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Buna karşılık meralarda bulunan ve çoğunluğu yabancı olan dikenli ve acı ot türleri artmaktadır. Nitekim sığırkuyruğu (verbascum sp.), sütleğen (euphorbia), çoban yastığı (acantholimon), deve dikeni (alhagi) ve geven (astragalus) gibi dikenli otlar ortama hakim duruma gelmektedir. Özellikle yarı kurak bölgelerimizdeki subalpin ot kompozisyonu önemli ölçüde bozulmuş ve buralarda yerli otların yerini kurakçıl ve dikenli olan otlar istila etmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 20, 21 ve 22. Maddelerine göre Orman Bakanlığı'nın sorumluluk alanına giren meralardan 1 milyon hektar saha alınacak önlemlerle yeniden verimli hale getirilebilecek sahalardır.
1935 yılında 44,3 milyon hektar olan meralarımızda otlayan hayvan sayısı 20,3 milyon büyükbaş hayvan birimi (BBHB) iken, 1950 yılında 28 milyon hektar merada, otlayan hayvan sayısı 21 milyon BBHB olmuş, bugün ise 21,7 milyon hektar sahada otlayan hayvan sayısı 27,2 milyon BBHB' ne ulaşmıştır. Diğer bir anlatımla 1935 yılında 1 BBHB için 2.2 hektar mera sahası düşerken, bugün 1 BBHB için 0.79 hektar mera sahası düşmektedir.
25 Şubat 1998 tarihinde çıkarılan 4342 Sayılı Mera Kanunu ile mera alanlarının belirlenen kurallara göre kullanılması, sürekli denetiminin sağlanması ve korunması ilkeleri belirlenerek mera alanlarının disiplin altına alınması sağlanmıştır; ancak, mera ıslahı çalışmalarına henüz başlanılamamıştır.
habermerkezi isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
17-04-2008   #2 (permalink)

Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Nerden: Türkiye-
Mesajlar: 1
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Flowermeface is on a distinguished road




Post first month on the internet

this place is neat i have some friends on this site and they said nobody will pick on me here im quiet and listen. i joined elsewhere and they told me i was a newbie and posted in the wrong area sorry guys i am learning. be nice to me and im sure i can help you somehow thank you

im slowing understanding i never had internet my whole life because my dad was against computers now that im out of the house HAH he cant stop me now
Flowermeface isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
17-04-2008   #3 (permalink)

Kidemli Bahcesel Üyesi
 
kalamana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 182
Blog Yazıları: 10
Thanks: 1
Thanked 30 Times in 20 Posts
kalamana is on a distinguished road




Standart Cevap: TÜrkİye’de Erozyon

Hi Flowermeface, wellcome our site. Where are you from. I am from in istanbul and bahcesel editors too. this site members speak in turkish language. Do you understand turkish language? good by, sincerely yours.
kalamana isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alıntı ile Cevapla
Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:28 .
Powered by www.Bahcesel.com
vBulletin 3.7.3 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Integrated by BBpixel ©2004-2009, jvbPlugin

Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0(Registered)
Bahcesel.com
Bahceselforumsel© 2007 bahcesel.comAd Management by RedTyger


Reklam Alanı
Aldesem.com. Tarımda e-ticaret merkezi



b5a
b5a b5a






Elektriğe Yönünü Biz gösteriyoruz

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279